Dijital çocukluk, sevgi, aile ve toplum

06.11.2015 09:03:08
A+ A-

Hepimiz çocukluğumuzu düşündüğümüzde şimdiki çocukların ve gençlerin ne kadar şanslı olduğu hakkında kanıya varırız. İstedikleri her şeye hemen hemen sahip olabilmektedirler. Öyle ki ekonomik durumu iyi olmayan aileler bile çocuğum akranları yanında “ezik” hissetmesin diye en iyi telefonu, en iyi bilgisayarı veya marka ayakkabıları almak için çabalayıp durmaktadır.

Eski zamanlarla şimdiki zamanları kıyaslayınca bizim zamanımızda akıllı telefon olsaydı babamız bize de alırdı diye düşünen kişiler olabilir aramızda. Bu durum ailesinin çok varlıklı olmasının yanında, ailedeki çocuk sayısının az olmasıyla da alakalıdır. Şöyle ki eski büyük aileleri düşündüğümüzde bizim neslimiz olmasa da bizden önceki nesilde aileler büyükanne ve büyükbaba yanındaydı. Bir anne babanın 7-8 tane çocuğu vardı ki bunun sebepleri de yine ekonomikti. Çünkü tarla ve hayvan işleriyle uğraşmak için dışardan adam tutmaktansa kendi çocuklarıyla bu işi halledebiliyorlardı. Dolayısıyla çocukların istekleri ikinci plandaydı. O ailelerde birimiz hepimiz için anlayışı hakimdi. O aileler de çocuklarını elbette seviyordu.

Ancak bu noktada bir sevgi hesaplama yöntemi öğretmek istiyorum sizlere. Bir aile düşünün bu ailenin çocuklarına verebilecekleri toplam sevgi puanı 100 olsun. Eğer bu ailenin 1 çocuğu varsa bu sevgi puanının hepsini bu çocuğuna verecektir. Dolayısıyla ne isterse, ne zaman isterse yapacaktır. Bu çocuk daha 10 yaşına gelmeden motora binebilir. Kendisinden büyüklerle saygısızca konuşabilir. Çünkü bu çocuk ailesinin “bitanesi”, “prensi” veya “prensesi”dir. Dolayısıyla ailenin çocuğuna var olan 100 puanı yaşam sürecine dengeli bir şekilde paylaştırması hem onun gelişimi açısından hem de toplumsal açıdan daha sağlıklı olabilir. Çünkü gün gelir o prens daha ehliyeti yokken bir başka ailenin prensi ya da prensesini motorla ya da otomobille çarparak öldürebilir. Evet, çocuğumuz bizim için kıymetli ve onun bizim görmediğimiz şeylerden faydalanmasını isteyebiliriz ama ölçüyü kaçırmamamız gerekir.

Aynı ailenin iki çocuğu olduğunu düşünelim. Bu kez 100 puanlık sevgimiz ikiye bölünecek. Ailemiz burada çok sıkıntılar yaşayabilir. Çünkü her alınan şeyden iki tane alınması gerekebilir. Çünkü artık evde iki prens ya da prenses vardır. Onların isteklerini yapmak ailenin en kutsal görevidir! Aile bu düşünceyle kendini harap edecektir. 2 akılı telefon, 2 bisiklet, 2 bilgisayar ve bu ikiler hiç bitmeyecektir. Eğer bu paragrafta buraya kadar okurken tabiki iki tane alacağız onlar bizim her şeyimiz diye düşündüyseniz geleceğin narsist ve egoist insanlarının mimarları olma yolunda hızla ilerlemekte olduğunuzu üzülerek belirtmek isterim. Burada neden paylaşmalarını istemiyoruz diye bir düşüncenin gelmesini beklemekteydim. Çünkü paylaşmayı öğretmek çocuklar ve toplum açısından önemli bir erdemdir. Paylaşmayı bilen çocuk empati kurabilir, arkadaşlarının acılarını anlayabilir. Çevresindeki olaylara karşı vurdumduymaz olmayacaktır.

Bu hesaplama yöntemini kendiniz sürdürebilirsiniz. Çocuk sayısı arttıkça çocuk başına paylaşılan sevgi puanı sayısı azalacaktır. Ancak puan azalırken artan çok önemli bir şey olduğunu fark etmiş olmanız gerekir. Birliktelik duygusu… Şimdilerde toplumda ve toplumun en küçük modeli olan ailede bu duygunun eksildiğini maalesef acı bir şekilde deneyimlemekteyiz. Otobüste giderken yaşlı birine yer vermeyen bir çocukla artık karşılaşmanız çok yüksek bir ihtimaldir. Büyüklere saygı gösteren veya küçüklerini seven bireyleri neredeyse göremez olduk. Davranışlarımız da tıpkı elimizdeki akıllı telefonlar gibi yapay ve soğuk hale gelmeye başladı. Hele ki aileniz şimdi tanımlayacağım şekildeyse, o zaman tehlike çanları sizin için de çalıyor demektir.

Bir aile düşünün, baba yorgun argın işten eve gelmiş kapıyı çalıyor ancak evin hanımı bilgisayar başında olduğu için umursamıyor. Baba kapıyı anahtarıyla açıyor, hanımına bakıyor bilgisayar başında, çok uzaklarda… Oğlunun odasına gidiyor, oğlu da tabletten kendi şehrini kurduğu ve dünyanın hakimi olduğu bir oyuna dalmış, kızının odasına gidiyor o da cep telefonuyla “kankileriyle” ve sevgilisiyle mesajlaşmakta... Baba “oh çok şükür herkes evde” deyip bilgisayarına gömülüyor o akşam kimse birbiriyle en ufak bir iletişim kurmuyor. Yatağa gidene kadar herkes kendi sessizliğinde dijital çığlıklar atıyor.

Eğer sizin de eviniz üç aşağı beş yukarı buna benzer şekildeyse sanırım yanlış giden bir şeyler var. Çok geç olmadan iletişim kuran, sevdiğini dile getiren, evlatlarıyla, anne ve babasıyla nitelikli zaman geçiren insanlar olma yolunda çaba göstermeye çalışmalısınız. Çünkü toplumsal değişimler ailede başlar.

Sevgi puanlarımızı müsrif bir şekilde kullanmayı seçmektense ailedeki kurallar yerine getirildiğinde evlatlarımıza göstermemiz kurallara uyma konusunda onların daha azimli olmasına katkı sağlayabilir. Ancak burada unutulmaması gereken en önemli nokta, ailede üzerinde anlaşılan kurallara herkes tarafından uyulması gerekir. Ben babayım yaparım, ben anneyim bir şey olmaz, ben abiyim, ben ablayım… Sonuç yine hüsran olacaktır.

Sevgi puanlarınızın her zaman hak edildiği şekilde harcanması dileğiyle ve puan kredisine ihtiyaç duymamanız temennisiyle…

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.