scorecardresearch.com

Fıskiyeyi kim kırdı? Bir belediyecilik sorunsalı olarak fıskiye

05.07.2013 14:30:47
A+ A-

Sosyal medyada oldukça malzeme edildi biliyoruz ki geçmiş zamanlardan kalma bir Tweet. Melih Gökçek mesai alanlarından biri olan Twitter'da soruyor büyük harflerle: "BELEDİYENİN ÖNÜNDEKİ FISKIYEYİ KİM KIRDI?" Bu sorunun cevabını bilmiyorum, ama Melih Gökçek'in bir fıskiyeyi neden bu kadar dert ettiğiyle ilgili biraz fikrim var.

"Ankara'da deniz yok" cümlesi özellikle İstanbullular tarafından Ankara'yı yermek için sıklıkla kullanılır. Neo-Liberal belediyeciliğin marka kentler yaklaşımının bir objesi olarak İstanbul, hep bir karşılaştırma nesnesi olarak diğer şehirlerin karşısına çıkar. Bu resmi siyaset açısından da böyledir, gündelik dile de yansımış bir şeydir. Bu gündelik dile bile sirayet etmiş "küçümseme" elbette denizi ortadan ikiye yaran Musa gibi "devlet adamının toplum önderinin en büyük problemleri bir emir ile hallettiği" bir siyasal-ilahi kültürün taşıyıcısının da temel problemi olmalıdır. (Bu gerçekten temel bir sorunsal olmalıdır ki bu tip bir yönetim anlayışıyla dirsek teması içerisindeki neo-liberal kentleşmenin temel mekanizmalarından biri olan dev inşaat şirketlerinin dev projelerinden birinin yansımasını Eskişehir Yolu'nu süsleyen yine o dev bilboardlardaki yeni yapılacak lüks konutların önünde inşa edilecek yapay denizlere işaret eden şu reklam mottosunda görüyoruz: "Artık Ankara'da denize girebileceksiniz.")

Kendisine, yapılması mümkün olmayanı dert edinen, ilahi mucizelere göz kırpan bu anlayışın temsilcisi olarak Melih Gökçek başkan da, Ankara'ya bol miktarda küçük çaplı denizler ve  aralarında dünyanın en büyük örneklerinden birinin de bulunduğu yapay şelaleleri getirmiştir. Bu küçük çaplı denizler, göletler, şelaleler iktidarın bu konudaki özel isteğinin en büyük göstergeleridir belki de. Ama iktidar mekansal olarak devasa boyutlara ulaşamayacağı yerlerde kendisini "mikro" alanlarda da ifade etmeli ve göstermelidir. Çünkü biliyoruz ki iktidarın tahakküm kurabilmek için öyle çok "devasa görünümlere ve biçimlere" sahip olması yeterli değildir, hatta ve hatta o kadar ufalmalı ve her yere sirayet etmelidir ki insanları kendisinin aslında var olmadığına inandırarak kendini sağlama almalıdır. İşte bu nedenledir ki fıskiyeler kendini pek yağmur yağmayan o bozkıra "yağmuru getiren", neredeyse her boş alana su taşıyan bu tavrın mikro imgeleridir. Ankara'da hiçbir yerde karşılaşamayacağınız kadar fıskiyeyle karşılaşmanızın sebebi de budur. O nedenledir ki Melih Gökçek, kırılan bir fıskiyeyi belki de bilinçaltı düzeyde kendisiyle örtüştürdüğü imgelerden biri olduğu için bu kadar dert edinmiş ve kendisine yönelik bir saldırı gibi algılamıştır. Hele ki bu bir de belediyenin önündeki fıskiyedir. İktidar var olduğunu bilmekten öte Lacancı bir analizle söyleyecek olursak kendisini ancak aynada da görürse tatmin olur. Bu yüzden Melih Gökçek'in her gün gördüğü, iktidarının simgelerinden biri olan o fıskiyeyi kırmak onun kendini her baktığında var edebileceği bir aynayı kırmakla eşdeğerdir.

Fakat şimdi işin diğer tarafına bakalım. Doğal sebeplerden ötürü az suyun olduğu bir şehirde (burada su kesintilerinin çok sık yaşandığı, özellikle de belediye seçimlerinde başkana az oy verilen yerlerde bu kesintilerin daha yoğun görüldüğü, başkanın geçmişteki bir su kesintisi örneğinde söylediği üzere "Ankaralılar yağmur duasına çıksın" noktasında bir çaresizliğin bile gerçekleşebildiği bir şehirden bahsediyoruz) aslında bir çeşit gösteriyle karşı karşıyayızdır. Kendini dışarıya güzel gösterecek, "bakın yok diyorsunuz ama burada da bol miktarda su var" biçimindeki bir makyaj, susuz kalmış bir şehrin yüzündeki yaraları gizleme çabası olması itibariyle neo-liberal anlayışın temel noktalarından biri olan "gösteri" isteğinin bir sonucudur. Kendini dışarıya süslü gösteren ama içinde derin yaralara sahip olan bu kente yaraları gizlemek için yapılan makyaj, kısa vadede yarayı kapatsa da makyaj malzemesinin zararlı etkilerinden dolayı vücuttaki yaraları daha da derinleştirir. Su problemi başta olmak üzere birçok kentsel sıkıntıyla karşı karşıya olan halk ise bu yaranın ta kendisidir. Bu nedenledir ki şöyle bir yanıt arayabiliriz fıskiyeyi kim kırdı sorusuna. Dediğim gibi kim kırdı ben de bilmiyorum başkan. Ama fıskiyeyi kıran belki de kendisi susuzken, suyla gösteri yapan fıskiyeden susuzluğunun hıncını çıkaran yüzü yaralı halktır ve fıskiyedeki suyu yüzündeki makyajı temizlemek için kullanmak niyetindir. Bunu da bir düşünmek lazımdır sanki.