DEĞERSİZ KADINLAR, ÇOCUK KALAN KOCAMAN ADAMLAR

19.06.2014 00:46:16
A+ A-

Kadınların değersizlik duygusuyla iyice yoğrularak yetiştirildiği, erkeklerin birey olamayıp, büyümemiş çocuklar olarak yetiştirildikleri bir coğrafyadayız.

Kadınlarımız değersiz olduklarına daha çocukluktan inandırıldıkları için yetişkin olduklarında da çok uzun yıllar kendilerini değerli göremiyorlar. Kadınlarımızın maalesef pek çoğu mutlu olmadığı bir evliliği onlara göre mecburiyetten devam ettiriyorlar. Eşlerinin çocukken çeşitli yollarla onlara kendilerine yaptığı her türlü baskı, horlanma, aşağılanma, hatta fiziksel şiddete ses çıkaramıyorlar. Çünkü çocukken onlara "sen  değersizsin", "sen yapamazsın" dendi. Maalesef başımda erkek olsun yeter ki diyen kadınlarımız da var. Sakın yanlış anlaşılmasın, burada kimseyi kınamıyorum. Daha küçücükken öğle öğrendiler, başka ne yapabilirler ki? Çok azı silkelenip kendine geliyor ve hayatına sahip çıkmaya çalışıyor.  Ne var ki, değerli olduğunun farkına varanlar ise aynı zamanda eşlerinin de birer yetişkin çocuk olduğunun farkına varıyorlar. Evlilikler çıkmaz sokaklarda, mutluluklar kilitli kapıların arkasında kalıyor.  Yeniden başlamaya cesaret edebilense çok az.

Yetişkin bir birey olamamış erkeklere gelince, sürekli etrafından ve en çok da eşlerinden beklenti içinde oluyorlar. Bununla birlikte çocukluğunda kadının değersizliği de düşüncelerine yerleştirilmişse, o zaman erkek kadının sahibi görüyor kendini. Tabi kendine güveni de yerleşmiş olmuyor, kendine güvenmediği için karısına, sevgilisine de güvenmiyor. böylece çorap söküğü gibi gerisi geliyor. Kadına şiddet mi dersiniz, kadın cinayetleri mi dersiniz.

Ancak benim burada bahsedeceğim kadının değerli olduğu görüşünde olan, kadına şiddette son derece karşı olan büyümemiş erkekler. Sürekli, eşlerinin kendileri için bir şeyler yapmasını beklerler. Ev içinde sorumluluk almayı sevmezler. Hep çok çalışmış olurlar, yorgun olurlar vb, yeter ki evde herhangi bir şeyle ilgilenmek zorunda kalmasınlar. Ve çocukluk ve gençliklerinde anneleri tarafından her şeyin önlerine hazır gelmesine öylesine alıştırılmışlardır ki, eşlerinden de aslında biraz annelik beklerler. Düşünmezler ki anne karşılıksız verendir, ve yetişkin, değerli olduğunun bilincinde olan hiçbir kadın daima karşılıksız veren olmayı kabul etmez, evlilikte denge olmak zorundadır.

Büyümemiş erkeklerimiz, beklentilerinin karşılanmasıyla sevilmeyi ve sevmeyi eş tutuyorlar. Eğer karısı beklentisini yerine getiriyorsa kendisini sevdiğini, sevildiğine kanaat getirince de sevdiğini düşünüyor. Peki oldu ya kadın bir gün "yeter artık, büyü" dedi, "evde kendi sorumluluklarını al artık" dedi, "yetişkin bir birey ol" dedi, ya o zaman ne oluyor? Büyümemiş erkeğimizin çocukça ve bencilce sevgi mantığı işlemeye başlıyor " karım beklentimi yerine getirmiyor= beni sevmiyor= ben onu sevmiyorum" Böyle bir kısır döngü sürüp gidiyor ta ki kadının sabrı bitene ya da değerli olduğunun farkına varana kadar veya erkeğimiz büyümeyi kabul edip sorumluluklarını üstlenene kadar.

Biliyor musunuz ütülü gömleği olduğunda eşine "canım karım" deyip, eresi gün ütülü gömleği yoksa anlaşılmadığından, sevilmediğinden ve hatta boşanmaktan bahseden kocalar olduğunu. Ve görüyoruz ki evliğin oturduğu temel erkek için "sevgi=ütülü gömlek" ötesine geçememiş.  Hayat erkadaşı kavramı ise zaten hiç ortaya çıkamamış.

Evlilikte hem kadın, hem erkek kendi sorumluluğunu taşımak zorunda. Evli olmak demek kendi sorumluluklarını karşındakine yüklemek demek değil. Evlilik ortak paylaşımların olduğu, her iki tarafın da kendi olarak oluşturdukları ortak bir yaşamdır. Ancak günümüzde eşler arasında bitmek bilmeyen bir beklentiler yumağı olduğu için, beklemekten mutlu olmayı unutuyorlar.

Esra Süren

Spiritüel Yaşam Koçu & Nefes Koçu & Reiki Grand Master/Teacher & Akaşa & Kişisel Gelişim Danışmanı & Şifa Terapisti & Telkin Terapisti & Sembol İletişim Uzmanı & İnsan Kaynakları Uzmanı
HAYAT REHBERLERİ / ESSU

hayatrehberleri@gmail.com

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.