scorecardresearch.com

Dış ilişkilerde strateji ve taktiğin birbirine göre farkını gözetmenin önemi

22.05.2013 09:35:09
A+ A-

 

Başbakanın ABD gezisi sonrası değerlendirilmeleri devam ediyor. Sanırım konunun sıcaklığı geçtiği için askerde 'taarruz geçti rahat olun' dendiği gibi gezinin ciddi havasından kurtulundukça gezi değerlendirilmelerinde daha gerçekçi olunmaya başlandı. Öyle ki gezideki karşılama ve ağırlama seronomisine odaklanıp sadece onu öne çıkaranlarla dalga geçmeye bile başlandı.

Bu arada bazı kalemler de 'İsrail Suriye'yi vuruyor sindiriyor, ancak Türkiye bunu yapmıyor. Oysa bölgesel güç olmak dediğini yapmaktan geçer. Reyhanlı katliamı sonrası veya Suriye'nin kimi sınır ihlallerine karşı İsrail gibi sert olmak; gerektiğinde Suriye'yi uyarıcı şekilde vurmak gerekir. Yoksa senin büyük devlet iddianı kimse ciddiye almaz'  diye sanki AKP'yi veya sayın başbakanı savaş için kışkırtıcı yazılar yazıyor.

Gezinin sadece ağırlama faslını öne çıkarıp içeriğini pas geçenlerle nasıl dalga geçiliyorsa, böyle kışkırtıcı yazıları da ciddiye alıp, iktidarı sayın başbakanı 'aman ha!!' diye uyarmak da sorumluluk taşıyan basının, kalemlerin, aydınların görevi olmalı diye düşünüyorum.

Sorumluluk taşıyarak gerçekleri yazarken savaş kışkırtıcılığı yapmayan, yapmaktan kaçınan gazetecilere Elif Şafak örnek gösterilebilir. Elif Şafak değerlendirmelerinde ABD gezisinin dışını yani zarfı süsleme gayretkeşleriyle dalga geçerek onlara eleştirel yaklaştıktan sonra ABD'li üst düzey bir tanıdığından aldığı bilgiye dayanarak 'savaş kışkırtıcılığı yapmadan' bu görüşmenin içeriğini öne çıkarmaya çalışırken adeta sorumluluk taşıyan gazeteci örneğini sergiliyor.

Bana göre doğru da yapıyor. Çünkü asıl dost acı da olsa gerçekleri bütün çıplaklığıyla ortaya koyandır. Yazarın iktidar ve sayın başbakanla dostluğunun olup olmaması veya bu dostluğun seviyesi kendini ilgilendirir. Ancak yazar iktidarın ABD politikasının iç yüzünü yazarken gerçekçi davranıyor. Şöyle ki; o ABD'li üst düzey yetkili 'başbakanın El Kaide bağlantılı olduğu bilinen veya söylenen Nusra'yı savunuyor görüntüsü verdiğini' söylüyor. Bana göre bir iktidarın daha doğrusu başbakanın öyle bir görüntü veriyor duruma düşmesi hiç hoş değil. O ABD'li yetkilinin Elif Şafak'a anlattığına göre başbakanın; Uluslararası camia ve ABD tarafından terör örgütü olduğu ilan edilen bir örgüte 'sanki' arka çıkarak dış politikadaki kimi yanlışlıkları örtme çabasındaymış gibi bir algı yarattığı anlaşılıyor.

Bu durum dış ilişkiler açısından hiç hoş değildir. Bilinmeli ki devletlerin özellikle bu karmaşık dünyada yanılması çok abartılmamalı, çünkü olağandır. Yani devletler veya iktidarlar da 'pek ala' yanılabilir. Ama bu yanılgıyı önlemenin yolları öyle bir görüntü yaratmak olmamalı. Yeter ki dış ilişkileri ciddiye alacaksın, o zaman bu yanlışı önlemenin 'legal görünümlü' yolu 'pek ala' bulunabilir.

O ABD'li üst düzey yetkilinin anlattığına göre; ABD bile uluslararası ilişkilerde hep uzun vadeli stratejiye dayanan dış politika izlediği halde, Suriye gibi karmaşık yapıdaki sorunların çözümünde taktiksel davranıp anın durumuna göre değişken politika izleyerek yanılgılarından kısa sürede dönüp devletin dış ilişkilerdeki stratejisinin fazla zarar görmesinin önüne geçiyormuş.

Türkiye'de pek ala böyle durumlar için taktiksel bir yol izleyerek yanlıştan ani dönüş esnekliğine sahip bir dış politika izleyebilir. Ancak bunun için öncelikle uluslararası ilişkilerin uzun vadeli stratejiye bağlı devlet politikası olduğunu kabul etmesi gerekir. Sonra Suriye gibi 'iktidar ilişkilerinde öne çıkan' siyasi nitelikli durumlarda taktiksel davranarak olası yanlışlarda devlet politikasının zarar görmesinin önüne geçebilir/di.

Ancak bir iktidarın bu politikayı doğru uygulayabilmesi için de Dış İşleri Bakanlığının işleyişine siyasi kaygı ve çıkarlarla müdahale etmemesi gerekir. Ayrıca bu konuda görev verdiği siyasilerin de 'parti amigoluğuyla dış politikayı birbirinden ayıran, daha doğrusu parti amigosu olmayan' dış işleri sorumluluğunu taşıyan kişilerden olmasına önem vermesi gerekir. 

Sadece AKP iktidarının değil, geçmişten bu yana bütün iktidarların en önemli sorunu; yukarıda bahsettiğim devlet politikası ile iktidar politikası arasındaki ayrımının farkına varamayışlarıdır.

Tabi iktidarların bu ayrımının farkına varabilmesi için de basındaki 'savaş kışkırtıcısı olmayan' kalemlerin cesur olması, gördüğü yanlışlığın üzerine cesurca giderek iktidarı uyarması gerekir. Bunu yapması için yani iktidarı eleştirebilmesi için illa 'iktidarın her ak dediğine kara diyen' muhalefetin adamı olması gerekmez. Pek ala iktidara çok yakın 'gerçek dost niteliğindeki' kalemlerin 'dost acı da olsa söyler' ilkesiyle iktidarı uyarabilmesi, uyarması gerekir. Ve bu şarttır. İktidar veya başbakanlar ancak bu şekilde yanlış gidişin farkına varıp savaş kışkırtıcılarının markajından kurtulabilirler.

Başbakanın ABD gezisi sonrası gazetelerin köşe yazılarına baktığımda 'acı da olsa' doğruyu söyleyen, yazan gazeteci ve medya mensubunun azlığını, bu arada kimi kalemlerin ısrarla savaş kışkırtıcılığı yaptığını gözledim. Sanırım iktidarın selameti için öncelikle etrafındaki yağdanlıklardan veya savaş kışkırtıcılarından bir an önce kurtulup, gerçekleri korkusuzca söyleyebilecek olan dostları öne çıkarması gerekecek.

Ben AKP iktidarına çok dost biri değilim. Hatta muhalifim bile. Ancak iktidarın dış politikada yapacağı ciddi yanlışların faturasını ben de çevremle birlikte ödemek zorunda kalacağım için iktidarın dış politik ilişkilerde başarılı olmasını istiyorum. Onun için bu yazıyı yazdım.



YORUMLAR

Dış politika yazıları niçin umursanmıyor ???? -

İkidir yazıyorum 'dış politika yazıları niçin umursanmıyor?' diye. Bu blogda hemen her konuda çokça yazı var. Hemen hepsini açıp okuyan çok. Dış politika konusunda hepi topu 95 yazı var. Hepsinin toplan okunmuşluğu neredeyse diğer kategorilerde bir çok yazıdan en çok okunan birine ancak eşit. Halbuki ülkelerin başına çorap da dış politik ilişkilerde örülür, sırtına kazak da dış politik ilişkilerde örülür. Örneğin bizim ülkemizin demokratikleşip, demokratikleşemeyeceği neredeyse Ab ye orada açılacak olan fasıllara bağlanmış durumda. Örneğin Arap baharı diye Arap ülkelerinin veya Suriye Halkının başına örülecek çorap da dış ilişkilerle örülüyor. Belkim bizim başımıza da birileri çorap örüyordur. 'Kim bilir?' diyeceğim de; bizlerinde bilmek için biraz merak etmemizin, doğru veya yanlış ki 'yanlışsa eleştirilir' Dış Politika yazılarına da en azından Survayvır üzerine yazılanlar kadar ilgi gösterilmesi icap eder mi 'acaba ???' diye düşünüyorum. 'Siz bu konu da ne düşünüp ne dersiniz acaba ????'

0 4
Dış İlişkilerdeki taktik ve strateji -

Toplumsal sorunlarla ilgili olan hemen herkes her konuya ilgi gösterirken nedense dış ilişkileri daha doğrusu iktidarın ve muhalefetin Dış İşlerine bakışını, Uluslararası ilişkilerini önemsemiyor. Halbuki toplumların yaşamlarını, ülkelerin uzun vadeli geleceklerini belirleyen Uluslararası İlişkileridir. Örneğin o ülkenin demokrasiye bakışı, ekonomik ilişkilerini düzenlemesinden hukuksal yapısına kadar belirleyici olan Dış İşlerine önem verişine veya vermeyişine göre belirlenir veya iktidarların bakış açısı, ülkeyi yönetim anlayışı anlaşılır. Evrensel hukuka saygılı ülkelerde demokrasi ve özgürlükler daha bir güvence altındadır. Veya yine ülkelerin bazı dış maceralara dalışı veya o maceralardan uzak kalışı yine Dış İşlerine bakışıyla belli olur. Ve ciddi toplumsal yapıların oluşturduğu devletlerin Dış İşlerine, daha doğrusu Uluslararası ilişkilere bakışı bugünden yarına değişmez,değişmemeli/dir. İktidarlar gelir gider; ancak Uluslar arası ilişkiler bu iktidarların kalıp gitmesine değil ülkelerin uzun vadeli bütün iktidar anlayışlarını da içine alan uzun vadeli politikalarla belirlenir. Buna ülkelerin dış ilişkilerde stratejisi denir. İktidarlar komşu ülkelerle veya diğer ülkelerle anlık taktiksel ilişkiye girebilir. Ama bu taktiksel ilişkiler genel stratejiyle ters düşmez, düşmemeli/dir. Bugün AKP iktidarının Suriye politikası Türkiye Cumhuriyetinin dış ilişkilerdeki stratejik bakışına ters düştüğü için iktidarı, başbakanı zora sokmaktadır. Bu zorlukları aşmanın tek yolu da Dış İleri politikasının genel stratejiye ters düşmeyecek şekilde yeniden gözden geçirilmesidir. Son ABD ziyareti bu zorunluluğu adeta dayatmıştır. Eğer iktidar Dış İşlerine gereken önemi verseydi; Suriye batağının çok riskli olduğunu, bu batağa ancak taktiksel politikalarla girilebileceğini, sıkıntı doğarsa da kolayca çark edilebileceğini görecekti. Bu yazının konusu bu durumun tahlilidir. Okuyanların bu tahlile eleştirel bir gözle yaklaşıp, tartışmasını öneriyorum. Tekrar ediyorum ülkemizin dış politikasındaki yanlışlıklar, muhalefetin gittiği toplantılarda adeta şamar oğlanına dönmesi hepimizi, hepimizin geleceğini yakından ilgilendirir. Geleceğiyle ilgili olanların bu tür konulara ilgi duymasında hem kendisi, hem geleceğinin selameti için yarar var/dır.

0 3
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.