scorecardresearch.com

HAYDAR ERGÜLEN İLE ??ŞİİRLER-ARASI?? YOLCULUK

18.04.2013 09:52:17
A+ A-

 

Haydar ERGÜLEN: Şairliğiyle hafımıza kazınan Haydar Ergülen, bu kez farklı bir kitapla okurun karşısında. 'Cümletenİyi Yolculular' kitabı ile Ergülen, bir seri olarak düşündüğü otobüs, tren, vapur ve uçak yolculuklarını, otobüs yolculukları ile başlatıyor.  Ergülen'in 'muavinliğini' üstlendiği 'Cümleten İyi Yolculuklar', edebiyatın farklı seslerini bir araya getirmesi ve konusu itibariyle edebiyat okurları için önemli bir eser. Yakında serinin ikinci kitabı tren yolculukları çıkmadan önce Haydar Ergülen bize, yol ve yolculuk imgesiyle edebiyat, şiir ve 'Cümleten İyi Yolculukları' anlattı.

SÖYLEŞİ: Bilal DEMİR

 

'Cümleten İyi Yolculuklar' kitabınız bir serinin ilk kitabı. Yol ve yolcuları konu ediniyor. Bu kitap ve devamı gelecek olan seriyi neye borçluyuz?

-İçimizden geçenlere borçluyuz desem fazla mı 'şairane' olur? Aslında hep yazdığımız şeyler. Daha doğrusu kalemi eline ilk kez bir şeyler yazmak üzere alan kişi, yolculuğa da başlamış demektir. Bilmem ki kalemi eline son alan kişiden sonra da, yolculuk için bu metafor kullanılabilir mi? Yazan herkes yola çıkmış sayılır, yola çıkan her kişi de yazsa da yazmasa da çoktan bir roman, öykü, şiir, kısacası yazı kişisi olmuştur. Bir de çocukluğumdan beri, dergi olsun, kitap olsun ya da belgesel olsun, en çok okuduğum, izlediğim tür gezi edebiyatıdır. Kim bilir belki de 'Şükür hala hayattayım' demenin bir başka ifadesidir yolculuk ve seyahat yazıları okumak da. Ezcümle 'Yolculuklar ve Kentler' bağlamında yayımlanan otobüs kitabını ve yola çıkacak diğer kitapları bu okumalara ve yol sevgisine de borçluyuz diyebilirim.

 

Edebiyat sahasındaki her kesimden ismin olduğu ve her edebi türün yer aldığı çok güzel bir derleme kitap olmuş. Şiir, öykü ve yazılarıyla edebiyata yeni bakış açısı kazandıran önemli isimler var. Onlar nasıl bir araya geldi? Kitabınız bu bakımdan da dikkat çekici.

?Evet, söylediğiniz gibi edebiyatta da her kesimden insan var. Ben bunu her zaman çok olumlu görürüm. Ne olacak, birbirimizi boğazlayacak değiliz ya, en fazla tartışırız, ayrıca sevdiğimi biriyse de küseriz. Eh küsüyorsak da seviyoruz demektir. İnsan bazen küsmek için bile sever. Diyeceğim, benim için şairin, yazarın hası inancına, dünya görüşüne sıkı sıkıya bağlı olandır. Bu bağlılık nedeniyle de karşı tarafı, bir başka bağlıyı anlayabilme yeteneği, isteği, arzusu, hevesi olan insandır. Sezai Karakoç İslami düzenden yanadır, Cemal Süreya ise Sosyalist düzenden. İkisi de büyük şairimizdir, ikisi de Mülkiye'den başlayarak arkadaştır, yakındır. İkisi de ne inancından vazgeçmiştir, ne de dünya görüşünü değiştirmiştir. Ama İsmet Özel gibi büyük bir şairken 10 yılda bir cenah ve fikir değiştirirseniz, sonunda şimdilerde olduğu gibi 'medya şairi' olursunuz! Ve gündemde kalmak için de tv programlarında cevherler döktürürsünüz! Ben de meseleyi niye buraya getirdim bilmem. Galiba İsmet Bey bugünlerde yine 'şöhretinin zırvası'na çıktığından olmalı. Geçelim.

'Cümleten İyi Yolculuklar' dizinin ilk kitabı. Çoğunlukla otobüs, birkaç da kamyon ve otomobil yazısı var içinde. Yazarları belirlerken farklı kuşaklardan olmalarına dikkat ettim en çok. Bu kitapta şairleri biraz kayırdım diyeceğim ama, yola düşen, yoldan çıkan, yolu yazan herkesi de şair saydığım için, kitaptaki her yazıyı da şiir diye okuduğumu söyleyebilirim. Şairler var, hikayeciler var, denemeciler var, gazeteciler var, gezginler var, en az da romancılar var. Neden bilemedim, bir şey de demedim!

 

Siz kitapta "Muavin" rolündesiniz. Muavinlik merakı var mıydı daha önceden?

?Benim hayatım 'muavinlik'le geçti! En fazla 'ikinci adam' oldum, olabildim. Aslında ilk şiir ödülüm de 'ikincilik'ti. Çok iyiymiş, şiir ödülleri hususunda hep 'ikinci' olmayı isterdim ama, ödüllerin çoğunda böyle numaralar yok! Bazen böyle numaraların olması daha iyi. Şimdi hiç olmazsa 'ikinci'liğimle övünürdüm şiir ödülleri mevzuunda. Fakat bildiğiniz ya da şimdi benden duyacağınız gibi bizim 80 Kuşağı birbirini çok tutar, klanlar ve çeteler halinde yaşarlar, jürilerde yer kaparlar, ödülleri birbirlerine elma gibi atarlar! Ben de etliye sütlüye pek karışmadığım, herkesi sevdiğim, kimseyle dalaşmadığım ve ortalama ya da vasat bir şair olduğum için, sağolsun, şiir jürilerindeki arkadaşlarım da bana bolca ödül attılar!

Kitabın kapağında 'derleyen' ya da 'editör' diye yazmak yerine, taşıtına göre bir mevki ve unvan seçtim kendime. İlk kitabın kapağında yazamadık ama, önsözün başlığını 'Muavin konuşuyor' diye yazdım. Dedim ya, benden 'kaptan şoför' olmaz, olsa olsa 'muavin' olur, işte yolcuların ihtiyaçları, inmeleri, binmeleri, valizleri, çayları, kahveleri, kekleri, tam benim uğraşacağım işlerden. Şimdi Nisan 2013'de tren yolculukları kitabı çıkacak, onda da 'Hareket Memuru' olarak görev yapıyorum. İyi mi?

 

İlk kitabınız otobüs yolculuğu/yolculukları ama serinin devamında tren, uçak ve vapur gelecek sanırım. Siz, kara, hava, deniz ve rayların upuzun seyrinden hangisini daha çok tercih edersiniz? Neden?

-"İç Nefes" başlıklı bir şiirim var, "O bir çay söylemişti trenin içinde/biz tren yolcusuyduk çölün içinde" dizeleriyle başlar ve çöle kadar gider. Yaşım gereği ve Türkiye'deki ulaşım imkanları açısından en çok otobüs yolculuğu yaptım, sonra da tren. Son yıllardaysa daha çok uçak yolculuğu yapıyorum, en az vapur, yani deniz yolculuğu.

Düzyazı kitaplarımdan biri de 2 yıl önce yayımlanan ve hemen tamamı trenle ilgili ya da trendeki yazılardan, 40 yazı, oluşan "Trenler de Ahşaptır" başlıklı kitaptır. Ayrıca tren ve garlarla ilgili başka derleme ve antolojilere de tren yazıları yazarım. Yani aslında trenin sadece en sadık yolcusu değil, onun en tutkulu yazarlarından da biri sayılırım. Trene sevdalıyım diyebilirim uzun yolun kısası.

 

"Bir amaç varsa, yol vardır. Amaç yoksa yol da yoktur" der Richard Miller. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

-Doğrusunu isterseniz, tam tersini düşünüyorum bile diyemeyeceğim. Çünkü bu söz hiç bana göre değil, benim yoluma, yol anlayışıma da uygun değil. Yani bu durumda yol bir 'araç' mı oluyor? Eğer öyleyse zaten yola çıkmaya da gerek yoktur. Ne araç ne amaç! Yol, insanın hem gittiği, hem döndüğü, hem de durduğu yer ve şey'dir. Yol, insanın bazen gittiği bazen de gitmediği, gidemediğidir. Yol insanın her şeyi ve hiçbir şeyidir. Bu sözü izninizle şöyle değiştirmek isterim: "İnsan varsa yol vardır. İnsan yoksa yol da yoktur". Tam olarak böyle düşünüyorum. 'Cümleten İyi Yolculuklar' kitabındaki resmimin de altında yazılı olan Pir Sultan Abdal'ın nefesindeki gibi: "Ben bir yol oğluyum, yol sefiliyim".

 

Yol, yolcu ve yolculuk, edebiyat adına önemli imgeler, çoğu kişi tarafından işlenmiştir. Şairliği ile hafızamıza kazınan Haydar Ergülen'in şiirinde bu imgelerin yeri nedir?

-Şiirde çoğunlukla bir imgeler ve metaforlar yolculuğu olarak vardır yol. Birden 'meteor yolculuğu' diyesim geldi. Metafor, meteor, yolculuk, yağmur içiçe giriverdi. Düzyazılarımda ise yol kendi halindedir, yol yoldur yani. Ayrıca yazan yazmayan herkes, dünyada bir yolcu olarak bulunur, bulunduk, bulunuyoruz. O nedenle uzak bir imge sayılmaz, insanın kendi imgesi, yoldaş imge, günlük imge, doğal imge diye pek çok yakıştırma da yapabiliriz bu yakınlığa, Yol, insana en yakın imge diyelim de tamam olsun.

 

Yol hep uzağa gitmek için değildir, bir de insanın kendi içinde bir yolculuğu vardır. O yolculuktan da biraz bahseder misiniz?

-Şöyle diyelim, bu yolculuklar, yani otobüsle, kamyonla, otomobille, trenle, uçakla, motosikletle, metroyla, metrobüsle, tramvayla, bisikletle, vapurla, gemiyle, tekneyle, kayıkla, sandalla ve daha bilmediğimiz kim bilir hangi nakil vasıtasıyla diyelim, yapılan yolculuklar 'şehirlerarası' ise, içimize yaptığımız yolculuklar da 'şiirlerarası'dır. Gençken uzun otobüs yolculuklarında, yolcuların da uyuduğunu göz önüne alan kaptan şoförler, arabeskten trt'ye geçerler ve 'Gece ve Müzik' programını açarlardı. Hala var mı bilmiyorum, o programdaki gece şiire, müzikse yola dairdir. Elbette yarışmazlar. Yola da yarışmak için çıkılmaz şiire de. İkisinin de birbirine çıkmasıdır asl'olan, iki yolculuğun da, yolun da birbirinden geçmesidir. İnsan da öyle değil midir, yol bazen içimizden geçer, onun çağrısına uyarız, sessizce, yol bazen de dışımızdan gider, ona sesleniriz: 'Dur bekle, böyle bensiz nereye?'

 

Şair kimliğinizle daha çok biliniyorsunuz ama ''İçimde 18 yaşında bir hikâyeci oturuyor'' diyorsunuz. Sizin nesre yatkınlığınızı anlıyoruz bundan. 2000'li yılların popüler olanı artık hikâye ve roman. Şu anki durum hakkında ne söylersiniz?

-Şiir iyiliktir. Hem yazana hem de okuyana iyi gelir. Edebiyat için de benzer şeyler düşünüyorum. Hikaye ve roman ne kadar çok yazılıyorsa okuru da o oranda artar ki bundan ancak sevinç duyarım. Zaman zaman yükselen türler olur, ama şiirle edebiyatı karıştırmayı ve karşılaştırmayı da doğru bulmuyorum. Üstelik farklı şeyler, hem de aynı türden olsalar bile yarışacak, yarıştıracak ne var? Hikaye yazmayı çok isterdim, hala isterim ama.

 

Siz, şiir için 'mecburi' değil ama 'gerekli' diyorsunuz. Şiirin bir toplumu dönüştürmesi, toplum devinimlerine öncülük etmesi, az gelişmiş bir ülke için ne kadar kıymetlidir?

-Şiirin toplumsal dönüşümde öncü bir rolü ve görevi yoktur, ancak uzun vadede bir yararı ve katkısı olabilir. Bizde de Nesimi'den Pir Sultan'a, Namık Kemal'den Nazım Hikmet'e çok kıymetli katkılar sağlandığını biliyoruz.

 

Son olarak, siz şiirin önemli bir yolcususunuz. Şiir adına yakın zaman için bir çalışmanızı görebilecek miyiz?

-Geçen yıl kendi yazdığım yeni şiirlerden oluşan "Aşk Şiirleri Antolojisi" yayımlanmıştı. Bir kaç farklı dosyanın şiirlerini yazıyorum, onların yayımlanması biraz zaman alır. Eski ve biten kitaplarımın yeni baskıları yapılıyor.

MÜREKKEP DERGİSİ 5. SAYI

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.