scorecardresearch.com

alevi ve kürt sorununun ortak kaynağı: ittihat ve terakki..

24.10.2012 14:11:48
A+ A-

 

alevi ve kürt sorunu sanıldığı gibi, birbirinden ayrı iki sorun değil, tersine bugün yaşadığımız alevi ve kürt sorununun başlangıcı aynı noktaya dayanıyor; ittihat ve terakki. türkiye cumhuriyeti'nin kuruluşundan önce, onu yaratan temel felsefe ittihat ve terakki ile biçimlenmişti. tarihçi değilim ama bugün yanlış bilinen bu konuyu, araştırmacı yazar mehmet bayrak'la almanya'nın köln kentinde yaptığımız uzun sohbetleri ve kendimin araştırma bile sayılmayacak kaynak taramalarını referans alarak biraz açmak istiyorum.. acelemiz yok, tarihe karşı bir kinimiz de yok ama bugün konuşup anlaşamadığımız bir çok konunun kaynakları, referansları bir türlü düzgün yazılamayan tarihimizde gizli.. (bu yazıyı mehmet bayrak'ın dezenformasyon içermeyen araştırmacı etiğine ve yıllarını verdiği koca kitaplarıyla ağaran saçlarına armağan ediyorum. cümleleri kuran ben olarak görünsem de, bu yazının nedeni de olan gerçek sahibi odur..)
 
türkiye cumhuriyeti'nin bugün ki temel dokusuna damgasını vuran; ittihat ve terakki zihniyetidir. temelleri 1889'un haziran ayında, istanbul askeri tıbbiyesi'nde ittihad-ı osmani cemiyeti'nin kuruluşuyla atılan ve 1893'te osmanlı ittihat ve terakki cemiyeti adını alan ittihat ve terakki hareketinin ne gariptir ki  5 kurucusundan ikisi kürt diğerleri de arnavut, rum ve çerkez'dir, yani kuruclarından hiç biri türk değildir. cemiyetin amacı da istibdada karşı direnmek, özgürlüğe ve eşitliğe yer veren bir yönetimin kurulmasını sağlamaktır. cemiyetin kurucularından olan dr. abdullah cevdet ile dr. ishak sukûtî kürt'tür, mehmet reşit çerkez'dir, ibrahim temo rumdur ve şerafettin mağdumî ise sanırım arnavut'tur.
 
burada bir parantez parantez açalım: abdullah cevdet dersimli bir kürt alevi'sidir ve ilk öğrenimine hozat'ta başlamıştır, babası ömer vasfi efendi ise diyarbakır birinci ordu tabur katipliği yardımcısıdır. o dönemde, abdullah cevdet'in cağaloğlu'ndaki evinin alt katında, onun kiracısı olarak oturan zekeriya ve sabiha sertel çiftinin kürt olduğu için aşağıladığı, ateist ve ingiliz ajanı olduğunu iddia ettiği abdullah cevdet'i başka bir yazımda tek başına yazmak isterim çünkü tarihimizin sırlı kapılarının ardı bu tarz isimlerde gizli. dersimli yazar hüseyin akar'ın şu cümleleri dikkatimi çekti; "temmuz 1894'te tıbbiye'yi bitirerek haydarpaşa hastanesi'nde göreve başladı. kolera salgını nedeniyle kasım'da geçici görevle diyarbakır'a gönderildi. ittihat ve terakki cemiyeti'nin diyarbakır şubesinin kuruluşunda önemli rol oynadı. burada tanıştığı baytar mektebi öğrencisi ziya'yı (gökalp) etkileyerek örgüte girmesini sağladı" ziya gökalp'in sonradan nasıl türkçülüğe eğildiği konusunda, bu karşılaşmadan yeterince ipucu alıyoruz. öte yandan yazar yusuf ziya ortaç ise şöyle diyor abdullah cevdet için; "fuzuli'nin türk olmadığını sevinerek söylerken, ziya gökalp'e çarpıp nasıl paramparça olduğunu hiç unutmam", bu anekdot da bana çok ilginç geldi. yine rasim giresunlu'nun, onun için "gizli kürtçü" dediğini, "eski jön türkçü yeni jin kürtçü" nitelendirmesi yaptığını ve abdullah cevdet'in gerçekten de çok sonraki yıllarda kürt teali cemiyeti'nde çalışarak, türkçe karşılığı "yaşam" olan "jin" dergisinde, örgütün görüşleri doğrultusunda yazılar yazdığını da ekleyelim.. bir dönemin kara kutusu niteliğindeki kürt kızılbaşı abdullah cevdet'i ve dersim-diyarbakır bağlantısını başka bir yazıya saklayarak asıl konumuza devam edelim..
 
ittihat ve terakki'nin kurulduğu dönemde bütün muhalif yapılar, bu hareketi destekledi. çünkü eşitlikçi, özgürlükçü bir söylemle saltanatı yıkıp cumhuriyeti kurdular. 600 yıllık saltanat yıkıldı. tüm halklar ve inançlar bu harekette kendilerini buldular. örneğin, o dönemde 20 civarında kürt demokratik örgütü kurulmuştu ve 15 civarı kürt gazetesi, bu özgürlük ortamından cesaret alarak yayın yapıyordu. durum diğer azınlıklar için de farklı değildi..
 
fakat ittihat ve terakki hareketinin kontrolü balkanlı türklere geçtikten sonra, türk-islam ekseni içinde yer almayan tüm diğer kesimler bu hareketten uzaklaşmaya başladılar. 30 eylük 1912'de selanik'te yapılan ittihat ve terakki'nin 3. büyük kongresi bu konuda tarihi bir dönüm noktasıdır. dikkatinizi çekmek isterim ekim 1912'de balkan savaşı başladı ve 8 kasım 1912'de yunanlılar selanik'i işgal etti. bu arada türkçülük fikrinin sistematiğini oluşturan ve diyarbakır askeri rüştiye mezunu bir zaza olan ziya gökalp'in de, ittihat ve terakki cemiyeti'nin diyarbakır üyesi olarak 1912 selanik kongresi'ne katıldığını belirtelim. hiç biri türk olmayan balkan kökenli enver paşa ve talat paşa ile 'kürt kökenli' ziya gökalp, bu kongreyle birlikte hareketi türkleştirdiler. o dönemden sonra ittihat ve terakki, tek tip toplum yaratmayı önüne hedef olarak koydu. ziya gökalp kollarını sıvayıp ittihat ve terakki'nin eli kalem tutan tüm adamlarını bir araya getirip, bu politika doğrultusunda; tek millet türkler, tek din islam anlayışını rehber edindi. 
 
kck yürütme konseyi üyesi zübeyir aydar, geçtiğimiz temmuz ayında yaptığı açıklamada, 1912 selanik kongresini referans göstererek şunları söylemişti; "bu yaklaşım yeni değildir, ittihatçıların yaklaşımıdır. ittihatçıların 1910 (tarihi yanlış hatırlayabilirim, 1912 de olabilir) selanik kongresi kararlarına dayanır. bu kongrede alınan gizli karar gereği osmanlı ülkesinde var olan gayri müslimler (rumlar, ermeniler, asurîler) ya müslümanlaşıp türkleşecekler, müslüman (kürtler, araplar, arnavutlar) olanlar da, ya türkleşecekler ya da bu topraklarda barınmayacaklardır. aslında 100 yıldır yürürlükte olan karar budur. bu 100 yıllık karar gereği anadolu da ne rum, ne ermeni ne de asurî bırakıldı. araplar ve arnavutlar ayrılıp devletlerini kurdular. kala kala kürtler kaldı. katliam ve ağır asimilasyona rağmen varlıklarını kurumaya devam ediyorlar. dünyanın neresinde olursa olsun türkiye'nin kürt fobisi, kürt düşmanlığı buradan geliyor." zübeyir aydar doğru cümleler kurmuştu ama alevileri unutarak büyük de bir haksızlık etmişti çünkü kala kala bir tek kürtler değil, aleviler de yarı yolda kalmıştı ve zübeyir aydar'a bir eleştiri olarak söylemeliyim ki; bu bahisde alevileri dile getirmemiş olması bir eksiklikti..  
 
araya küçük bir anekdot daha alalım; ziya gökalp, vakti zamanda psikolojik bir buhran içine düşüp intihara teşebbüs eder ancak kurşun beynine isabet etmediği için bu teşebbüsü ölümle sonuçlanmaz. hilmi ziya ülken, çok ilginçtir ki türkçülüğün esaslarını tesis eden ziya gökalp'in bu intihar hadisesini; hocası doktor yorgi efendi'den aldığı felsefe eğitimi ile ailesinden aldığı dini muhafazakar eğitim arasında yaşadığı çatışmaya bağlar. gökalp "hocasının ateizm fikirlerinden etkilenmiş ve uzun bir süre bir çıkış yolu bulamamıştır, ilerleyen zaman içerisinde, tasavvuf üstüne eğilmesiyle bu kötü duygudan kurtulmayı başarmıştır." ziya gökalp'te, dr. abdullah cevdet'le birlikte tarihimizin başka bir kara kutusudur ve başlı başına bir yazı konusu edilmeyi hakeder..
 
neyse efendim, biz konumuza devam edelim. bir zamanlar kürt ve ateist olan ziya gökalp ile ekibi; türkçü-islamcı çizgiyi oturtma sürecinde, ilk olarak türklerden sonraki en büyük topluluk olan kürtler, sonra da kızılbaşlar ve ermeniler üzerine çalışırlar. ziya gökalp'in yeni politikalarını açılımladığı o meşhur nutkunu ve sonrasını mehmet bayrak'tan aynen aktarıyorum:
 
"'biz, siyasi bir inkılap (devrim) yaptık.yani meşruti bir yönetim oluşturmakla kalıp değiştirdik. oysa en büyük devrim, toplumsal devrimdir.sosyal yapımızda, kültür alanında yapabileceğimiz devrimler, en büyüğü ve en verimlisi olacaktır. bu da, ancak türk toplumunun morfolojik ve sosyolojik yapısını tanımakla olur. bunların başında anadolu'nun çeşitli dinsel inançları, tarikatlar, sekt'ler ve türkmen aşiretleri gelir. bu kurumları incelemek üzere bilim gücü tam olan arkadaşları, bu kutuyu açmaları için gönderelim' bunun üzerine, parti genel merkezi, kürtler'i incelemek üzere daha çok habil adem olarak bilinen naci ismail (pelister)'i, kızılbaş ve bektaşiler'i incelemek üzere baha said'i, ahiler'i incelemek üzere bursalı mehmet tahir (olgun)'i ve hasan fehmi (turgal)'yi, ermeniler'i incelemek üzere esat uras'ı görevlendirir."
 
bu demeçten sonra kürtleri asimile etme görevi arnavut kökenli naci ismail pelister'e verilmiştir. naci ismail; kürt diye bir milletin olmadığını, bunların dağ türkü olduğunu 'ispatlayan' bir rapor hazırlar ve bu rapor "alman blim adamı dr.friç" adıyla 1918 yılında yayımlanır. naci ismail'in bu durumu 11 şubat 2007 tarihli zaman gazetesindeki bir haberde de şu şekilde dile gelmiştir; "osmanlı'nın son döneminde ittihat ve terakki'nin önde gelen isimlerinden ve milliyetçi cereyanın önemli kalemlerden naci ismail pelister. pelister, dr. bukkert, dr. frayliç gibi uydurma alman profesör imzaları atarak, türk ırkının üstünlüğünü dile getiren makaleler yayınlar. hatta bu isimleri kullanması, bu iddiaları nasıl bir alman'a yıkabilirsiniz? diye almanya'nın devlet düzeyinde itirazlarına ve iki ülke arasında diplomatik sürtüşmelere neden olur." başka söze gerek var mı bilmiyorum..
 
naci ismail'in kızılbaşlar adına da çalışmaları var. zaten adı geçen kişi bütün çalışmalarını, batılı bilim adamı sıfatıyla ve düzmece isimlerle çıkarıyor. bugün artık deşifre edilmiş olan bu zatın ismini lütfen hafızanıza yazın çünkü bugünümüzü cehenneme çeviren kilit isimlerin en başında gelir. yüzbinlerce kürdü iç ve batı anadolu'da zorunlu iskana tabi tutan kişi de budur. bir zamanlar hüküm süren tansu çiller'in, sırdaşı sıfatıyla ün kazanan gönül pelister'in de, naci ismail pelister'in kızı olduğunu belirtmiş olalım. asıl kötü olanı da şudur ki; daha sonra gelen bütün kemalist yönetimler, naci ismail'in kitaplarına göre davrandılar. türkiye cumhuriyeti'nin, bugüne uzanan 89 yıllık paradigmasında onun görüşleri belirleyici oldu. aynı kişinin "uluslararası asimilasyon yöntemleri" isimli bir kitabı daha vardır ki, ne yere sığdırabilirsiniz ne göğe..
 
"naci ismail pelister, ermeni katliamı sonrasında balkanlar'dan getirilecek muhacirlerle , ülke içinden göçürtülerek mecburi iskâna tabi tutulacak ve asimile edilecek aşiretlere  göre ikili bir plan yapıyor. başlıklar halinde plan şöyle:
şube: 1- vatan dışındaki göçmenler
1- sömürgelerde yalnızca tek bir topluluk oluşturmak,
2- sömürgelerdeki halkları asimile ederek, birleşik bir ulusal topluluk oluşturmak,
3- sömürgelerdeki halkı yokederek yerleşmek,
Şube: 2- vatan içindeki göçmenler
4- ülke içindeki halkı ülke içinde başka bir yere yerleştirmek
5- ülke dışından ülkeye göçmen getirmek,
6- ekonomik kazanç için gelen ve kendikendilerine yerleşen göçmenlere karşı uygun bir yönetim izlemek.
ittihad yönetiminin aşiretlerin asimilasyonuna ilişkin planı da 1925'ten başlayarak adım adım uygulamaya konur. 1925'te uygulamaya konan şark ıslahat planı'nda bu konuda hükümler bulunduğu gibi, 1927'de "bazı kişilerin doğu İllerinden batıya nakline dair kanun", 1934'te "2510 sayılı mecburi iskân kanunu" ve 1935'te "tunceli kanunu" çıkarılır. 1936'da ise, ankara'da, içişleri bakanı'nın başkanlığında genel müfettişlikler toplantısı düzenleniyordu. toplantıya genel müfettişlerin yanısıra, genelkurmay temsilcisi ve diğer yetkililer katılıyordu.
1934'te şark illleri genel müfettişi olup, kürt sorunu ile ilgili bir rapor hazırlayan avni doğan, sözkonusu toplantıda ele alınan konuları şöyle özetliyor: "toplantıda görüşülen çeşitli meseleler içinde   şark vilayetlerinde ıslahat yapılması, ırk ve din meselelerinin halli, türk kültürünün yaygınlaştırılması ve anasırın (etnik toplulukların) temsili (asimilasyonu) belli başlı bir yer tutmuştur." (bkz. m. bayrak: kürdoloji belgeleri, s.263)
 
şimdi de, ziya gökalp'in alevilik/kızılbaşlık konusunda yönlendirdiği ve ittihat yönetiminin görevlendirdiği kişiye gelelim.. bu kişi dağıstanlı sunni bir çerkez olan baha said'dir ve 'milli mücadele' yıllarında halk desteğini sağlamak üzere bizzat mustafa kemal tarafından 'irşad heyeti'nde görevlendirilmiş bir zattır ve resmi tarihte adı 'kahraman' olarak geçer; "anadolu'yu karış karış dolaşıyor, türk kabilelerinin ve özellikle doğu illerindeki dağlık bölgelerde yaşayan ahali ve aşiretlerin soy, mezhep ve geleneklerini inceleyen bir çalışma yapıyor" (aktaran: m. bayrak: bkz. ismail görkem: türk folklor araştırmaları tarihinde milli talim ve terbiye cemiyeti ve baha said bey'in yeri )
 
birinci nüshası atatürk'e, ikinci nüshası hükümet adına rıza nur'a verilen, ziya gökalp'ın "kürt aşiretleri hakkında içtimai tetkikler"  çalışmasının dördüncü nüshası verilecek kadar önemli biri olan baha said bey; ittihadçıların ve cumhuriyetçilerin alevi-bektaşi politikası'nın temellerini atan iittihatçı ideologlardan biridir. bu kişi, ittihad-terakki iktidarı döneminde 1914-1915 yılları arasında devlet adına bir "alevilik bektaşilik araştırması" hazırlıyor (bkz. nejat birdoğan: ittihad-terakki'nin alevilik bektaşilik araştırması (baha said bey), berfin yay. ist. 1994). baha said'in, ittihad ve terakki partisi genel merkez hocası ziya gökalp'ın önerisi üzerine hazırladığı bu rapor, gizli politikalar halinde değerlendirilirken; cumhuriyet döneminde 1926-27 yıllarında bilince çıkarılarak türk yurdu adlı türkçü dergide yayımlanıyordu. bu da, her iki dönemdeki politikaların devamlılığının bir başka göstergesiydi. meşrutiyet döneminde hazırlanan ancak bütünüyle uygulamaya konulamayan bu rapor, cumhuriyet döneminde yayımlandığı gibi; gerek kemalist olarak bilinen ünlü yazarlar, gerekse gazeteciler, kızılbaşlığı ve kızılbaşları aşağılayan yazılar ve yazı dizileriyle bu politikaya eşlik ederler. öyle ki, yönetimin yarı-resmi gazetesi cumhuriyet'in haftalık ekinde tefrika edilen "dersim kızılbaşları" konulu bir yazı dizisi, kızılbaşları pirlerinden, rehberlerinden, mürşidlerinden, ocaklarından ve dinlerinden nefret ettirmek için sayısız iftiralara ve suçlamalara yer verir" (aktarımlar ve kaynaklar için bakınız: mehmet bayrak: ortaçağ'dan modern çağa alevilik, özge yay. ankara, 2004)
 
bütün bu aktarımlardan sonra, gelelim kıssadan hisseye; alevilik bizim literatürümüzde o zamana kadar yoktur, sadece arap literatüründe bugün ki şiiler için kullanılan bir kavramdır. cumhuriyet öncesinde ittihat ve terakki ile başlayıp, cumhuriyet döneminde yoğunlaştırılarak sürdürülen bütün bu asimilasyon süreçlerinde amaç kızılbaşlığı ortadan kaldırıp, binlerce yıldır gelen bu tarihsel geleneği ali yandaşlığına indirgeyip, türk ve müslüman olarak sunarak bektaşiliğin içinde eritmekti. ermeniler ve diğer gayr-i müslim unsurlar bir kıyım ve baskı siyaseti ile bitirilip, kürtler asimile edilip islama entegre edildikten sonra tek millet kısmı tamamlanacak; kızılbaşları da köksüzleştirip "alevi" ismiyle müslümanlaştırdıktan sonra ise 'tek din' kısmı halledilecekti. böylece halklar ve inanışlar bahçesi olan anadolu toprağı tarihinin hiç bir döneminde görmediği bir baskı, zorunlu iskan, zulüm ve katliamlarla tek millet türkler ve tek din islam olarak yoluna devam edecekti..
 
işte bugün yaşadığımız ve yüzbinlerce ölüme sebep olan bütün sorunların temeli, o dönemde kurulan ittihat ve terakki'nin, sonradan devlet politikası ve resmi ideoloji haline getirilen bu paradigmasına dayanıyor. 1923'te atatürk tarafından kurulan türkiye cumhuriyeti, ittihat ve terakki'nin bu zihniyetinin devamıdır. gelecek yazıda sohbeti yine mehmet bayrak'la köln sohbetlerimizde aldığım notların rehberliğinde; alevilik ve aleviler ile kürt alevileri, kürtlük ve alevilik bağlamında sürdüreceğim. alevilerin cumhuriyet ve atatürk'le 'laiklik' üzerinden sürdürdüğü tek yanlı aşkı da buna dahildir..
 


YORUMLAR

ittihat ve terakki yazıma gelen eleştiriler.. -

yazımla ilgili sosyal medyada kimi eleştiriler geldi, bir kısmını paylaşmak ve yanıtlamak istiyorum.. gelen eleştiriler tırnak içinde verilmiştir, diğerleri benim yanıtlarımdır: "kürt sorununun kaynağı ittihatçılardır. çünkü uluslaşma süreci beraberinde şovenizmi getirir. çünkü her milliyetçi akım içinde bir emperyal gen taşır. ancak aleviliğin hedefte olmasının bunlarla ilgisi yok. çünkü alevilik inanç birliğidir, ulusal bir birlik değildir. alevilere yapılan saldırıların altında inanç sistemine uymama var. alevilere saldırılar taaa ebusuudlara, fatihlere ve yavuzlara dayanan bir süreçtir.. nasıl ittihat ve terakkiyle başlıyo anlamakta zorluk çekiyorum. bu tespitin osmanlı dönemi alevi kızılbaş katliamlarını görmezden gelme ve osmanlı avanesini şirin gösterme anlayışına hizmet etmez mi?" "ittihat ve terakki'den önce osmanlı alevilere kırmızı gül mü veriyordu? katli vaciptir fetvaları alevi kızlbaşlar için değil miydi" bir yazıda değinmedim diye, sanki onları iddia etmişim gibi muamele edip bu kadar keskin yargılamalar yapılmasını doğru bulmuyorum.. bu yazıda bir osmanlı savunusu yok, eleştirisi de yok, hatta yazının osmanlıyla hiç alakası da yok.. günümüze kaynaklık eden yakın dönem ve özellikle ittihat terakki ile kurumsallaştırılan tek din-tek millet anlayışı süreci ele alınmaktadır.. anlaşılmayacak birşey yok, anlattığım çok net: günümüz resmi devlet ideolojisine kaynaklık eden sürecin 1912 selanik kongresinde başladığını ve devamındaki gelişmeleri kendimce dile döktüm.. bunda nasıl bir sıkıntı olduğunu da anlayabilmiş değilim.. " 'herşey ittihat ve terakkiyle başladı' sözü öncesini yani dört yüz yıllık osmanlı zulmünü görmezden gelmektir. günümüze kaynaklık eder dediğin ve alt paragrafta da günümüz resmi devlet ideolojisine kaynak olarak gösterdiğin ittihat ve terakki anlayışı osmanlı devlet geleneğinin kapitalist sistemdeki devamıdır. bizim açımızdan osmanlı ve ittihatçılık inanç olarak alevi karşıtlığıdır. ama idrisi bitlisi anlayışına göre osmanlıcılık iyi ittihatçılık kötü olabilir... bu sizim sözümüz değildir, olmamalı da.." eğer o açıdan bakarsak ve süreci 400 yıllık osmanlı zulmüyle başlatırsak, ben de bu başlangıcı; ortakçı-pagan zihniyetin bozulup semavi dinlere ve sınıflı topluma doğru giden aklın oluşmaya başladığı ve bugün ki modern akla da kaynaklık ettiği yaklaşık m.ö. 3000 yıllarını referans gösteririm:-) lütfen, birbirimizi anlamaya çalışalım. ben osmanlı zulmünü inkar etmiyorum.. ancak ittihat-terakki aklının osmanlı devlet geleneğinin devamı olduğuna katılmıyorum. osmanlı'da bu kadar başat bir etnisite yoktu hatta türkmenler aşağılanıyordu.. ittihat ve terakki başka bir şeydir.. "yanlış bir bilgidir....alevi sorunu kürt sorunundan önce selçuklu döneminde olan soykırım ile devam etmiştir... biraz alevilik konusunda okuyan bu kadar basit bir tarih bilgisine hemen ulaşır... mehmet bayrak sanırım kürt ırkı ve alevi sorunu konusunda yakın zamandan bahsetmiştir... yakın zaman içinde de hamidiye alayları sonucuna bakınca kürt sorunu ile karşılaşırız. o dönemde de ittihat ve teraki partisi henüz sellanikten yürüyüşe geçmemişti... burada ittihat ve teraki katillerini elbette savunmam ama tarih kronolojik bakılması gereken bilgiye ihtiyaç duyar..." yine tekrar edeyim; bu yazının konusu bugün ki, cumhuriyetin resmi ideolojisinin oluşumu ve buna öncülük eden ittihat ve terakki'nin tek millet, tek din anlayışının oluşum sürecidir.. bu süreçte de kürt, alevi, ermeni, gayr-i müslim herkesin ortak sorununun başlangıç yeridir.. selçuklu dönemi, hamidiye alayları vs. yazının konusu değildir.. "bugünkü her şeyin sorunu ittihata dayarsak, öncesi yaşanmış deri yüzmeleri, kazığa oturtmatmaları, idamları hoşgörü içinde kalmasına sebep olur. bugün yaşadığımız kürt ve alevi sorununda bir kırılma noktası olarak ittihat ve terakki partisi döneminde uluslaşma fikri ve fransız devrimin ülkemize yaymış olduğu düşmanlığı konu alıyoruz diyebilirdin... bugünkü ideoloji asker kemalistlerin yerine cami kemalisterin aldığını söylesen eh biraz liberal düşüncedir, ne derse der kabul edilebilir derim ama durduğun nokta liberallerin yanında olmasına rağmen onların da duygularını tam yakalayamadığını gösteriyor... tarih yazımı gördüğün gibi riskli bir durumdur, kronolojiyi atladığın an istenmeyen sonuçlara çabuk ulaşırsın... blog sayfan hayırlı uğurlu olsun, piyasada bir sürü blog sayfası açacağın yer varken, fettuhaın öğrencisinin genel yayın yönetmeni olduğu mecrayı seçmen de yazına uygun olmuş sanırım... :))) bool bol yazı yazman dileği ile... :)))" her türden eleştirinin başım gözüm üstünde yeri vardır çünkü yapıcı bir eleştirinin hem dilimizi hem kalemimizi terbiye ediciliğine ve buna ihtiyacımız olduğuna inanırım. ancak bu yazıda kelime sündürüp başka anlam yükleme yok. başlığın ittihat ve terakkiyi referans alıp kürt ve alevi meselesini buradan ortaklaştırdığı gayet açık.. ve ayrıca tarihçi olmadığımı sadece mehmet bayrakla sohbetlerimizden yola çıkarak bir süreci irdelediğimi de en başta yazmıştım. bu yanıyla atladığım bir kronoloji de yok, öyle bir amacım da yok. ikincisi; ittihatçılar öncesine değinmemiş olmam, onu yok saydığımı göstermiyor. üçüncüsü liberal ya da şu bu olma iddiam yok, ben sadece kendimim ve kendimi belli bir anlayışla ifade etmem şart değil. anlayacağın kimsenin duygularını yakalamaya çalışmıyorum, amacım sadece kendimi kendim gibi ifade edebilmektir. son olarak, piyasada bir sürü blog var, doğru ama ben kendime radikal blog'u seçtim. ilk yazımı tamamen bu konuya ayırmıştım, ordan okursan tekrar etme zahmetinden kurtulurum.. şunu da ekleyeyim: "fetullahın öğrencisinin genel yayın yönetmeni olduğu mecrayı seçmen de yazına uygun olmuş sanırım... :)))" cümlesini hoş bulmadım, dahası hakkaniyetli değil. çünkü bilen bilir, kendi vicdanım dışında kimseye eyvallahım yoktur.

0 2
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.