Hem çocuk hem kadın olunmaz; çocuk evlilikleri

15.06.2014 23:08:48
A+ A-

 
Türkiye’nin en önemli toplumsal sorunlarından biri, çocuk evlilikleri sorunudur. Özellikle yoksulluk, evlilik dışı gebelik, aile içi cinsel saldırı ve berdel gibi sebeplerden ötürü ülkemizde çocuk gelinlere sıkça rastlanmaktadır. Evlendirilen bu onlu yaşlarda ki çocuk gelinler doğum yapmakta, ev işlerine bakmakta hatta koca baskılarına bile maruz kalmaktadırlar. Yaşadıkları olumsuz olaylardan dolayı bazen intihara bile teşebbüs etmektedirler.
Çocuk gelinlere, gelişmekte olan ülkemizde yüksek oranda rastlandığı görülmektedir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ve ülkemizin pek çok bölgesinde gösterilen sudan sebeplerle çocuk yaşlardaki kız çocuklar gelinliği giymeye mecbur bırakılmaktadır. Türkiye, cumhuriyet rejimi ile birlikte, İslam hukukunun kabul ettiği çocuk evlenmelerini yasaklamıştır. Dolayısıyla, Atatürk devrimleri tecrübesini yaşamış olan Türkiye toplumu için, çocuk gelinlere rastlamak kabul edilmez bir durum arz etmektedir. Bu itibarla, Türkiye’de çocuk gelinler konusunu incelenmeye değer görülmektedir.
Bu çalışmamız üç bölümden oluşacaktır. Birinci bölümde çocuk gelin kavramı açıklanacak, ikinci bölümde dünyada ve Türkiye’de kızların çocuk yaşta evlilik oranlarına yer verilecek ve bu oranlar ülkelerin ekonomik gelişme düzeyi ile ilişkilendirilerek incelenecek, üçüncü bölümde ise Türkiye’de ki çocuk gelin sorunu ile mücadele yöntemleri önerilecektir. 
1. Çocuk Gelin Kavramı
Aydemir’e göre bireyin ruhsal ve fiziksel gelişimini tamamlamadan yaptığı evlilikler erken evlilik olarak tanımlanmaktadır. (Gerçi bu tanımla niteliği hafiflemekte, aslen belki de onun yerine “zorla evlilik” terimi kullanılmalıdır). Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası belgelere göre, on sekiz yaşının altında yapılan her evliliğe “çocuk evliliği”, evlenen kız çocuklarına da “çocuk gelin” denilmektedir. Türkiye’de, Medeni Kanun’da evlenme yaşı on yedi olarak belirtilse de, bahsedilen erken evlilikler zaten hukuki anlamda gerçekleşmemekte, gelenekler ve dini literatürlerle sosyolojik anlamda gerçekleşmektedir. Bununla birlikte Türk Ceza Kanunu’na bakıldığında ise madde ve fıkralar arasında örtük bir sorun baş göstermektedir. Şöyle ki, Kanuna göre on beş yaşını doldurmuş bir kız çocuğu, sosyolojik manada evlenmesi durumunda, “şikâyet üzerine” onunla evlenen kişi, altı aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Dolayısıyla bu maddeyle örtülü olarak, evlilik yaşı on sekiz yaşının altında tutulmaktadır. Diğer taraftan Çocuk Koruma Kanunu’nun çocuğu “on sekiz yaşının altındaki birey” olarak nitelemesiyle de kanunlar arasındaki bu çelişkiler ortaya çıkmaktadır. Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu’ndaki bireylerin çocuk gelin sayılma yaşlarındaki uyumsuzluklar, konuya ilişkin mücadelelere daha başında ket vurmakta ve sonuçsuz kalmasına sebep olmaktadır (Aydemir, 2010).
Aydemir’e göre dünyanın birçok bölgesinde hala uygulanan erken evlilikler, direk olarak evlendirilen çocukların hayatlarını etkilemekle birlikte, yine doğrudan topluma da bir sorun olarak geri dönmektedir. Evlendirilen çok sayıda kız çocuğunun, erken yaşlarda evlendirilmeleri sonucunda öncelikle sağlık ve eğitim olmak üzere, yaşamsal birçok hakları ellerinden alınmaktadır. Bu kız çocukları evlendirilecekleri için bir taraftan eğitimleri yarım bırakılmakta, diğer taraftan da daha kendi fiziksel, biyolojik ve psikolojik gelişimlerini tamamlayamadan, modern tıbbi yöntemlerden uzak bir biçimde çok sayıda çocuk sahibi olmaktadırlar -ki bir kısmı da doğumlar sırasında hayatlarını kaybetmektedir. Eğitimlerini, arkadaşlarını yani çocukluklarını geride bırakan bu çocuklara dair sorunlar öncelikle kendilerinde başlar. Üstlendikleri sorumluklarla birlikte psikolojik birçok sorunun yanı sıra, fizyolojik problemlerle de baş etmek zorunda kalırlar. Yaşadıkları bu zorluğa dayanabilenlerin yanında, çok sayıda dayanamayan da olmaktadır (Aydemir, 2010).
Özcebe’ye göre erken yaşta yapılan evlilikler kadınların toplumdaki eşitsiz konumunu kuvvetlendirmekte ve hayat tercihlerini kısıtlamaktadır. Kız çocukları sağlık, eğitim, çalışma olanaklarından yararlanamamakta, eğitimsizliğe, yoksulluğa ve bağımlılığa hapsolmaktadırlar. Evlenmeden önce babanın kontrolünde olan kız çocuğun kontrolü evlilik ile birlikte kocasına geçmektedir. Erken yaşta evlilik yapan kız çocuğunun erken yaşta çocuğu dünyaya gelmekte ve erken doğan çocukların geçimini sağlayamayan ekonomik düzeyi düşük olan aileler kız çocuklarını evlendirerek kısır döngünün parçası haline gelmektedirler (Özcebe, 2010).
Ancak, Çocuk Koruma Kanunu, çocuğu, “daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış kişi” olarak tanımlamaktadır. Çocuk Koruma Kanunu, on sekiz yaşını doldurmayan yurttaşları; bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimini tamamlamamış, ihmal veya istismara açık bireylerden saymakta ve bu bireyleri “korunma ihtiyacı olan çocuklar” olarak nitelendirmektedir. Öte yandan, Türk Ceza Kanunu’na göre, on beş yaşını doldurmuş bir kız, evlenmesi durumunda, zımnen çocuk gelin sayılmayabilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 104. Maddesi’nin 1. fıkrasında şöyle denilmektedir: “Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ”Şu halde, on beş yaşını doldurmuş bir kız, hukuki olarak değilse de, sosyolojik anlamda evlendirildiğinde, bu kızla cinsel ilişkiye giren eş, şikâyet edilmediği sürece cezalandırılmamaktadır. Yani, Türk Ceza Kanunu, evlilik yaşını, örtülü olarak, on sekiz yaşın altında tutmaktadır. 
Bu bağlamda, Türk hukuk sisteminde, çocuk gelin kavramının tarifinin, kanuna göre değiştiğini söylemek mümkündür. Nitekim Türk Medeni Kanunu’na göre 17 yaşını doldurmamış kızlar, Çocuk Koruma Kanunu’na göre 18 yaşını doldurmamış kızlar, Türk Ceza Kanunu’na göre ise 15 yaşını doldurmamış kızlar çocuk gelin sayılmaktadırlar. Kanunlar arasındaki bu uyumsuzluk, geleneksel yaşayışa sahip ailelerin, kız çocuklarını erken yaşta evlendirmelerine karşı verilen tüm mücadeleleri sonuçsuz bırakmaktadır. 
Türk toplumunda, “iyi bir evlilik yapma” kızın toplumsal yaşamdaki statüsünde belirgin değişiklik yaratmaktadır. Bu, evlenen kız ile erkek arasındaki yaş farkının önemsenmemesi sonucunu beraberinde getirmektedir. Özellikle kırsal yerleşim yerlerinde, kızlar, evliliklerine kendileri karar verememektedirler (Forum On Marriage and the Rights of Women and Girls, 2001). Ailesi tarafından evliliğine karar verilen bir kızın, evlilik için onayının alınması, kıza bir lütuf olarak sunulmaktadır. Kızların evlendirilmek üzere okuldan alınması, geleneksel anlayışta olağan karşılanmaktadır. Geleneksel ailede, kızın kendini korumayacak yaşta ve cahil olarak evlendirilmesi durumunda, evlilik sonrasında eşi tarafından şiddete maruz kalabileceği ihtimali düşünülmemekte, kız çocuğu, ailesi tarafından kocaya gönderilmektedir. 
Çocuk evlilikleri dünyanın her yerinde görülen küresel bir sorun. Bu evlilikler bir yerde kız çocuklarının kendilerinden dört-beş yaş büyük erkeklerle evlendirilmesi şeklinde görülürken, başka yerlerde koca, genç bir erkek, orta yaşlı bir dul ya da kaçırdığı kız çocuğuna tecavüz ettikten sonra kendisinde onun eşi olma hakkını bulan biri olabiliyor. Evliliklerin bazıları ise sadece ticari alış veriş mantığıyla gerçekleştiriliyor. On yaşındaki bir gelin karşılığında silinen borç ya da ortadan kaldırılan kan davası gibi.
2.Türkiye ve Dünyadaki Çocuk Evlilikleri Oranı
Birleşmiş Milletler İktisadi ve Toplumsal İşler Birimi tarafından 2000 yılında yapılan Evlilik Modellemeleri Araştırması’nda ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile çocuk gelinlere rastlanma oranları arasındaki doğrudan bağ ortaya konulmuştur. Örneğin, 15-19 yaş aralığındaki kızlarda evlenme oranı Kanada’da %0,6, İngiltere’de %1,7, Almanya’da % 1,2, ABD’de %3,9 şeklinde seyrederken, çocuk gelinlere en yüksek oranda rastlanan Batı-Doğu-Orta Afrika ülkelerinde ve Güney Asya’da ise oranlar çok yüksek düzeylere ulaşmaktadır. Bu oranlar Nijer’de %61,9, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde %74,2, Afganistan’da %53,7, Bangladeş’te %51,3’ tür. Aynı araştırmada Türkiye’ye dair oran %15,5 olarak verilse de, bu oranın gerçeği yansıtmadığını belirtmek gerekir. Çünkü yapılan araştırmada Türkiye’ye dair veriler, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgilerle belirlenmiştir. Fakat Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü’nde sadece hâkim kararıyla yapılan evliliklerin kaydı bulunmakta, sosyolojik anlamda yapılan evliliklere dair veriler yer almamaktadır. Dolayısıyla elde edilen veriler gerçeği yansıtmaktan çok uzaktırlar  (Aydemir, 2010)
Dünya Bankası tarafından belirli aralıklarla düzenli olarak yapılan Gelir Dağılımı Araştırmalarına göre, az gelişmiş ülkelerde, çok sayıda kız, erken yaşlarda evlendirilmek suretiyle; öğrenim ve sağlıklı yaşama hakkından alıkonulmaktadır. Bu ise, kadının toplumdaki statüsünün düşmesine ve daha yoğun cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmasına neden olmaktadır. Çocuk evlilikleri, genellikle yasal olmayan evlilikler şeklinde gerçekleştiğinden, çocuk gelinler, medeni nikâhla kazanacakları haklardan mahrum olmaktadırlar. Evlenmek suretiyle öğrenimini tamamlayamayan, dolayısıyla öğrenim hakkından mahrum edilmiş olan çocuk gelinler, üretime katılma yani çalışma haklarından da yoksun bırakılmaktadırlar (Çakmak, 2009)
Gelişmekte olan ülkeler de her 3 kız çocuğundan biri 18 yaşının altında evlendiriliyor. Önümüzde ki 10 yıllık süreçte 100 milyon kız çocuğu daha çocuk yaşta evlendirilecek. Erken yaşta evlendirilen kız çocuklarının yüzde 14'ü 15 yaşın altında gerçekleştiriliyor. 
Türkiye’de ise çocukluk dönemde evliliklerin önemli bir sorun olduğuna ilişkin bulgular bulunmaktadır. Araştırma sonuçları şu şekilde özetlenebilir:
 • Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları göstermektedir ki; 15-19 yaş grubundaki kadınların 2003 yılında %11,9’u; 2008 yılında % 9,6’sı 2014 yılında ise %12,9 oranın da evlidir. Ayrıca 17 yaşındaki her on iki kadından biri (%9) anne olmuş ya da gebe kalmıştır. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları 2008’e göre 15¬19 yaş grubundaki kadınların %5,9’u ilk doğumunu yapmıştır.
• Türkiye Gençlerde Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Araştırmasına göre (2007) 15-19 yaş grubundaki kadınlar arasında evlilik yüzdesi %7,5 ve erkeklerde ise %0,9’dur. Evli olan 15-19 yaş grubundaki kadınların %73,1’inin gebelik deneyimi ve %12,4’ünün isteyerek düşük öyküsü vardır. Türkiye’de 2011 yılının ilk yarısında olan evliliklerin %20,3’ü 16-19 yaş grubundadır. Doğumların %7,9’u 2010 yılında 19 yaş altındaki anneler tarafından yapılmıştır. Bu annelerin %0,4’ü ise 15 yaş altındadır
• Türkiye’de yapılan iki yerel çalışmada 18 yaş öncesi evlilik sıklıkları Diyarbakır ilinde %59,7 ve %42,5 olarak saptanmıştır.
• Mardin ilinde erken evlilikler üzerine yapılan çalışmalarda, erken evlilikleri %56,1, ilk evlenme yaş ortalamasını 16 (en düşük 12) olarak bildirmişlerdir.
• Evlilik yaşıyla ilgili TÜRKSAT rakamları Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi verilerine dayanmaktadır ve 2006 yılında gelinlerin %26’sının 16-19 yaş aralığında olduğunu göstermektedir.
• Türkiye Aile Yapısı Araştırması sonuçlarına göre ise 2011 yılında erkeklerde 18 yaş altı evlenme sıklığı %0,2 iken kadınlarda %9,3 olarak saptanmıştır
Bu araştırma sonuçlarından Türkiye’de çocuk gelin yüzdesinin %30 ile %35 arasında seyrettiği konusunda görüşler sunmaktadır. Ancak, çalışmalar Türkiye’de çocuk evlilik sıklıkları bölgelere, yerel sosyal ve kültürel örüntüye göre farklılaştığını göstermektedir. 
Çocuk gelinlerin hangi gelir grubuna sahip ailelerde görüldüğüne ilişkin çoğunlukla üniversitelerin yapmış olduğu ulusal ölçekli araştırmalarda ortaya çıkan sonuçta bu cevabı vermektedir. Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler gibi örgütler tarafından yapılan bazı araştırmalarda da ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile çocuk evlilikleri arasında doğrudan bir ilişki olduğunu göstermektedir.
 3.Türkiye'deki Çocuk Gelin Sorunu ile Mücadele Yöntemleri
Yasal düzenlemeler: Medeni Kanunumuzda açıkça belirtildiği üzere olağanüstü durumlar hariç evlenmek için bireylerin 17 yaşını doldurmuş olması gerekir. Hâkim kararıyla 16 yaşında yapılabilen evlilikler dışında 17 yaşın altındaki evliliklerin tamamı bu durumda hukuken geçersizdir. Üstelik yaş engeli yüzünden resmi olarak mümkün kılınmayan aile birliği dini nikâh yoluyla oluşturulmaya çalışılmakta ve söz konusu yöntem başlı başına bir hukuki sorun teşkil etmektedir. Erken yaşta evlilikleri önlemek mevcut Medeni Kanunun uygulanmasının çok sıkı şekilde takibiyle mümkündür. Erken yaşta evlilik sorunu mevcut yasal düzenlemeler uygulandığı takdirde büyük ölçüde çözülecektir (Aydemir, 2009).
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu arasındaki uyumsuzluk giderilmelidir. Taraf olduğumuz ve Anayasanın 90. maddesi gereği üst hukukumuz olan uluslararası sözleşmelere uygun olacak şekilde Kanunlardaki çocuk tarifini belirleyecek bir düzenleme Adalet Bakanlığından talep edilmelidir  (Aydemir, 2009). 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki konuyla ilgili cezaların caydırıcılığı artırılmalıdır. Kanunların uygulanmasında denetimi sağlayan mekanizmaların oluşturulması gerekmektedir (Aydemir, 2009).
 
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun uygulanması için bilinç yükseltme toplantıları yapılmalıdır. Özellikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “azmettirme” başlıklı 38 inci maddesi hususunda ailelerin bilinçlendirilmesi sağlanmalıdır (Aydemir, 2009).
3.1. Çocukların Eğitimi: 
Eğitim seviyesi arttıkça erken evliliklerin sayısı düşmektedir. Eğitim ayrıca dolaylı olarak da bireyin hayatına ilişkin temel karar mekanizmalarında daha etkin olmasını sağlamakta ve bir bilinç geliştirmektedir. Çocukların zorunlu eğitim ve öğretimlerini tamamlamayan veliler tespit edilmeli ve haklarında caydırıcı önlemler alınmalıdır  (Aydemir, 2009).
Örgün eğitim içinde yer alan çocuklar için erken yaşta evlenmenin sakıncalarının anlatıldığı kazanımlar müfredata eklenmelidir. Anne-çocuk sağlığı, üreme sağlığı gibi konular müfredatta yeterince yer almalıdır (Aydemir, 2009). Geleneksel değerlerin hâkim olduğu ekonomik yönden geri bölgelerdeki bölge okulları ve pansiyonlarının sayıları artırılmalıdır. 1997 yılında 8 yıla çıkarılmış olan zorunlu eğitim, okul öncesi eğitimle birlikte 13 yıla çıkarılmalıdır (Aydemir, 2009). “Haydi, Kızlar Okula Kampanyası” gibi kızların okullaşma oranının artırılmasına yönelik kampanyalar düzenlenmelidir. Küçük yaşta evliliklerin önlenmesi bakımından meslek edindirme kurslarına önem verilerek kadınların iş kurabilmeleri için imkânlar sağlanmalıdır  (Aydemir, 2009).
3.2.Halkın Eğitimi: 
Okuma-yazma bilmeyen kadın oranının fazlalığı dolayısıyla kadınlarda okuma yazma oranını artırmak için kadın okulları açılmalıdır. Aileler erken yaşta evliliklerin tıbbi, psikolojik ve sosyolojik sakıncaları konusunda ikna edilmelidir. Bu konuda hem annenin hem de babanın eğitimi çok önemlidir ve bu eğitim sağlanmalıdır  (Aydemir, 2009).
Erken yaşta evliliklerin sağlık açısından zararları ile erken evliliğin sebep olduğu erken gebeliklerin meydana getireceği tehlikeler ve aile planlaması hakkında toplumun geneline yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılması gerekmektedir  (Aydemir, 2009). Yine farkındalığı arttırmak adına toplumsal hayatı etkileyen yazılı ve görsel basından yararlanılmalıdır. Broşürler hazırlanarak yaygın dağıtımı sağlanmalıdır. Spot filmler hazırlanmalı, TV kanallarında yayınlanması sağlanmalıdır. Özellikle Devlet büyüklerinin erken yaşta evliliğin sakıncalarına değinecekleri konuşmalarını halka duyurmaları etkili olabilir (Aydemir, 2009). Sorunlarla karşı karşıya kalındığında şikâyet başvurusu yapılacak birim ile SHÇEK’in telefon numaraları ve oluşturulacak bir şikâyet hattının irtibat numaraları kamuoyuyla paylaşılmalıdır  (Aydemir, 2009).
Türk Medeni Kanunu’na göre 17 yaşını doldurmamış kızlar, Çocuk Koruma Kanunu’na göre 18 yaşını doldurmamış kızlar, Türk Ceza Kanunu’na göre ise 15 yaşını doldurmamış kızlar çocuk gelin sayılmaktadırlar. Kanunlar arasındaki bu uyumsuzluk giderilmeli ve 18 yaşını doldurmamış kızların evlenmesi yasaklanmalıdır. Yasağa uymayanlar hakkında ağır cezalar hükmolunması yönünde ilgili kanunlarda değişikliğe gidilmelidir. Değişen mevzuatın uygulanması hususunda hassasiyet gösterilmelidir. Ayrıca, yerel yönetim çalışanları ile çocuk polislerine, Türk Medeni Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu hakkında düzenli eğitim seminerleri verilmelidir (Çakmak, 2009).
Ülkenin sanayileşmesi ve teknoloji üreten bir ülke olması için, devlet müdahaleli, planlamacı kapitalist sistem uygulamasına dönülmeli; refahın artışı imkânına göre köyleşen kentlerin kentleşmesi sağlanmalı, eğitilmiş insan gücü sayısı artırılmalı, gelir dağılımında adalet sağlanmalıdır. Sadakacı anlayışın yerine, sosyal devlet anlayışına geri dönülmelidir. Yoksullukla mücadelede, projecilik anlayışı terk edilmelidir. Kalkınma planları, yasak savma anlayışıyla değil, uygulanabilirlik ve uygulanma zorunluluğu esasına dayanarak hazırlanmalıdır. Kadın ve erkek tüm yurttaşların kapasitelerini gelire ve refaha dönüştürebilecekleri ulusal iktisadi politikalar üretilmeli ve uygulanmalıdır (Çakmak, 2009).
Çocuk gelin sorununa yaklaşımda, ortak bir dil oluşturulduktan sonra, yukarıda önerilen hukuki, idari, askeri, siyasi ve iktisadi alanlardaki mücadele yöntemlerinin uygulanması durumunda, Türkiye’de çocuk gelin oranının düşeceği öngörülmektedir. Bu yöntemlerin eş zamanlı uygulanması ve uygulama sırasında sivil toplum örgütlerinin desteğinin alınması halinde, istenilen hedefe kısa sürede ulaşılabileceği düşünülmektedir (Çakmak, 2009).
Türkiye’deki çocuk evlilikleri sorununa etki eden en önemli sebep yoksulluk sorunudur. Özellikle ekonomik geri kalmışlık yaşayan bazı bölgelerimiz de bu oranın yüksek olması olası çözümlerin de bu doğrultuda olması gerektiğini vurgu eder niteliktedir. 
SONUÇ 
Bugün Türkiye’de yüksek oranda kadının hane gelirinin dağılımı ve denetiminde söz sahibi olamaması, üretken olamayışı ve çalışma yaşamında sınırlı orandaki mevcudiyeti, kadına yönelik ayrımcılıktır. Ancak özellikle açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan ailelerde, bu ayrımcılığın, çocuk evlilikler ile doğrudan ilişkisi olduğunu söylemek mümkündür. Aslında, çocuk yaşta evlenen kızların doğum yaptıklarında bebeklerini kendi üzerlerine kayıt ettiremedikleri bunun yerine kayınvalideler üzerine bebeklerini kayıt ettirdikleri gerçeği ortadayken kendi bebeğinin sorumluluğunu hukuki olarak alamaz yaşta anne olan bu kızların sayısı yüksek oranda seyretmektedir. Türk toplumunda kadınların aile reisliği, toprak sahipliği, mülkleri yönetme, iş kurma ve yürütme gibi konularda erkeklerle eşit olanaklara sahip olmamalarına şaşırmamak gerekir.
Çakmak’a göre burada bir noktanın altını çizmek gerekir ki, Türkiye’de yoksulluk her ne kadar kadınları daha çok etkilese de, yoksulluğa dişil ve eril açıdan bakmak, Türkiye’de yoksulluk sorunu ile topyekûn mücadeleyi zayıflatmaktadır. Veriler, kadınların, erkeklere göre daha yoksul olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, topyekûn bir kalkınma planı hazırlanıp uygulanmadan ve ülkedeki refah artırılmadan, kadın-erkek gelecek nesilleri, yoksul bir geleceğin beklediğini görmek gerekir. Daha ötesi, sivil toplum örgütleri eliyle tek tek yürütülen ve kişiye bağlı kaynaklarla hayata geçirilmeye çalışılan kadın yoksulluğunu giderme projelerinden, devlet eliyle yürütülecek bir makro planın muhtemel sonuçlarını beklemek iyimserlik olarak gözükmektedir (Çakmak, 2009). 
Sonuç itibariyle, Türkiye’de görülen toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin temel kaynağının çocuk evlilikleri olduğu düşünülmektedir. İktisadi kalkınma sağlanmadan, kişi başına düşen milli gelir artırılmadan, sosyal devlet anlayışı yeniden hâkim kılınmadan, yalnızca gönüllü gayretlerin eseri projecilikle, çocuk gelin sorununu çözmenin imkânı olmadığı düşünülmektedir. Soruna, sadece ve sadece bir toplumsal sorun gibi bakmanın, sorunu çözmeye yardım etmeyeceğinin altını çizmek gerekir. Türkiye’de çocuk gelin sorununa iktisadi açıdan yaklaşılmadığı müddetçe, her çabanın yarım kalacak bir çaba olacağı öngörüsünde bulunmak mümkündür (Çakmak, 2009).
Sonuç olarak, görüldüğü üzere “sadece bir gelenek” adı altında nesillerce devam ettirilen bu ve benzeri uygulamalar, sonuçta toplumda büyük bir hasara sebep olmakta, ülkenin gelişmişlik seviyesini ve daha da ileriye gidebilme çabalarını doğrudan alaşağı etmektedir. Kadınların aktif rol oynamadığı bir toplumun gelişmişlik seviyesine ulaşamayacağının söylendiği çağımızda, bırakın kadınların sosyal hayatta çok yönlü roller üstlenebilmelerini, daha yaşama haklarının güvence altına alınamadığı gerçeğiyle yüz yüze bulunmaktayız. Dolayısıyla çok yönlü çözüm önerilerinin üretilmesi ve vakit kaybetmeden hayata aktarılması gerekmektedir (Aydemir, 2010).
 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.