Bu sabah çok küfür edesim var

23.10.2014 12:34:15
A+ A-

Merhaba sevgilim günlüküm,  

Sabahları nasıl uyandığın güne başladığın ruh hali önemlidir bilir misin bilmem ama ben de tecrübeyle sabittir. 

Düşünüyorum da rüyam da ne gördüğümü hatırlamıyorum şimdi ama kaç gündür bir hikaye var aklımda. karakterleri yıllar önce can bulmuş sonunu getiremediğim ya da sonunun içime sinmediği hikayem ara sıra karabasan gibi musallat oluyor bana. zihnimde evirip çeviriyorum ona ne yapmam gerektiğini bir türlü aklım ermiyor. bitti diye de kendimi ikna edemiyorum yarım kalmışlığı hep canımı sıkıyor. 

İkinci kez onu film senaryosu olarak yazmayı deniyorum, daha önce yazdıklarımı hevesle yapımcı kocama, bir kaç senariste göstermiştim. Herkes fikrini söylemişti. Benim de hevesim kaçmıştı oysa Gabriel G.Marguez kendi hayat hikayesini anlattığı Anlatmak için Yaşamak kitabında bir anısını anlatır. ilk hikayesini bitirdikten sonra hayran olduğu yazara okutmak için büyük bir çaba harcayarak onun her gün oturduğu kahveye gider sabahın çok erken saatinde onu beklemeye başlar. Adama sıkılarak bin bir eziyetle derdini anlatır elindeki nüshayı verir, adam sayfaları karıştırır hım, oo  diye sesler çıkarır ve geri verir yazara hikayesini. Belki de roman ya da bir makaleydi tam hatırlamıyorum aslında, sonra der ki benden sana nasihat çocuğum bitirmediğin hiç bir hikayeni asla hiç kimseye gösterme. Bunu okumama rağmen ben yine de onay almak için hep çaba harcadım. Oysa birine dönüp üzerinize çeki düzen verip nasıl olmuş diye sorsanız, bakmadan, iyi der ya da kendi zevkine göre bir şeyler söyler ya da ruh haline göre sizin neşeli halinizin tersine bir giysi önerir. Neşeniz belki de sinirini bozar. Anlayacağınız, en iyisi eleştiriye açık kendine güvenen bir tavır almak. Bugünler de hikayem bana bu duyguyu veriyor. O yüzden sadece etrafımdakilere sayı skorumdan bahsediyorum. 30 sayfa yazdım diyorum böyle giderse 3 güne biter. zihnimde bitti çünkü. Eski alışkanlıkla kocama okumak istedim. Dur ve beni dinle şimdi dedim sana okuyacağım. Okumaya başladığımda olmamış, ben bunu çekmem, uyuşturucu, bira olmaz bu tutmaz dedi. Okuma istemiyorum dedi. Tamam lan dedim. Röportajımı verirken bunu da hatırlatacağım, sekizinci sayfada bunu çekmem demişti herifin biri diyeceğim. Tırstı,  tamam oku ama bira olmaz dedi bira içmesin istiyordu kahramanımın. Film senaryosu yazıyorum, kızım bira seviyor ama içemiyor, yasak, nasıl bir kafaysa. Neyse hayır dedim okumuyorum parasını verir seyredersin. Şişik ego iyidir hayali diri tutar. Bazen yolda yürürken kitaplarım yüzünden benimle röportaj yapıldığını hayal ederim. Yani yakalarım kendimi  düşünürken bu da tanrıya duamdır gelecek planlarım hakkında, henüz bir kitabım bile yok ama ikimiz de biliriz niyetli olduğumu. 

İnsan bir şeye niyet edince düşünceleri yüzünden herhalde, o yola meyl ediyor, yavaş yavaş tüm ilgi bir tarafta toplanmaya başlıyor. Bir meyvenin olgunlaşması gibi zihninde fikirler evrim geçiriyor, tohum serpiliyor kök salıyor, yeri sağlamlaşırsa yeşeriyor. Ben filmlerin ilk sahnesine takmıştım kafayı, fark etmeden onların nasıl başladığının etkisine girmiştim. Söze nasıl başlandığı gibi ilk göze değenin bir kaç saniyenin nasıl geçtiği benim çok ilgimi çekiyordu. Filmin seyredilmeye değer olduğuna o saniye karar verir olmuştum ama her filmin başlangıcı yeni bir yolculuk gibi beni heyecanlandırıyordu. Sonunda ezberim bozuluyorsa şayet başladığı gibi bitmiyorsa ve seyredeni sonu ikna ediyorsa bu zekice kurgulanmış bir senaryo demekti. 

Dün akşam festival kanalında bir başladım ortasından. Yalnız yaşadığını anladığım adam mutfakta bir şeyler karıştırıyor, sonra merdivenleri iniyor elektrik sigortasını açıyor oradan bir şey alıyordu. Film kesik kesik ilerliyordu ben adamın yaşamı ve kimliği hakkında fikir yürütürken birden yatakta uyuyan bir erkek çocuğunun üzerinden yorgan çekildi. Yüzü koyun yatan çocuk, gitmek istemiyorum dedi ya da öyle anladım. Sabah diye düşündüm okula gitmek istemiyor, algım beni yanılttı belki de kendimi iyi hissetmiyorum dedi. Yüzü koyun yatmaya devam etti. Adam elini alnına koydu çocuğun, sonra bezler ıslattı lavaboda, çocuğun çıplak ayaklarına sarıp üzerine çoraplarını giydirdi, yorganıyla sıkıca sarmaladı çocuğu. Mutfakta göründü yeniden, telefonda konuşuyordu. Hastayım işe gelemeyeceğim dedi. Neden çocuğum hasta değil de ben hastayım dedi anlamadım. İş yerinde problemi var herhalde dedim. Belki annesi kaçtı gitti iş yerindekiler bilsin istemiyor dedim. Bu arada infosunda ne yazdığına bakmadım. Kendim çözmeye çalıştım konusunu gözlerim de oturduğum yerden okumama engel olacak kadar kör zaten . O da başka bir yazı konusu belki. Ezik bu herif dedim içimden yalnız yaşayan karısının terk ettiği çocuğunu da bıraktığı iş yerinde iplenmeyen ezik bir herif bu. Sanat filmi nasıl olsa festival kanalında olduğuna göre kurgusu böyle olabilir. Adam caddede göründü koşarak eczaneye girecekken çat bir araba çarptı adama ve ekran karardı. Aha dedim sıçtı. 

Hastane odasında adamı yatarken gördük bu arada kamera odaya girenleri bellerinden itibaren gösteriyordu birileri konuşup dolanıyordu odada, a ailesi varmış dedim içimden. Bir kadın yanaştı yatan ezik adamın yanına sandalyeyi alabilir miyim dedi adam da çıt yok, adı yan tarafa çekti kadın bir ses, tabi gel şöyle otur dedi. Yan tarafta konuşmalar devam etti bizim ezik kıpırdamadan yatmaya devam etti. Ah dedim bunun kimsesi yok, çocuk evde ateşli yatıyor. Ölmüş bile olabilir. Ha siktir dedim içimden. Adam doktorun yanında göründü bu sefer keyfi gayet yerinde yüzünde hiç bir tasa yok sanki evde çocuk yalnız değil. Ben de dedim herhalde evde annesi falan var. Ne zaman çıkarım dedi. Kafanızı çarpmışsınız geçici hafıza kaybı yaşadınız o yüzden öğlene kadar bir kaç tetkik daha yapacağız sonra gidebilirsiniz, iki gün sonra tekrar gelmeniz gerekiyor. Adamın yüzünden yine rahat keyifli ifade tamam dedi.

Odasında gördük onu yatağına uzanmış, bir ses gazete getirdi odaya, adam dolabından cüzdanını çıkardı gazete satın aldı. Heh dedim çocuğunun resmini ya cüzdanın da ya gazete de görecek hatırlayacak safım evdeki çocuğu, o da olmadı.

Evinde mutfakta yemek hazırladı, yine merdivenlerden indi, bu arada mutfakta iken tıkır tıkır bir yerden ses geliyordu kulak verdi aldırmadı. Merdivenden indiğinde yine aynı dolaptan anahtar çıkardı demir üzerinde tahta olan bir kapıyı açtı. Ben oturdum yerde doğruldum lan dedim bu çocuğun kapısı mı nasıl yani. Sonra küçük tek kişilik bir yatağa uzandı yüzünde gayet yılışık kendinden memnun bir yüz ifadesi. Odadan su sesi geliyor. Yatağa yarım uzandı bizim ezik kasıklarını ovuşturdu bir eliyle, hadi ellerini kurula da yanıma gel dedi. Sonra küçük oğlanı gösterdi kamera. Oğlan önce sese baktı sonra hırkasının önünü kavuşturdu elleriyle kendine sarılır gibi. Biraz teredüt etti sonra yanına gitti ezik adamın. Oda dedim ben de derhal infosuna bastım. Pedofili bir adamın 10 yaşındaki bir çocuğu bodruma kapatıp yaşattıklarını anlatan bir hikayeymiş. Ben de derhal kanalı değiştirdim. Aşırı tepki vermek o konuda bir yaranızın olduğuna delaletmiş. Ben de pedofiliden biraz var mı bilmem ama böyle bir şeye şahit bırakılmaya sanat adına falan katlanamam. 

Dün de bir küçük bir kız kafasına silah dayayıp intihar etmiş 13 yaşında ama kayınpederinin evinde intihar etmiş kocası 23 yaşında. Nasıl bir hikayesi var kızın bilmiyorum ailesi onu neden evlendirmiş, gazete haberinde sevdikleri için diyor. Düğün bile yapmışlar. 

Ben bir kadın tanımıştım. Kocamla biz düğünümüzde demişti çocuklarla birlikte bahçede oyun oynamıştık tüm gün. Bizim düğünümüz olduğunu biliyorduk ama çocukların oyunu daha cazip gelmişti. arada çekip aldılar şunu yapın şöyle durun dediler biz hep kaçıp çocukların arasına karıştık. Gece o kadar yorgunduk ki kaçıp kovalanmaktan sızmıştık olduğumuz yere. 

Benim köyde tanıdığım en mutlu aileydi, en mutlu aileydi çok şaşırmıştım onların böyle bir geçmişleri olduğuna. Bizim kültürümüzde böyle evlilikler olduğundan da haberim yoktu. 

Belki onların ki ensest gibi bir şey olmuştur bir süre ya da arkadaşlığı seksi bir arada yaşamışlardır. İnsanlar hissederek yaşamaz ki en azından çoğu yaşamaz. Bir an gelir tıkanırlar bir daha da hissetmezler.

Bir Bavul İki Dİl belgeselinde küçük bir kız vardı. Küçük kardeşini yanına alıp dereye çamaşır yıkamaya gidiyordu. Evi mağra gibi yerleri topraktan karanlık bir yerdi. Orayı çalı süpürgesi gibi bir şeyle süpürüyordu. Evin işini bitirdiğinde kardeşlerini doyurduğunda vakit kalırsa saçları kırpık kırpık okula gidiyordu. O yaşta bir evin kadının yapacağı her şeyi yapıyordu. Böyle bir sorumluluk cinsel manada olmada onun gelişimini farklı etkiliyordur herhalde. En azından çocuk olması hep erteleniyordur. 

Eskiden bu kadar çok yaşadıklarına isyan edip intihar ediyorlar mıydı bilmiyorum. Bu kadar çok haber olmuyorlardı belki de. Şehirli hayatının sızdığı yerlerde mi çocuklar yaşadıklarına isyan edip intihar ediyor yoksa biz mi onlardan şimdi haberdar oluyoruz bilmiyorum. 

Benim kalıbımda benim kabımda bu bilgiler bana iyi gelmiyor bunu biliyorum. Hikayemde kahramanım dün yaşadıklarına tahammül edemeyen kız gibi kafasına silah dayayıp intihar ediyor. Kahramanımı kimse zorla evlendirmiyor o doğduğu gün hayatı kendine yakıştırmamış biri. Hep ölmeyi arzulamış. Kimse de ona kalması için cazip bir fikir sunmamış kendi de bulamamış. İlgisini çekmiyor yaşamak belki de. Belki de annesi onu ilk kucağına aldığında istenmediğini hissetmiş. Pişman olmuş geldiğine, küskünlüğü bir türlü geçmiyor. 

Günlüküm kirlettim yine sayfanı, sevdiğimden bilesin.

Zuhals

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.