"Babalar hep perşembe anneler hep cuma olur"

11.05.2014 11:39:19
A+ A-

Merhaba Günlüğüm,

Bugün günlerden cumaymış, benim, annemin, anneannemin günündeyiz bugün.

Biz hepimiz gülünce kıskandıran susunca tedirgin eden kadınlardanız.

Anneannem, tanıdığım zamanlarda kızınca küfreden kadınlardandı. Tülbentinin ucunu sivriltir gizlice ameliyatlı gözünü kaşırdı. Dedem kaşımasın diye elini tuttuğu zaman küfrü basardı. Caddeden geçen arabaların, insanların gürültüsüne küfrederdi. Başı kaldırmazdı söylediğine göre.

Annem edepli kadındı, taştan ağır görünürdü insanların gözünde.

Annemin dört kardeşi, dört çocuğu, ben de bir oğul var.

Hepimiz oğullarımızı dünyadan ayrı tuttuk. Anneannem kızlarını dolaşır oğlunun evinde uyumak isterdi. Annem en çok oğlunun ne yediğini merak ederdi. Ben oğlumdan yola çıkıp tüm çocuklar ne hisseder onun telaşındayım.

O yüzden günlerdir, anneleri hatırlatan, annenize hediye alın diyen gürültüler sinirimi bozuyor.

Ekrandan, anne anne diye seslenen, buradayım, seni çok seviyorum diye seslenen çocuk, çocuğunu kaybetmiş,  annesini hiç tanımamış çocuğa saygısızlık ediyormuş  gibi geliyor. Belki de annemin edepli yanı tutup kulağımdan çekiyor.  Çocuk yanım anneannem gibi küfrü basıyor.

Oğlum, gittiği ilk geziden bana kırmızı bir eşarp almıştı, onu hazinem olarak özenle saklarım. Annemi annesine hediye alırken hiç görmedim, biz alırdık, harçlıklarımızı biriktirir mutlaka alırdık. Minik bir fil, kristal şekerlik, kahve takımı, o günleri düşündüğüm zaman gurur duyduğum yan istikrarlı para biriktirirşimiz. Kardeşimin hediyesi minikyeşilcamfil hala bir yerlerde olmalı, benim hafızamın dışında evimiz dağıldı, annem öldü, babam kendine yeni bir düzen kurdu. Çocukluğumuzdan beri birikenler her yeni düzende dağıldı gitti.

Anneannemin evi de yok artık. Onun yerinde köyün ortasında beton bir bina var.  Oradaki anılar da, eşyalarla birlikte tahtadan ev yok olunca, annemin annesi ölünce,yavaş yavaş silinmeye başladı.

O beton eve, anıları az silenenler hala gidiyor, öncelikleri arasında sırası en altlara inen, eve uğramayı unutanlar, anıları silikleşmiş olanlar.

Bazen toplandığımızda geçmişteki güzel günleri anarken, o ahşap evi yeniden inşa ediyoruz hep birlikte. Onarıyoruz kelimelerimizle, tadilat yapıyoruz sonra coşkumuz kayboluyor, donuklaşıyoruz, sessizce ev yeniden betonlaşıyor.

Anneannem duvarları çamurla sıvardı. Elleriyle okşardı duvarları, avlunun yıkılan tahtalarına ağzından aldığı çivileri çakardı. Her çekiç darbesinde dedemin sülâsine bir küfür sallardı. Tüm çocukları mutfağında buluştuğu gece şömine ocağında mutlaka ateş yanardı. Ocağın tavanından sarkan siyah çövenin içinde kaynayan su, mamursa yapmaya hazır sıcaklıktaydı. Biz çocuklar en çok yer sofrasında oturup örtüğü bacaklarımıza çekip mamursanın peynirlerini  kapışarak yemeği severdik.

Tel dolaptan tabakları alırken burnuma gelen ıslak ahşap kokusunu, yatağın altındaki saman dolu kabın içinde sakladığı yumurtalara dokunduğumda, masallara kaçan çocuğu yeniden yakalamak için bazen yumurtaları buzdolabına karton kutusundan çıkarıp bir sepetin içinde koyuyorum. Sepete her uzandığımda o çocuk, yatağın altındaki yuvarlak ahşap kutuya uzanıyor.

Anılarıma sahip çık günlüküm, o yüzden sana geldim.

(Zuhals)

Zuhal Özden

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.