Babalar için: Ebeveynlik TAKIM İŞİdir.

05.12.2015 00:49:51
A+ A-

Yazıya "Babalar için" diye başlık koyunca, sanki kendimi/anneyi kayırmak, onun lehine bir düzen oluşturmak için ukala ukala konuşacakmışım gibi gelebilir. Ama asıl derdim gerçekten babalar.
Kendi huzurlarını sağlamak için neler yapmalı bu babalar? Nasıl davranmalı? Neden böyle davranmalı?
Kısa ve basit biçimde anlatmaya çalışacağım. Nasıl anlatsam bilemedim ama... Deneyeceğim işte...

Önce anneleri de ilgilendiren bir iki lafım olacak. Ne de olsa objektif bir iki laf etmeye çalışıyorum...

Bebek, her ne olursa olsun ilk 2 yılda %80 oranında anneye ya da ona bakan kişiye bağımlı bir yaşam sürer. Bu onun doğasında var. Daha fiziksel ve duygusal gelişimini tamamlamadığı için tam destek almak zorunda. Dişleri çıkmadığı için kendi beslenemez, konuşamadığı için birinin onu çözmesi/anlaması/anlatmasına ihtiyaç duyar, merdiven çıkamaz, hızlı koşamaz, dolaplara uzanamaz, kendi kendine uzun süreli oyun kuramaz. Yani babalar ne kadar çok sorumluluk alırsa alsın bebek işleriyle boğulmaz, boğulamaz! Bebek mutlaka ciddi ve temel ihtiyaçlarını anneyle/bakıcıyla karşılar, ya da önce onun karşılamasını talep eder. Çünkü anne/bakıcı onun uzantısı iken, baba ondan ayrı bir bireydir. Bu nedenle, baba genelde bebekle oynar, onu gezdirir, bazen onu besler ve giydirir. Ki, bebek çoğu zaman bunlar için de öncelikle anneye/bakıcıya yönelir.

DM için ise ben kokain gibiyim. Bana doyamıyor. Çoğu zaman oyun oynarken beni oyunda veya odada istiyor. Sürekli paçamda dolaşıyor, beni hiç yalnız bırakmıyor. Bir şey isterse pantolonumu çekiyor, ben yerimden kalkana kadar isteğini tekrar ediyor. Babasıyla oynarken de, eğer babası dikkatli oyalamazsa, dikkati dağılırsa mutlaka koşup yine bana geliyor ve beni tuvaletten çıkarıyor. :) Uzun süre emzirdiğimi ve tam zamanlı çalışmadığımı da hesaba katarsak çoğu zaman bunaltıcı bir yaşantımız var. Bu da kızımın kendi seçimlerinden kaynaklanıyor. Ben de tüm gücümle dayanmaya çalışıyorum.

Gelelim babalara. Hemen gevşemeyin beyler! "Bebek anneye yapışıyor zaten, ben ne yapsam bu değişmeyecek..." diye düşünüp ayakları uzatmayın. Eğer uzatırsanız bilin ki o ayaklar uzadıkça eşinizin attığı triplerin süresi de uzayacaktır!

Sonuçta EBEVEYNLİK BİR TAKIM İŞİ.

Tabi böylesine genel bir tanım bir erkek beyni için çok yetersiz. Bir kulaktan girer, diğerinden çıkar. (Alınmayın beyler, bunu bana hayat öğretti. Çok zekiyseniz, zeki olmayan kankalarınızı da eğitin bir zahmet.) Bu yüzden becerebildiğimce durumu biraz örnekleyerek, biraz genelleyerek anlatmaya çalışacağım. O yüzden dalga geçmek yok!

Öncelikle ÇOCUK İKİNİZİN! Bunu unutmuşsunuz gibi davranmayın. Anne bebeğin her yükünü yüklenmesini, bunun için hep ilk sırada olmasını normal karşılamayın. Çünkü, annenin bebeğinin her ihtiyacını ve istediğini hemen ve en iyi şekilde karşılaması bir tercihtir. Yoksa üç aylıkken bebeği birine "satıp" normal hayata dönmek de mümkün bu devirde. Ancak anne işe döndükten sonra bile önceliği (hatta zihnini ve bedenini) elinden geldiğince bebeğinden/çocuğundan yana kullanmaya devam eder.
Sizin de bebeğinizi/çocuğunuzu aynı biçimde, varoluşunuzla sahiplenmeniz ve anneye bunu bir şekildehissettirmeniz lazım. Bunu da ancak, gerçekleşmeyecek bile olsa, bebeğin getirdiği yükü paylaşmayı her fırsatta teklif ederek yapabilirsiniz. Bu kadar basit!
Paylaşmaya niyet edeceksiniz,
paylaşmayı teklif edeceksiniz,
uygun koşullar varsa da paylaşacaksanız.
Paylaşılamayan bir yük söz konusu ise (uyutmak gibi) anne zaten üstün bir sabırla bu yükü tek başına taşıyacaktır.Size çocuğu bırakıp kaçacak hali yok...

İkinci olarak, sevgili babalar, işiniz-gücünüz varken, yemek yerken, banyo yaparken ya da ofisinizdeyken anneye yardım etmenizden bahsetmiyorum. Dinlenmeye ayırdığınız zamanınızı ihtiyaca göre değişecek bir miktarda bizimle paylaşmanızdan bahsediyorum. Yani işinizden ve temel ihtiyaçlarınızdan arta kalan zamanınızda gözüm/gözümüz var!
Çünkü biz kadınlar bunu yapıyoruz. Arta kalan zamanımızı her zaman öncelikle ailemize, takım arkadaşlarımıza ayırıyoruz. Kendi çamaşırımızın 3 katını yıkıyor, 3 kat fazla yemek hazırlıyor, daha sık temizlik yapıyor, 3 kat fazla ütü yapıyoruz. Eğer her baba kendi çamaşırını, bulaşığını, ütüsünü, yemeğini halletse emin olun kadınlar çok daha huzurlu bireyler olurlardı.
("Parasını verip yardımcı tutuyoruz ya!" diyen babalar, o yardımcının işini de anneler organize eder. Bu organizasyon, yani yabancı biriyle tüm ev düzenini tutturmak da enerji ve zaman alır bünyeden. O yardımcı herşeyi kendi kendine yapamaz, yapmak istemez, hem çekinir, hem de fazla iş yüklenmek istemez. Ayrıca mahremiyet diye bir şey var. Kimi anneler iç çamaşırlarını yardımcılarına yıkatmaz, ütületmez. Kimi anneler yemek yaptırmaz başkasına. Kimi anneler de çocuğunun her eşyasından sadece kendi sorumlu olmak ister... Yardımcı da bu işlere karışmaz, karışamaz...)

Şimdi durumu örnekleyerek anlatmaya çalışayım bir de.

Anne-babanın bir takım olduğu iddiama dayanarak; ben baba olsam, eğer boş vaktim varsa, kendi işlerim o an için bittiyse,
- gidip ayağımı uzatmam,
- çocukla oynamayı/ilgilenmeyi teklif ederim,
- çocuk bakımı işlerini öğrendiğim için, o işlerden birini yapmayı teklif ederim (Tırnak kesmek, banyo yaptırmak gibi....),
- eşimin elindeki işi paylaşmayı teklif ederim,
- eşimin bir sonraki işini yapmayı teklif ederim,
- eşimden daha iyi yapabileceğim bir işi yapmayı teklif ederim (Onun çamaşırını yıkamak, ayakkabısını yıkamak gibi...),
- eve ait, uzun zamandır halledilemeyen bir işi yaparım (Tamirat gibi...),
- eve ya da çocuğa ait eksik bir şeyler var mı diye bir düşünürüm, sonra da çözüm üretirim (çocuk büyüdükçe mobilya, beslenme, giyim ve oyuncak ihtiyaçları değişir...)
- eşimin işi bitince beraber yapabileceğimiz bir şey düşünürüm,
- "bana ihtiyacın var mı?" diye sorar, eğer yoksa "ben biraz film izleyeceğim." derim,
- önce gider bir yanağından öperim be! Yani yardım edilecek bir iş yoksa. ;)

Yani gerçekten yardım edeceğiniz bir şey yoksa da, oturup eşinize onu sevdiğinizi ve bu çabalarını taktir ettiğinizi gösteren bir sürpriz, bir yemek, bir park gezmesi planlayın. Ya da sadece bir söz söyleyin, farkındalığınızı gösterin. Yapın bir güzellik!
Siz hiçbir güzellik yapmazsanız, eşiniz de size güzel güzel gülümsemez.

Çünkü kimi zaman gerçekten kan-ter içinde evde bir sağa bir sola koştururken evin bir köşesinden gelen film izleme, çekirdek çitleme, kahve suyu ısıtan ocak sesi gibi şeyler tüylerimizi diken diken ediyor. Evdeki ağır nesneleri kafanıza atma, ya da yüksek sesle bağırarak iletişim kur(MA)ma ihtiyacı duyuyoruz. Ayıp ediyorsunuz yani...

Çünkü çocuk ikimizin! Eğer o çocuk olmasa biz de tüm istek ve ihtiyaçlarımızı karşılar, kahve içip film izler, huzur içinde yaşar gider, sizden de zırnık kadar bir talepte bulunmazdık. Kendimize yetebilen bireyleriz hepimiz, ama bazı çocuklarla ilgilenmeye ordu gelse yetmez. Sadece anne de çocuğa yetmez, yetemez. Yetmeye çalışırsa da sistem çöker, hasta olur, hatta delirir. Sürekli dırdır yapar, huzur bırakmaz kimsede...

Bu kadar basit yahu! Niye oturup yazdım ki ben bunları... 

Bitirirken sinirlendim bak yine... 

9 Ağustos 2013

Edit 5.12.2015: Hala her kelimesinin arkasındayım. Hala her kelimesini birebir yaşamaya devam ediyorum. 2 yıl 4 ay olmuş ama olduğumuz yerde kalmışız.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.