Dokunmaktan alıkonmak: Homofobi heteroseksüelleri de öldürüyor

30.01.2015 05:13:24
A+ A-

“Erkekler gördükleri şey her neyse onu taklit ediyorlar. Eğer gördükleri duygusal bir mesafeyse, tedbirse ve soğukluksa onlarda bu kendini tekrar etmek üzere gelişiyor... Peki, erkekler etraflarında birbirleriyle yakın arkadaşlıkları olan hemcinslerini görmeyince ne öğreniyorlar? Yaşamlarında eşleri haricinde doğru dürüst bir samimiyet ilişkisi yoksa erkekler ne öğreniyorlar?”
-Kindlon and Thompson, Raising Cain
 
Geçenlerde “Yaşantılarında Naif Dokunuşların Eksikliği Erkekleri Öldürüyor” (http://goodmenproject.com/featured-content/megasahd-the-lack-of-gentle-platonic-touch-in-mens-lives-is-a-killer) başlıklı bir makale yazmıştım, bu makale sırasıyla aşağıdakileri işliyordu:
 
Amerikalı erkekler, istenmeyen herhangi bir cinsel dokunuştan kaçınmak için hayatlarındaki zararsız dokunuşlardan vazgeçiyorlar. Ben bunu ‘dokunmaktan tecrit edilmek’ olarak adlandırıyorum. Homofobik toplumsal kara lekeler, yaygın cinsel istismarın uzun vadede çıkardığı zorluklar ve fiziksel keyfe karşı bağnaz bir kuşkuya batmış bir toplum Amerikan erkeklerinin hiçbir insana dokunmadan günler veya haftalar geçirmesine sebep olan bir tecrit kapanı yarattı.
 
Bu tecridin erkeklerin sağlık ve mutluluğu üzerindeki olası etkileri ise büyük. Zararsız dokunuşlar bebeklik zamanlarımızın merkezindedir. Kadın ve erkeklerin tüm hayatı boyunca da gelişimimiz, duygusal ve sağlık gelişimimiz açısından önemli bir rol oynamaya devam eder, ta ki yaşlılık dönemlerine kadar. Bundan bahsederken, sırt sıvazlamak, el sıkışmak gibi şeylerden değil ama ilişkilerde iletişim ve güveni aynı zamanda kalıcılığı sağlayan o temastan bahsediyorum. Belli bir süre sırtınızı birine yaslamayı aklınıza getirin veya el ele tutuşmayı, sırtını ovuşturmayı, yan yana oturmayı... Böyle olması gerektiği için değil ama bunu tercih ettiğiniz için.
 
Fakat kültürel olarak bizde bu gibi naif dokunuşlar erkeklerde rastlandığında her zaman şaşkınlıkla karşılanır ve bu ta gençlik çağlarından itibaren böyledir.
 
Bebekleri hayatlarının ilk yıllarında kucağa alırız, onlara sarılırız ve onları dokunmaları için yüreklendiririz... Bu temas genellikle erkek çocuklar için bebeklik sonrası azalıverir. Oğlanları yara aldıklarında üstesinden gelmeye ve güçlü, kaya gibi sapasağlam olmaya zorlarız. Bu “güçlü ol” uyarılarının başlamasıyla birlikte, erkekler birbirlerine veya birilerine dokunma haklarının sessizce ortadan kaybolduğunu anlarlar. Anne ve babalar genelde genç oğullarını kucaklamaktan ve onlara sarılmaktan söz birliği etmişçesine kaçınırlar. Fiziksel teması kırıldıklarında talep eden oğlanlar ise ‘mızmız’, ‘süt kuzusu’ olarak yaftalanırlar.
 
Ergenliğe girdiklerinde birçok erkek dokunmayı kaba, şiddetli oyunlarla ve takım sporlarıyla saldırgan bir biçimde öğrenir. Eğer yaşamlarında dokunmanın peşine düşerlerse, bunun flört etmenin oldukça yoğun ve cinselleştirilmiş bir evresinde gerçekleşmesi umulur. Bu genç kızlar üzerinde yoğun baskı yaratır, özellikle böylesine bir yükü omuzlamaya uygun olmayanlar üzerinde. Dokunmak için alternatif yolların varlığı düşünülmediğinden, dokunmak kız arkadaş bulamayan genç erkeklerin ezici bir çoğunluğu tarafından bir günah olarak yaşanır. Peki ya gey olanlar? Özetle, çocuklarımızı ilk gençlik yıllarında felaketvari bir biçimde dokunmakla hiçbir zaman barışamayacakları bir hayata ve fiziksel bir tecrit alanına sürüklüyoruz. Dokunmaya düşman ve homofobik bir kültürün büyümeye olan duygusal etkisi korkunç derecede tehlikelidir. Gençlerimizin salgın bir hastalık gibi cinsel istismar, istenmeyen hamilelik, tecavüz, uyuşturucu ve alkol konusunda sorunlar yaşamaları hiç de şaşırtıcı değil.
 
Amerika özelinde, eğer bir genç adam başka bir genç adamla zararsız ve naif bir temas kurmak isterse o kişi veya bu temasa şahit olmuş biri tarafından çok gerçek homofobik bir tepkiyle karşılaşır. Bu kısmen, aksi kanıtlanmadığı sürece, erkekler tarafından gelen bütün temasları ilk olarak cinsel algıladığımız içindir. Bunu şimdilerde artık kontrolden çıkmış olan homofobi kültürüyle birleştirin ve erkeklerin muazzam ölçüde büyük bir kısmının hayatlarına zarar veren yükselişteki ‘dokunma tecriti’nin reçetesini elde edin.
 
Eğer erkeklerin tarih boyunca böyle olduğunu düşünüyorsanız, Brett ve Kate McKay tarafından “Canciğer Kankalar: Erkeklerin Duygusal Yakınlıklarının Fotoğraflı Bir Tarihçesi” adlı makalesi için bir araya getirilmiş tarihi fotoğrafları incelemelisiniz. Erkeklerin yoldaşlığına önemli bir bakış açısı sunan bu koleksiyon, bizi fotoğrafçılık tarihinin ilk zamanlarına götürüyor.
McKay’ler makalelerinde bu tespiti de not ediyorlar:
“Fakat 20. yüzyıla girilmesiyle birlikte erkekler için ya ‘homoseksüel’ ya da ‘heteroseksüel’dir algısı yaygınlaştı. Kimliğin bu yeni kategorisi aynı zamanda patolojikleştirildi –psikiyatrlar tarafından bir akıl hastalığı, devlet bakanları tarafından bir sapkınlık ve politikacılar tarafından karşı bir yasa çıkarılması gereken bir şey olarak tanımlandı. Eşcinsellik bu şekilde kategorize edildi, önemli bir öğe olarak Amerikan kültüründe yerini aldı ve onun esas köklerini oluşturdu. Erkekler kadınlara ve diğer erkeklere gey oldukları mesajını vermemek için çok daha dikkatli oldular. Kanıtlanmıştır ki, bu son yüzyıl boyunca erkeklerin tepkilerini göstermekte daha çekingen olmalarındaki başlıca neden bu oldu.”
 
Bu önemli fotoğraflar üzerinde biraz zaman harcayın. Erkeklerde neyin kayıp olduğuna dair bir algı geliştireceksiniz.
 
Bugünlerde, on kişiyi bir odaya koyun, bu sırada iki erkek birbirlerine birkaç dakikadan uzun süre dokunuyor olsun, içlerinden biri muhakkak aşağılık bir şaka yapacaktır, bir tiksinme belirtisi gösterecektir veya kavgaya tutuşmaya başlamaları olasıdır. Homofobik, dokunma düşmanı ve insanı damgalayan kişinin bir kadın olması erkek olması kadar olası. Erkekler arasındaki ‘dokunma yasağı’nın yaptırımı kalkık bir kaş gibi algılaması güç veya bir yumruklaşma gibi cezai olabilir, öyle ki hiçbir zaman nereden geleceğini ve ne hızla tırmanacağını bilmezsiniz.
 
Ek olarak, erkek ve kadın arasındaki temasın da güven, iletişim ve öz saygı nedeni olduğu kanıtlanmıştır. Bir farkla, kadınlar toplum içinde dokunmakta daha özgürken, erkekler değiller. Çünkü erkeklere koyduğumuz "erkek olma" kriterleri çok sınırlayıcı. Charlie Glickman makalesinde bundan oldukça etkili bir biçimde bahsediyor.” ’Erkek Gibi Ol’ Kutusu’ndan Kaçın” (http://goodmenproject.com/featured-content/megasahd-escape-the-act-like-a-man-box/). Okuyun, gerçekten zihni açıyor.
 
Erkeklerin dokunmaktan alıkonulması eşcinsel evlilik girişimlerini desteklememin en güçlü nedenlerinden biri. Eşcinsel olmak ne kadar erken normalleşirse, dokunma önündeki homofobik yasaklar da heteroseksüel erkekler üzerinden o kadar erken kalkacak. Birçok eşcinsel erkeğin homofobik şiddet darbesiyle yüz yüze geldiği kadar heteroseksüel erkekler de lezbiyen ve geyleri denetleyen aynı heteroseksist, zabıtavâri düzen yüzünden dokunmanın, fiziksel temasın olmadığı bu çöle sürgün edildi. Sonuç birbirine sarılmayan, el ele tutuşmayan ve bu homofobik turnusol testi devreye girmeden birlikte yan yana bile oturamayan Amerikan erkek nesli oldu.
 
Erkeklerin hayatlarında dokunma eksikliği büyük olasılıkla depresyona, alkolizm, ruh ve fizik hastalıklarına yol açıyor. Basitçe söylemek gerekirse, dokunmaktan alıkonmak erkeklerin yaşamlarını daha sağlıksız ve daha yalnız kılıyor.
 
Geçenlerde 87 yaşındaki yaşlı babamı birkaç günlüğüne ziyarete gittiğimde ona dokunmak için bir hamle yaptım. Onunla temas kurmak için. Tepkimi ifade etmek, kuru bir ziyaret için binlerce mil uçmuş olmamak fakat orada olduğum an o adama dokunmak için. Basit gözükebilir ama bunu yapmayı seçmek her zaman o kadar da basit değil. Ayrıca bunu yapmamak bir ömür kaybedilmiş ve kaçırılmış fırsatlardan bahseden iç sesinizin yükselmesine de sebep olabilir. Yapabildim ve ona sarıldım. Kollarımla onu sardım ve birkaç sigara ve kokteyl keyfi paylaştık. Ne zaman sandalyesinin yakınından geçsem ona dokundum. Ben çocukken her akşam bir film izlerdik. Geceye özgü ritüelin bir parçası olarak, ben yerde otururdum, ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarır ve çıplak ayaklarını bir süre için ovardım. Bu, o gittiğinde onunla ilgili hatırlayacağım bir şey. Doğru yaptığım bir şey. Ona onu sevdiğimi söyledim. Beni ona bağlayan, 50 yıl önce onun yanına oturup akşam programını izlerken o güçlü kollarıyla beni sardığı aynı derin dokunuş seviyesinde konuştuk.
 
Bu dokunma meselesi düşündüğünüzden çok daha hayati. Oğlumu sürekli kucaklar ve öperim. Benimle yan yana ve hatta kucağımda oturur. Her gördüğümde ona dokunmaktan çekinmem. Onunla kurduğum fiziksel temas her zaman "insan olmak" ve "baba olmak"la ilgili değer yargılarım hakkında dönüştürücü ve öğretici olmuştur.
 
Erkekleri dokunmak için teşvik etmek zorundayız. Cinsel olarak bastırılmış, takıntılı Amerikan toplumunu onarmak ve o her yerde karşımıza çıkan homofobik insanların diğer erkeklere ahlâk polisi olmasına izin veren bozuk, nefret dolu taraflarına baştan aşağı bir son vermek durumundayız.
 
Benim hayatımda bu kalıpların etkilerini sona erdirmek için çok geç ancak kendi oğlum için çok umutluyum. Hep beraber eşcinsel hayatı ve ilişkileri normalleştirdiğimizde, oğlum, gelecekte cinsel yönelimi her ne olursa olsun, erkek veya kadın, kimi uygun görürse ona yönelik zararsız tepkilerini göstermekte özgür olacak. Amerika’daki toplumsal nefreti körükleyen kudurmuş homofobikler uzun vadede susturulacaklar ve erkekler birbirlerine elini uzatmak ve dokunmakta özgür olacaklar, her nasılsa daha az erkek olarak yaftalanma korkuları olmadan.
 
Bu benim daha iyi bir Amerika hayalim, şimdiden gerçekleşmeye başladığını görebildiğim.
 
Mark Greene
 
Çeviren: Gizem Yılmazer
Kaynak: The Good Men Project

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.