Anne babalık çocuklar uyuyuncaya kadar

11.10.2015 00:55:29
A+ A-

 

Evlilik, aile olmak adına atılan ilk adım, birbirini seven iki insanın çıktığı iki kişilik bir yol. Bu yolda çoğalarak devam etmek isteyenler de var, halinden memnun olanlar da... İstisnalar olsa da, bu yola çıkmış olan neredeyse her çift çocuk sahibi olmak, ailesini genişletmek, çift olmanın ötesinde anne baba olmak ister; bundan daha doğal bir istek daha olamaz. Peki anne baba olduğumuzda gerçekten tamamlanmış mı oluyoruz? Bu tarifsiz duyguya zaman zaman normalden fazla anlam yüklediğimiz, eşimizi ve hatta kendimizi ihmal ettiğimiz oluyor mu hiç?


Her çiftin ilişkisi kendine has olsa da, bir yandan bu yazıyı okurken bir yandan da bu soruları içinden 'evet' olarak cevaplayanların çoğunlukta olduğu su götürmez bir gerçek. Evet, çocuğunuz/çocuklarınız her şeyden önce geliyor. Evet, çoğunlukla hayatınızdaki her şeyi onlara göre planlıyorsunuz. Ve evet, çocuk sahibi olduğunuzdan beri bu hayatta anne/baba olarak var olmak, sizi siz yapan bütün özelliklerinizle bir birey olarak var olmaktan çok daha önemli belki de. Peki yola beraber çıktığınız hayat arkadaşınız ile ilişkiniz ne durumda? Evliliğin ilk yıllarında yaptığınız tatiller, hafta sonu aktiviteleri, baş başa geçirilen zamanlar aynı şekilde devam edebiliyor mu? En son ne zaman birbirinize vakit ayırdınız ya da eşinizi mutlu etmek için bir şey yaptınız?


Aile olmak gibi, aslında çift olmak da emek ister. Çocuklar hayatınıza dahil olduktan sonra aynı düzeni sürdürmeyi beklemek biraz hayalperestlik olabilir ancak imkansız değil. Aynı düzeni sürdüremeseniz de belki sıklığı azaltılarak ya da aktivitelerin içeriği değişerek de birbirinize vakit ayırabilirsiniz, bunun için öncelikle anne baba rollerinizden sıyrılıp çift olduğunuzu hatırlamanız ve birbirinize de hatırlatmanız gerekebilir. Başlıktan yola çıkacak olursak, çocuklar uyuduktan sonra artık kadın ve erkek rollerinize geri dönmenin vakti gelmiş demektir. Kadın ve erkek arasındaki çift ilişkisini şöminede yanan bir ateş gibi düşünelim, bu ateşin evliliğin ilk zamanlarındaki gibi güçlü yanması mümkün olmasa da tamamen sönmemesinin tek bir yolu vardır: belli aralıklarla ateşi beslemek. Küçük dokunuşlar, ayrı odalarda zaman geçirmek yerine sarılarak film izlemek, arada bir baş başa yemek yemek, hafta sonu şehir dışı programları, eşinizin çok sevdiğini bildiğiniz bir yiyeceği alıp eve gelmek gibi... Günümüz şartları göz önüne alındığında bütçenizin ve zamanınızın elvermesi elbette ki en önemli nokta ancak çok para harcamadan da yapılabilecek bir çok şey emin olun ki var, önemli olan seneler sonra bile eşinizi hala düşündüğünüzü ve önemsediğinizi ona hatırlatabiliyor ve bunun için çaba gösteriyor olmanız.


Çift olarak aranızdaki ilişkinin çocuklar tarafından gözlemleniyor olduğunu da unutmamak lazım. Anne baba olmak birbirinize daha az dokunmak, daha az sarılmak, sevgi gösterilerini azaltmak anlamına gelmemeli, aslında durum tam tersi. Eşinizle birbirinize karşı tutumunuz, sevginizi ifade etme biçiminiz ile bir yandan çocuklarınızın gelecekte kuracakları ailenin de temellerini atıyorsunuz. Terapi seanslarında eşinin sevgisini göstermediğinden yakınan danışanlara sorduğumuz ilk sorudur bu: 'Eşiniz nasıl bir ailede büyümüş? Anne babası arasındaki ilişki nasıldır?' Bu sorular üzerine düşünüldüğünde gerçekten de kendi anne ya da babasıyla özdeşim kurmuş bir eş profili ortaya çıkar, davranışlar sanki miras kalmış gibi devam etmektedir.

 

Görüldüğü üzere, sağlıklı birer anne baba olmanın yolu hayatımızı çocuklarımıza adamaktan değil, kendimize ve eşimize verdiğimiz değer ve bunu gösterme şeklimizden geçiyor. Bu yolda atılacak ilk adım olarak ise anne babalığı bir mertebe ya da bir statü olarak değil, hayatta bize biçilen rollerden biri olarak görebilmenin önemi oldukça büyük.

Uzman Psikolog Miray Bozburun



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.