Dedeme Son Mektup

07.12.2015 15:28:08
A+ A-

Ben hep senden kaçtım. Seni sevmekten kaçtım. Senin hiç haberin bile olmadan on sene öncesinin mevzuları için sana kızdım, içten içe kızdım. Aklıma geldikçe öfkelendim ağladım. Ama tek tesellim, bu kızgınlığı seninle geçirebildiğim hiçbir anda sana hissettirmedim. Seni hep sevdim. Hep derler ya hani insan en çok en sevdiğine kızar. Bunu hep inkar ettim. Çünkü uzakta kalmak, çünkü kaçmak daha kolaydı.

Ben keşke, keşke seni ne kadar sevdiğimi dile getirebilseydim. Keşke her bayram elini öperken içimden geçen duyguları dile getirebilseydim. Keşke "hiç sevmiyorum bu kızı" diyerek kokumu içine çeke çeke öperken sen beni, "ya dede ya" diye geri kaçmasaydım. Koklasaydın doya doya, hasret kalıp özlediğin zamanların acısını çıkarabilseydin dilediğin gibi. Keşke, içinden geldiği gibi sevebilseydin beni...

Benim canım herkesten ayrı yanıyor dede. Bambaşka bir alev bu beni yakıp kavuran. Kendime kızıyorum. Kendimi affedemiyorum ben. Keşke bir kerecik olsun seni sevdiğimi söyleseydim ve sen bunu zaten bildigin halde bir kerecik, sadece bir kerecik olsun duyabilseydin ne kadar iyi bir dede oldugunu en küçük torunundan...

Ben küçükken herkesin bir köyü olduğunu ve insanların her bayramda tıpkı bizim yaptığımız gibi kalabalık aileleriyle bir araya gelip bayramları bayram gibi yaşadığını düşünürdüm. Herkesin bayram sabahları erkenden kalkıp torunları uyansın diye evde öksüre öksüre gürültüler çıkaran bir dedesi olduğunu düşünürdüm. Herkesin de benim gibi yorganı kafasına geçirerek uyumaya devam etmeye çalıştığını hayal ederdim. Meğer köy sadece bizde varmış, her bayram toplanan kalabalık aile birçoklarında yokmuş, yıllar sonra anladım. O az sayıdaki şanslı ailelerdenmişiz biz her bayram sevinçle bir araya gelebilen ve bir araya gelmek için kilometrelerce yol kat eden... Şimdi ne yapacağız bilmiyorum, biz yine bir araya geliriz toplanırız da, sen yoksun ya artık, onun acısını ne yapacağımızı hiç bilmiyorum işte. Artık bayramlar da anlamsız... İlk bayramdan korkuyorum mesela. Acıyla bir araya geleceğiz bu sefer, o burukluk her birimizde kendini gösterecek. Senin yokluğunu aratmamaya çalışacak sonra büyüklerimiz. Anılarımızı tekrarlamaya kalkışacağız hep birlikte toplanıp kestaneler, fıstıklar, dondurmalar yiyerek... Bayramın ilk günü uyanip senin olmayan elleri öperek, senden gelmeyecek olan bayram harçlıklarını toplayarak... Canımız acıyarak bir araya geleceğiz, seni yad edeceğiz. Herkes bir anısını anlatacak, sonra sessizlik... Ağlayabilenler gözyaşı dökecek, benim gibiler de kalkıp uzaklaşacak bulunduğu ortamdan. Kendi kendine oturacak bir duvarın dibinde, gökyüzüne bakacak, uzaktaki tarlalara bakıp senin gelmeni bekleyecek ve ağlayamayacak... O ağlayamamak var ya dede, o acı var ya, o ağlayarak çıkaramadığın acı, o hıçkırıklara karışamayan feryat var ya, Allahım kafayı yiyeceğim...

O pişmanlık var ya dedem. O kendine kızmalar var ya. Ah o lanet olası kendini affedememe olayı var ya, işte o sonsuza kadar kemirecek beni. Allah beni kahretsin ki ben kendimi asla affetmeyeceğim...

Son ramazan bayramında ben gelmedim elini öpmeye. Kendi aptal özentiliklerime kurban gidip İstanbul'da tek başıma evde oturdum durdum. Hiç kimseye itiraf etmedim ama o kadar sıkıldım ki ben, o kadar bunaldım ki burada. Kalkıp ikinci gün gelmeyi kendime yediremedim. Gelme isteğimi engellemek için kendime işler, yeni yeni icatlar çıkardım. Her çabama rağmen evet yine de çok sıkıldım. Bayram gibi değildi. Sonra anladım işte yılların bana kazandırdığı alışkanlığımdan kaçmaya çalışmam anlamsızmış. Bir sonraki bayramda hiç "ben gelmesem mi" tartışmasına bile girmeden geldim. İyi ki geldim dedem, iyi ki ben o son kurban bayramında geldim, ellerini öptüm, harçlığımı aldim, balımı kaymağımı yedim. İyi ki ben geldim de hayatımın en lezzetli patlıcanlarını, salataliklarinı, biberlerini topladım yedim. Hiç patlıcan sevmeyen ben, senin bahçenin patlıcanlarının lezzetine hasret kalacağım işte şimdi... İçim acıyor. Öyle bir acı ki bu, ne ağlayabiliyorsun ne de tam anlamıyla susabiliyorsun. Öyle bir acı ki bu, yüreğime yumru gibi oturmuş, ne yaparsam yapayım bir milim bile kıpırdamadan duruyor öyle yerli yerinde.

Bir gün öleceğini hiç düşünmemiştim. Hani herkes ölebilirdi ama ben zaten dokuz sene öncesinde bir dedemi kaybetmiştim, bir torundan iki dedesinin de alınabileceği hiç aklıma gelmemişti. Bir kere daha canımın bu denli yanacağını hiç düşünmemiştim. Turan dedem gitti önce, şimdi de sen yoksun işte... Hayat her kayıpla birlikte daha da anlamsızlaşıyormuş. Her acı daha çok, daha derinden sarsıyormuş insanı. Toparlaması ve ölümü kabullenmesi her kayıpta gitgide daha da zorlaşıyormuş. Ben nasıl baş edeceğimi bilmiyorum. Alkole vurup kafa dağıtayım desem, onu da denedim, ilacım o değilmiş. Öyle bir acı ki bu hissettiğim, o acı dışındaki her şey saçma ve anlamsız geliyor. Bir de o güçlü durma çabaları var ya, ben yıkılmam deme ihtiyacı... Öyle bir yıkılıyor ki içim, nasıl toparlayacağımı bilmiyorum. Benim dedem yok artık. Kendimi hiç bu kadar savunmasız hissetmemiştim. Hadi kendimi geçtim, bir de babamı düşünüyorum. Babamın, şu hayatta en çok sevdiğim insanın öyle bir canı yanıyor ki şuan, ben onun canının yanmasına nasıl dayanabilirim hiç bilmiyorum...

Eksilmek Arat ailesine hiç yakışmıyor. Biz 35 kişiden 36'ya çıkmalıydık. Bizim sayımız her geçen gün artmalıydı. Her sene yeni bir düğünle torunlarını evlendirmeli, her sene yeni doğan bebeklerin büyük dedesi olmalıydın sen. Eksilmemeliydi ailemiz... Her sene yaşının ilerlemesine rağmen kaybetmediğin enerjinle dans etmeliydin bizimle, yeni anılar biriktirmeliydik. Daha ben saçlarımı belime kadar uzatınca bana altın tarak, altın toka alacaktın... Ben şimdi nasıl tekrar uzatacağım saçlarımı? Bir önceki hafta "Kızım yesin" diyerek gönderdiğin o balı nasıl kıyıp da yiyeceğim? Ben şimdi kimin alıp kuruttuğu biberlerden yapılan biber dolmasını yiyeceğim? Ben şimdi senin olmadığın bir dünyada kime dede diyeceğim? Sen benim hayatta kalan son dedemdin, ben senin de gidişini nasıl kabul edeceğim?

Öyle işte dedem, içimi döktüm kendimce. Sanki gittiğin yere mektup gönderebiliyormuşum gibi, sanki internette paylaştığım yazıyı sen okuyabilecekmişsin gibi ben sana son mektubumu yazdım. Ne kadar anlamsız! Ne kadar saçma! Ama içimi dökmeye o kadar ihtiyacım vardı ki, en azından yazmaya başladığım andan itibaren ağlayarak az da olsa rahatlamamı sağladı bu mektup. En azından itiraf ettikçe ağlayabildim.

Şimdi Turan dedemle anneannemin yanındasın. Üçünüz de her neredeyseniz umarım huzur içindesinizdir. Bana sadece babaannem kaldı ve sana söz veriyorum dede, ona onu ne kadar sevdiğimi göstereceğim. Benim yüreğim daha fazla pişmanlığı kaldıramayacak kadar acıyor...

Torunun,
Zeynep Cansu ARAT
İstanbul 04/12/2015
03:07

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.