Bir sarhoştan hayat dersleri

30.06.2015 10:47:52
A+ A-

Hayır, hayatımda hiç bir zaman, ne uzun yolculuklarda ne de kısa şehir içi yolculuklarda şanlı olmamış biri olarak metrobüs facialarından nasibini almamış biri olsam şaşırırdınız. İstanbul'da yaşayan biri olarak zaten gün içerisinde kameraya alınması gereken onlarca olayla karşılaşırken, gözüme sokula sokula hatta kulaklarım zorlana zorlana şahit olmak zorunda kaldığım bir sarhoşun maceralarını yaşatmak istiyorum.

Sarhoş dediğime bakmayın. Gayet bilinci yerinde, konuşmayı becerebilen ve ayakta dümdüz gidebilen, besbelli alkol eşiği fazlasıyla yüksek bir vatandaşımız kendisi. Bilinçaltı gereksiz yere ağzına dökülmüş sadece.

Biraz acımasız davranabilirim size bu aşamada. Çünkü yaklaşık otuz dakika boyunca çektiğim acıları ve eşsiz sancıları sizin de yaşamanızı istiyorum. Reva mı bana arkadaşım. Neden sadece ben yaşıyorum?

Kimsenin umurunda değilken koca şehirde bir sarhoş, arkadaşlarıyla beraber gelip bitişiğimdeki koltuğa oturmak mecburiyetinde mi?

Velhasıl kelam;

Güzel bir tiyatro oyunundan çıkmış akşamın kör saatlerinde evime gitmek için metrobüse bindim. O kadar keyif içerisindeyim. Siz düşünün. Gayet sakin, ıssız... Muhteşem. Metrobüsün imkansızlığı. Gün içerisinde göremeyeceğin bir manzara İstanbullular için. Ama bu haldeyken bile çok umutla bakmıyorum şanssızlığını defalarca tecrübe etmiş biri olarak.
 



Daha metrobüs kalkmadan arkada bir gürültü kopayazdı. Ayak sesleriymiş. İçeriye paldır küldür binen üç genç. Belki otuzlu yaşlarına yaklaşmış tiplerdir. Yaşları pek de belli olmuyordu yüzlerinden. Zaten ben de çok uzun süre suratlarına bakamadım. Sarhoş kafasıdır. Ne bakıyorsun derse hır gür çıkmasın. Çenesini tutabilen bir adam değilim.

Aradan daha dakika geçmeden bir sarhoş lakırdısı başladı ki düşman başına.

Konuşmanın başlarında çalışmaya gerek duymadığından, ismini hatırlamadığım bir abisinin her gün cebine koyduğu paralardan, içtiği şişelerce içkilerden bahseden adam bir süre kız arkadaşından bahsederken "bindiğim kız" diye söz etmeye başladı.
Tüm bunlara gelmeden önce de ne kadar delikanlı ve ne kadar adam olduğundan bahsediyordu, yazık.

Bu sefer arkadaşlarıyla birlikte bindikleri kızların sayılarından ve onlar için ne kadar önemsiz olduklarından bahsederlerken, birbirlerine yaş sınırlarından bahsetmeye başlayıp kendilerinden kaç yaş küçük olan kadınları bacıları olarak sayacaklarını hesap etmeye başladılar.
Ne kadar sığ, ne kadar iğrenç ve ne kadar insanlıktan uzak bir konuşma.

Haydi, acıdım yine size. Konuşmaların bir kısmını da olsa keserek anlatacağım ki beyin sancılarınız hafiflesin. Herkesin kaldırabileceği eziyetler değil bunlar. İnsanda bir bağışıklık sistemi olması gerek.

Konuşmanın her cümlesinin sonunda da alabildiğine "kanka" diye hitap etmesini saymıyorum bile.
-Biz delikanlıyız kanka.
-Biz değil miyiz kanka?
-Öyle demedim kanka. Anlamıyorsun beni kanka. Biz adam gibi adamız yani yanlış anlama kanka.
-Tamam sus kanka. Çok bağırıyorsun kanka.

Eyvah eyvah!

Bu arada bu arkadaşların bacıları arasına başörtülü, türbanlı kadınlar da giriyormuş. Hepsi onların bacısıymış.
Zihniyete bakar mısınız? Silme cehalet!
Diyor ki çakır keyif abilerimiz;
(TDK'ya göre) Müsait olan kim olursa bineriz kanka...
 

Belirtmekte fayda var. Sohbet başlayalı beş dakika olmamıştı ki üç kişinin ikisi susup sadece bir tanesi konuşmaya devam etti. Dur durak bilmeden. Bir kendini bilmez bir vurdum duymaz tavırlarla... Fikir katliamından öteye gidemeyen arkadaşı mecburen dinliyorum. Evet, metrobüsün arkalarına doğru da göz gezdirdim. Boş yer olsaydı zaten daha ilk girişlerinde koşarak uzaklaşacaktım oradan. Biliyorum başıma gelecekleri.

Şimdi öncelikle bu arkadaş karıncaları bile incitmiyormuş. Hatta ve hatta geçtiğimiz günlerden birinde evde gördüğü karafatmaya elini süremediği için annesinden dışarı atmasını istemiş. Maazallah dışarı atarken hata üzeri böceği öldürürse kafasını duvarlara vururmuş.
Fazla iyi niyetli... Fazla saf ve temiz duygular bunlar. Ama şaşırtmıyor.
Neden sonra bu iyi niyetli ve tırnak ucu kadar canlara bile saygısı olan insan evladı zengin olduğunu düşündüğü insanlardan nefret ettiğini, hepsini bir kaşık suda boğmak istediğini, zengin insanların şerefsiz olduğunu ve yok olmaları gerektiğini dile getirirken günde kaç şişe viski içtiğinden bahsettiğini unutmuş olacak ki bu kadar talihsiz yerlere getirdi konuşmalarını.

Pek inandırıcı gelmese de yine geçtiğimiz günlerden birinde üç şişe litrelik viski içmiş arkadaş. Alkol eşiğini geçtim arkama dönüp "Kardeş senin mide kaç litre" diye sormak istedim?.

Her sarhoş muhabbetinin olmazsa olmazı nedir? Ya din, ya siyaset. Ya da benim çektiğim eziyetin ki gibi ortaya karışık.

CHP'li değilmiş, MHP'li de değilmiş, hatta dindarmış ancak AKP'li de değilmiş. Gel de gülme. Ben, herhalde HDP'li diye düşünürken "ülkücüyüm kanka ben" dedi vasıfsız.
Cümlelerinin bir çoğuna da cevap veriyorum ayrıca. (Çaktırmayın, içimden verdim ne cevap verdiysem. ) Çocukluğundan beri ülkücü olan biri, kalkıp yabancı insanları ne kadar sevdiğini anlatırken, diğer insanların bizim insanımızdan daha akıllı olduğunu söylemesi bütün ideolojilerin içerisinde nasıl boğulduğunu gösterdi bir kez daha.


Hiç bilmediğim bir şey öğrendim aslına bakarsanız. Beş vakit namazlarını kılan dindar insanlar Dünyayı ayakta tutan tek insanlarmış. Onlar da namaz kılmasa bütün Dünya yıkılırmış. Yanlış anlamayın şimdi kanka. Ben çakır keyif arkadaşın yalancısıyım. O söylüyorsa doğrudur. Zira söylediklerini kabul ettirebilmek için yemin de ediyordu bu düşüncelerini haklı gösterebilmek için.

Olaylar peygamberlerden girdi, sahabelerden çıktı, din alimlerine döndü, halifelere dolandı durdu. Ve ben bunların hepsini kelime kelime dinleyip isyan ettim makus talihime.
En sonunda dedi ki;

"Kanka ben dinine çok bağlı biriyim. İçkimi içiyorum ama namazımı da kılıyorum yani. Bakma beş vakit namazımı kılamıyorum tabi. Cuma'dan Cuma'ya namaza gidiyorum. Ama hesap ettim kanka. Müslümanın namaza ayıracağı süre günde 1 saat 15 dakika. Var kanka. Herkesin bir günde bu kadar vakti var. Ama ben kılamıyorum kanka. ÇÜNKÜ ŞİZOFRENİM BEN. PANİK ATAK VAR BENDE. O YÜZDEN BEŞ VAKİT NAMAZ KILAMIYORUM. TEDAVİ OLUYORUM."


Başından sonuna bütün kurduğu cümlelerin en doğrusuydu belli ki. En çok ona inandı söylerken. Aksini iddia edecek, kendi kendini çürütecek başka ideolojilere bulaşmadan. Düz şizofren sizin anlayacağınız.

Hayır, bu kadar eziyeti çektim madem. Ne diye bütün düşüncelerimi yıkar, şüphelerimi cevaplar da her şeyin nedeninin bir şizofreni vak'ası olduğunu açıklarsın ki bana.

Hay babasının şarap çanağına sıçayım arkadaş. Şizorfren olmasa da bu kafada milyonlarca adam var ülkede zaten. Ne diye üzülüyorsun ki? Seni etiketlediler diye bu buhrana gerek var mı?

Onu geçtim. Bizim de şaşıracak lüksümüz olmadığının farkına varınca daha vahim bir durumun içine doğru çekiyor insan kendini.

Aç bir kokakola!

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.