Her yer sansür, herkes Fatih! #4saat

19.02.2014 11:35:18
A+ A-

Radikal.com.tr dün yine çok güzeldi. Radikal Gazetesi ve internet sitesi  ana akım yayım organlarının içerisinde olan; sermayeye, sermayedara göbekten bağlı olan bir kuruluş. Buna rağmen Radikal, farkını ve saygınlığını koruyor. Günlük dağıtımı olan gazetelerin içerisinde habere dair en iyi ve kaliteli haberi sunan yayın kuruluşu benim gözümde.  Gazetenin farkındalığını korumasının sebeplerinden biri içerisinde 'Fatihler' yerine yaptığı haberlerle 'Oğlum İsmail' şeklinde tehdit mesajları alan gazetecilerinin bulunmasıdır kuşkusuz. Ballandıra ballandıra anlatmamın sebebi, "yazımı yayımlamazlar, onları güzel anlatayım" derdi değil bendeki; nitekim yazdığım 40 yazıda Radikal Blog yönetimi tarafından tek sansüre dair işlem yapılmamış biri olarak yazıyorum bu satırları. 

Radikal'de geçtiğimiz gün uyguladıkları #4saat protestosu ses getirdi. Çok başarılı ve yerinde bir eylemdi. Rakibi birçok medya kuruluşunu da kapsayacak ve sansürleyecek olan bu #4saat yasası bir tek Radikal tarafından duyuruldu. Geleceğin gösterildiği eylemde, hükümet tarafından uygun bulunmayan yazıların, görsellerin, içeriklerin her hangi bir mahkeme süreci olmadan 4 saat içerisinde kapatılabilme hakkının tanınması çarpıcı bir şekilde sunulmuştu. 

Gezi Parkı direnişinin / isyanının ülkeyi değiştirmediğini söylersek bu büyük bir aldatmaca olur. Gezi, sosyolojik tabanı olan bir ayaklanmadır ve başarısızlıkla sonuçlanan bir sokak hareketi değildir. Gezi, parantezin bir tarafı çadırların yakılması ile açılan ve faşist uygulamalara, özel hayat ihlallerine, toplumu yukarıdan şekillendiren mühendislere karşı verilmiş bir mücadele ve zamanlama açısından diğer parantezi kapatılmamış bir süreçtir. Yani; daha anlaşılır bir ifadeyle Gezi dinamik ve aktifliğini koruyan bir direniştir. 

Gezi direnişinde ve 'Arap Baharı'nın yaşandığı ülkelerde direnişçilerin birbirleriyle en çok  haberleştiği mecra olan sosyal medya, muktedirler tarafından elbette ki 'şeytan işi', 'makara, kukara' olarak görüldü.  Muktedirlerin, televizyon şirketlerini ellerine geçirdiği; 'Alo Fatih hattı' ile medyayı içten fethettiği, gazete yazarlarının başlıklarını belirlediği; dizilerin senaryosunun değiştirildiği bir dönem bu dönem. 12 Eylül faşizminden farkı olmayan, sadece 21. yüzyıl şartlarına uyarlanan bu yönetim anlayışı yönetenlerin, ülkeyi nasıl yönettiklerinin en büyük kanıtı. Değişen sadece suretler; fikirler zikirler aynı. Bir yanda "netekim"; bir yanda "biz biliriz" anlayışı.

Abdullah Gül, geçtiğimiz gün çok tartışılan internete 'sansür' yasasını onayladı. İsmine her ne kadar, özgürlükler, güzellikler deseler de, onların iyi, güzel hoş dedikleri; biz halkları için aynı derecede bir anlam ifade etmiyor. Bu iyilik güzelliğin farklı olmasının sebebi ise basit. Bizler, bu yasayı ve yapılan bir çok yasayı dayatmacı, despotik ve faşistçe görürken, onlar ise iyilik ve güzelliğin resmini çizmek ile meşgul oluyorlar. Geçtiğimiz aylarda en popüler sosyal paylaşım sitelerinden olan Twitter ile bir anlaşma imzalanmış ve bunun 'paralelinde' kimi kullanıcı hesapları kapatılmıştı. Bu hesaplara Radikal Blog'dan ben ve Dila Karam'ın twitter hesapları da dahildi. Twitter hesabımın kapatılma sebebi ise Radikal Blog'dan dolayı 'fişlenmiş' olma ihtimalim idi. Fişlemelerin o gün başlamadığı gibi; sansürün de o gün başlamadığı apaçık ortada. 

Gezi direnişi sırasında sosyal medyadan dünyaya yayılan şiddet görüntüleri, yardım çağrıları iç politikada karizması olmayan fakat dışarıda az çok bir karizma yapan hükümetin rengini göstermişti. Kimi TV kuruluşlarının 'Türk Baharı' olarak dünya kamuoyuna sunulduğu Gezi direnişi, Erdoğan'ı epey zora sokmuştu. Gezi sırasında sosyal medya üzerinden örgütlenip sokağa çıkan insanların hangi sokakta polis var, barikatların nerede aşıldığı, nerede takviyeye ihtiyaç olunduğu gibi paylaşımları ve Gezide katledilen canlarımızın TV'ye haber olamadığı zamanlar gezi direnişinin  ve bu toprakların en çarpıcı sahnelerinden biriydi kuşkusuz. Gezi'de baş edilemeyen bu durumdan sonra Ak Parti tarafından Twitter için eleman aldığı ve sanal alemi de ele almak istediğinin göstergesiydi. Bu doğrultuda uygulanan küçük çaplı sansürler, site kapatmalar, sayfa kapatmalar yetmeyince çare kökten değişikliğe gidilmekle bulundu. Ve şu an üzerinde konuştuğumuz yasa hazırlandı. Bu internet yasasına karşı gerek pasif tarzda gerek aktif tarzda yapılan protestolar bir meyve vermedi.

Kimileri Abdullah Gül'ün tehdit etti. Eğer yasayı 'retweetlersen' seni takip etmekten vazgeçeriz; seni spamlarız; sana küseriz. Elbette ki pasif ama gereksiz söylemlerden bir tanesi. Üzerinde durulması gereken şu: Abdullah Gül tıpkı Erdoğan gibi, bu ülkeyi yöneten ve Erdoğan'ın verdiği bütün kararlarda onunda imzası bulunan, bu devletin en üst kurumunu temsil eden kişi. Dolayısıyla medet umduğunuz kişi aslında bütün bu olaylarda bizzat adı geçen,  sorumluluğu olan kişi. Medet umarak, talep ederek bir yere varamayız. Abdullah Gül daha mı 'özgürlükçü' Tayyip Erdoğan'a göre? Abdullah Gül'ün, cumhurbaşkanı olmasından dolayı, ülkenin siyasi polemiklerine uzak olması onu kimilerinin gözünde Erdoğan'a göre daha iyi bir kişi olarak gösterir. Halbuki; kandırılıyorsunuz. Bu çarklı sistem içerisinde bütün dişler aynı. Onlar bizleri üzüm olarak görmekte; ezilmeye hazır, şarabımızı vermek için  ezilen üzüm taneleri. 

Medet umacağımız, yardım bekleyeceğimiz kişiler Abdullah Gül değildir; yahut arasının bozuk olmasından dolayı Fethullah Gülen değildir. Hepsi aynı düşünceye sahip olan insanlar ve bu sistemin uygulayıcıları. Nitekim beklenen oldu ve Abdullah Gül, okumadan onayladı yine sansür yasasını. Bundan sonra ne değişecek peki? Hükümet meşruluğunu kaybetme noktasında daha derin bir yara alacak. Çünkü yapılan bu düzenleme yine özel yaşama müdahale ve halkın tepkisine neden olacağı bilinerek yapılan bir hamle. Gazeteciler daha ağır baskılar altında çalışacaklar. Girdikleri haberlerin ne zaman kaldırılacağını düşünerek meslek hayatlarını devam ettirecekler. Belki Radikal Blog’da var olan sert muhalif yazılardan dolayı kimi arkadaşların blogları kapatılacak. Bunu da göreceğiz mesela... Basılmamış kitabı toplattıran AKP Hükümeti, Radikal Blog sayfasını kapattıracak. Gerekçe basit; terör propagandası, bomba etkisi yaratan blog yazıları vs. vs... Her ne kadar kendilerini iyi-güzel-hoş olarak tanımlasalar da ve 'tebaa' anlayışıyla memleketi yönetmek isteseler de artık her şey eskisi gibi değil. Kral çıplak!

"Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, 

hani şu derya içre olup 

                            deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. 

Ve bu dünyada, bu zulüm 

                                    senin sayende. 

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 

ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 

                      kabahat senin, 

                                     — demeğe de dilim varmıyor ama — 

                      kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! "

Nazım 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.