Ben bir tüp bebek annesiyim

02.10.2014 11:42:13
A+ A-

Ben bir tüp bebek annesiyim... 

Kimileri için bunu söylemek sanki bir itiraf...

Oysa bu cümleyi söylemek her tüp bebek anne ve babasının yaşadıkları evrene karşı en büyük borcu olmalı...

Zor bir süreç... Özellikle çocuk istemeye benim gibi otuz iki yaşından sonra başladıysanız daha zor. Bir de kısırlığın gizli saklı kalmasına inandıkça herkes, kendine acımaya başlıyorsun...

Daha önce çok da üzerinde durmadığınız bir mesele her yerden karşınıza çıkmaya başlar... ''Biyolojik saat'' Filmlerde, kitaplarda, arkadaşlarla sohbet ederken ya da internette gezinirken tüm dünya bir olmuş gibi size biyolojik saatinizi hatırlatır...

Bir süre sonra bu meşhur ''biyolojik saat'' gözünüze patlamaya az kalmış bir bombanın son dakikalarını gösteren saati gibi gelmeye başlar. Ve işte o nokta da siz tam da çuvallmaya başlamışsınızdır. Psikolojiniz alt üst olmuştur. Daha önce size ''E hadi artık yeterince gezdiniz, tozdunuz, bir çocuk sahibi olun'' diyenler bir süre sonra yüzlerinde maskelemeye çalıştıkları ama sizin şak diye gördüğünüz en merakli halleriyle ''Yoksa çocuğunuz olmuyor mu?'' diye sormaya başlarlar.  

Bunu soran özellikle sizin canınızı yakmaya meraklı tiplerden biriyse (öyle değilse bile, siz sadece laf olsun diye soranların çoğunun o niyette olduklarını düşünürsünüz) hayatınızda olup biten ne varsa bir kenara atıp sadece bu konuyu düşünürsünüz. Düşündükçe de her ay heyecanla yaptığınız gebelik testinde iki çizgiyi bir türlü göremezsiniz.

Zamanla doktora gidip gelmeler başlar. İlk gidişte size yapılan testlerin sonuçları kısırlığınız için kesin bir neden ortaya koyduysa işiniz daha kolaydır... En azından sorunun ne olduğunu bilir ona göre uygulanması gereken tedavi süreciniz başlar. Ama eğer bulgularınız kesin bir neden ortaya koymuyorsa vay halinize... İşte bu noktada ağzıma sürmem dediğiniz koca karı ilaçlarını, balları, polenleri lup lup yutarken, eşinizi boğmak, bunaltmak pahasına da olsa  bin bir çeşit  yiyecekle adamı besler, kür üstüne kür uygularsınız... 

Eğer siz de benim bir zamanlar yaşadıklarımı şimdi yaşıyorsanız '' lütfen sakin olun''.... Evet zor belki ama bu süreçte en iyisi sakin kalmak... Panik hali sizi yorduğu kadar çevrenizle ve eşinizle olan etkileşim ve iletişimizi de olumsuz yönde etkiliyor...

Ben maalesef sakin kalamadım. Çoğu zaman saçmaladım. Doktorumuzun tavsiyesi üzerine ilk altı ay hiç bir ilaç kullanmadan normal yollarla gebe kalmayı bekledim...  Ama tabii inanırsan... İlaç kullanmadığım bir gerçek ama internetten bulduğum ne kadar kür varsa uyguladım. Bunların bana bir faydası olmadı, başkalarına olur mu bilemem...Bu kürler ben de panik ve negatif düşünce halini arttırmaktan başka bir işe yaramadı.

Altı ay sonra ''çocuğumuz yine olmadı'' diye doktora gittiğimizde, bir süre de doktor takibi (yumurta boyutunun takibi ile çiftleşmenin en doğru zamanının belirlenmesi) denendikten ve gebelik testinde çift çizgiyi bir türlü göremedikten sonra tekrar doktora gittik ve bu kez bize ''aşılama'' ya da ''tüp bebek'' tavsiye edildi.

Tüp bebek yöntemi aşılamadan daha etkili bir yöntem olmakla birlikte daha maliyetli.  Bu işlerden sürekli doktor kontrolünde olmaktan iyice sıkılmıştım.  Kafamda sadece bu konu olduğundan, arkadaşlarımla çıktığım yemeklerden de, alışveriş yapmaktan ve kitap okumaktan da zevk alamaz olmuştum. Benim bu bezgin halim  ve kısırlığımı-mızı saklama durumum (ne gerek varsa) yüzünden pek çok arkadaşımla aram eskisi gibi değildi. Onlardan birşeyleri saklama durumum neticesinde üzerime çöken samimiyetsizliği onlardan uzak durma isteği olarak yorumluyorlardı. Halbuki keşke paylaşsaymışım.... Ne aptallık... ''İnsan, insanın zehrini alır'' sözünü de pek severdim oysa...

Zaten sakladığın şey her ne ise, her gün içinde biraz daha büyüyor ve bir süre sonra kendine karşı bile samimi olamamaya başlıyorsun ve bu halin dışarıdan bakıldığında çok fena duruyor...

Ben daha fazla uğraşmayıp daha kestirme bir yöntem olduğunu düşündüğüm ''tüp bebek'' tedavisini uygulamakta karar kıldım ve o anda daha önce aklıma gelen ama  kafamdan hemen çıkarttığım bir şey beynimi kurcalamaya başladı. ''Evlat edinmek'' evet... Anne olmanın güzel bir yolu da bu değil miydi... Madem ben ilerlemiş tıbba rağmen anne olamıyordum o zaman tüp bebek yöntemi ile anne olamazsam, kesin çözümüm yine de vardı!!!!

 

Bu beni nasıl rahatlattı anlatamam... Önünde sonunda ben de anne olabilecektim. İlk tüp bebek denemesinde hamile kalamazsam defalarca deneme yapmak saçma gelmeye başladı. Sonuçta bakıma muhtaç binlerce çocuk vardı ve ben içimdeki annelik arzusunu onlardan birini evlat edinerek yerine getirebilirdim. İnsanın illa ki de kendi kanından bir çocuğa sahip olma isteği egosunu besleyip onu iyice şişirme güdüsünden başka bir şey değildir. Sonra fark ettim ki bu işin başından beri bu çocuk mevzuğunu ben o kadar çok abartmışım ve kısırlık olayını öylesine anlamlandırıp işi acımaya kadar vardırmışım ki... Komple saçmalamışım.

Doktorun yumurtalarımı kontrol etmesi ve en uygun zamanı bize söylemesi ile çiftleşmeye çalışırken yaşadığım heyecanın değil onda, binde birini tüp bebek tedavisi sürecinde yaşamadım. Çünkü derdimin çözümsüz olmadığını biliyordum artık. Embriyo transferinin yapılmasının ardından geçen onbeş gün çok neşeliydim. Eğer hamile değilsem, belki dokuz ay bile beklememe gerek kalmadan yavrumu kucağıma alabilecektim... Her halukarda annelik duygusunu yakalamama bu kadar az bir zaman kalmış olması içime tatlı bir heyecan salıyordu.

Beklenen gün geldiğinde oldukça sakindim diyemeyeceğim. Yine de gebelik testi için kan alınırken heyecanlıydım. Ancak hiç bi olumsuz düşünce taşımadığım gibi ne kendime de artık hiç acımıyordum.

Kan testini verdikten sonra geçen iki saatin sonunda Beta Hcg değererinin karşısında gördüğüm sıfırdan büyük değer hamile olduğumu gösteriyordu ancak yine de sonucu doktorumuza gösterdik. Onunda onayı ile hamile olduğumu öğrendim. Mutlu olmasına mutluydum ama aldığım dersin de farkındayım...

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.