Aspiratör deyip geçme

08.08.2015 05:27:32
A+ A-

Bazen dağınıktır mutfak. Geceden kalmıştır. Ya da bir önceki günden. Haftasonu olabilir günlerden. Pazar mesela. Evin diğer bölümleri gibi alt üst olmuş olabilir buzdolabının içi. Oğlanın arabası çıkabilir mesela kahvaltılık bölmesinden.Yemek masasının altında kocanın terlikleri gülümseyebilir. Herşeye rağmen diyerek masanın üzerinde sadece kahvaltılık bir mekan açılmış ve leziz bir patates pizzasından sonra alelacele dışarıya çıkılmış olabilir. Tüm gün açık havada gezilip mutfaktaki manzara hatırlardan silinmeye çalışılabilir. Bugün benim günüm deyip gecenin bir vakti eve dönülünce, gezmekten yorulmuş bebişin uyku krizlerine daha bir sabırla tahammül edilebilir. Herkesi sağ selamet yatağına yollayınca evin tüm odaları yeniden gezilip, ortaya saçılmış eşyaların kimin olduğu hınçla tespit edilebilir. Çocuğunkileri küçüklüğü affettirebilir bir nebze. Ama ya kocaçocuğunkiler…

Tam ağzını açacakken koltuğun üzerine atılmış kirli gömlek uğruna, hemen yanındaki etek ve dahi hırka dikkati çekebilir. Sonra ufaktan bir göz gezdirince çevreye, nasıl bu kadar dağınık olabilirim ben diye için için kendine kızılabilir. Neyse canım, böyle güzel bir günü kötü bitirmeyeyim diye kendi dağınıklığına bahaneler bulunabilir.. Bitmek bilmeyen ev işleri, yazılamayan yazılar, düzeltme bekleyen makaleler, bir türlü başlanamayan kitaplar.. Hepsi birer resmi geçit gibi gözün önüne dizilip hesap sorarken son anda haftaiçine yetişmesi gereken sunum hatırlanabilir. Büyük bir telaş ve aynı zamanda çalışma hevesiyle çalışma odasına girdiğinde, kütüphanenin rafından sarkan kapı askısı, çocuktan kaçırılırken bilgisayarının üzerine konulmuş ütü ve kalemliğin içine sızmış oyuncak araba pilleri tüm motivasyonunu alt üst edebilir. Napar insan bu durumda? Herşeye rağmen mutfağa girme cesaretini bulursa kendinde, gidip bir çay koyabilir. Çok da zor değil aslında. Mutfak kapısının ardındaki tabureyi kenara itip, mama sandalyesini de yanına çekebilirse.. Sabah, ıslandığı için kenarını kıvırıp çıkmak zorunda kaldığı örtüyü de -hala kokmamışsa- yerinden kaldırıp banyoya atabilir. Tam yere eğilmişken, ne yapıyorum ben, baksana yine bulaştım bu işlere, çıkamayacağım şimdi saatlerce, herşey kalacak yarıda diye bir içses duyulabilir o esnada. Halının kokusunu duymamak için nefesini tutabilir pekala. Ketıla yönelip, ben kalıcı değilim dostlar, bir çay alıp çıkacağım der gibi gözucuyla bakabilir alışveriş torbalarına. Tam dönüp çeşmeden su alacakken, ayağına yumuşacık birşeyler dokunuverir. Ah der, ışığı da açmamışım, göremedim. Domates poşetine bastım heralde. Herşeye rağmen.. Her-şeye-rağ-men diye kulaklarında çınlar bir ses… Aynı ses. Tanıdık, içten gelen nefes. Korkar, ışığı açmaya. Görmeyim, der, en iyisi. Bazen karanlık önceliklerimizi seçmeyi kolaylaştırır. Şu aspiratörün loş ışığı yeter bana. Alt tarafı bi çay alıp çıkacağım canım. Öyle güzeldir ki o loş ışık. Tek bir noktadan düşer masanın üzerine. Tek bir noktayı aydınlatır değdiği yerde. Etrafında, yanlarından masaya damlamış reçel kasesi varmış, ne gam... Zeytin çekirdekleri tane tane sıralanmış, kime ne... Ekmek sepetinin üzeri açık kalmış, taş gibi olmuşlar... Durup düşünecek vaktin mi var Allahaşkına, israf olmasın at buzluğa. Bir gün gelir kullanırsın köftelik kıymaya. ..

Tüm bunlar oldu, oluyor ve olacak.. Hergün dört mevsim yaşanacak evinde, her mevsim başka türlü esecek rüzgar mutfağında. Kimi zaman perdeni yağa bulayacak, kimi zaman halını salçaya. Bazen çöp, kutusundan taşacak; bazen bakliyatlarını kurtlar basacak. Olacak bunlar, herkeste oluyor, oldu ve olacak.. Ama o tek bir noktayı düşün sen şimdi. Masanın üzerine düşen ışığın aydınlattığı o tek nokta… O noktayı dolduran şeyler evinin değil, ruhunun mutfağına ait, hatırla… Tencerende pişenlerden bahsetmiyorum ben sana. İçinde pişenlerden bahsediyorum, hatırla… Düdüklü tencere gibi buram buram terletirdi hani seni… Hep bir zaman biçer, düğmesini ona göre ayarlardın yapmak istediklerinin.. Ama ne olup bittiyse bir türlü tutturamazdın. Hep önce açardın kapağı. Hep de telaşla suyun altına tutardın.. Yakmaktan korkardın çünkü ruhunda pişenleri, hatırla… Ve nolur aspiratör deyip geçme. Yağ bağlamıştır üzeri diye eseflenme. Bak, ne pencereler açtı sana, gece gece..

Şimdi al şu çay kupanı ve çalışma odasına doğru ilerle. Evlat uyur, koca uyur, gece uyur. Telde asılı kalmış çamaşır uyur. Kapıda unutulmuş ayakkabı uyur. Dert etme, masaörtüsünü ödünç aldığın komşu bu gece de örtüsüz uyur. Ama içindeki ses uyumaz bilirim ben seni. Haydi, yağlı aspiratörün ışığını yak. İçinin ışığını yak. Kalemin ve kelimelerin ışığını yak. Çünkü bu ışık, dünyayı kirlerinden arındıracak!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.