İki kez çok korktum, iki kez çok çaresiz kaldım, iki kez çok ağladım

16.11.2014 02:53:04
A+ A-

      Ben bu hayatta;
       iki kez çok korktum
       iki kez çok ağladım
       iki kez çok çaresiz kaldım
       iki kez beynimde uyuyan volkanlar uyandı ve yanardağ olup yüreğimde patladı


Biri, oğlumun beş yaşında geçirdiği, kalp ameliyatında bekleyiş saatlerimdi.
Diğeri, diğer oğlumun, kaza geçirdiği, haberini alır almaz, hastahaneye yetişene kadar geçirdiğim süre idi...
Ben daha önce hiç böyle çaresiz kalmamış, böyle tükenmemiştim..
Ne annem, ne de babam öldüğünde, onların yerine, yalan yok, ben ölmek istememiştim.
Ama bu iki olayı, yaşamak yerine, bin kez ölmeyi yeğledim
Hatırlıyorum da; ölümcül hastalığa yakalandığım zaman bile, bana; "artık yapacak bir şey yok, Allah'tan mucize beklemekten başka" diyen doktorun, açıklamasını dahi hiç önemsememiştim.
Çünkü biliyordum, ikizlerim henüz çok küçüktü, bana ihtiyaçları vardı, onları başkalarına emanet edemezdim, bu yüzden bu, HBV virüsünü ben yenecektim... Sevgiye olan gücüme inanıyordum... Çünkü biliyordum, bir yerlerde sevgi Tanrısı vardı ve sevenleri çok ama çok kalpten çağırırsa, korurdu...
Yoksul bir çocukluk geçirdiğim yıllarda da ben böyleydim, bir gün okuyup, eğitim sürecimi tamamlayıp, ekonomik özgürlüğümü elime aldıktan sonra, aileme de yardım edecektim, artık annem ve babam da hastahaneye gidebileceklerdi, çünkü sosyal güvenceleri yok diye geri çevriliyorlardı... Ben başarıp, onları üstüme kayıt edecektim.. İsyan ederek, yanardağ patlamalarımı nüksetmek yerine inancım ve kendime olan güvenimle bu zorluğun üstesinden de gelmiş, düşlerimi liseyi bitirir bitirmez, çocuk yaşta gerçekleştirmiştim. Üniversiteyi de çalışarak okuyordum.
Sonra aklıma haksızlığa uğradığım, uzun yıllarım geldi, hakkımda açılan, haksız davalar, iddia makamı kararları, derken bu kararlarla mücadele edip, alt ederek, beni zafere götüren sonuç. Özgürlüğüm geri verildi bana. Bu geçirdiğim zor yıllar, yaşama hırsımı daha da kamçılayarak, mücadele ve özgürlük ruhuyla hayatımı, yeniden var etmemi sağladı...Ben bu yıllarımı, diğer yıllarımdan ayırarak, daha anlamlı kıldığım için daha da mutluyum şimdi.. Çünkü dostu düşmanı, yalanı, doğruyu, birlikte başladığım mücadelede, yarı yolda bırakıp, kolaya kaçan korkak ve ihanetçileri, ayıklayarak gerçekten yol almam gereken insanlarla yoluma devam etmeyi öğrendim.
Doğduğum günden beri, zaten alıştığım, yaşamla kavgam ve hayatıma dahil olan tüm zorlukların karşısında, ben; çaresiz, korkak, hayatı kolay yaşayanlardan olmadım ve hiç bir güce de yenilmedim. 
Bu kadar zor bir yaşam içerisinde de, secdemi Allah'a döndürüp,
dualarla desteğini isteme aczimi göstermedim...
Ama bu iki olay;
bu iki olay karşısında, benden yavrularımın yaşaması karşılığında
birileri bir şeyler isteseler ve verebilecekleri güçte olduklarına, inandırsalardı beni
onların istediği her şeyi yapabilirdim.....
Hatta hırsız, hatta katil, hatta.......................her şey olabilirdim
Eminim ki; bu gün çaresizlikten, istenen her şeyi yapan kadınların büyük bir çoğunluğu da, evlatları için ne yapıyorsa yapıyorlar, hatta; yaşıyorlarsa da, evlatları için yaşıyorlar.
Empati kurduğumda, hiç bir annenin kötü olacağına inanmamayı bu şekilde öğrendim. Kim bilir bilmediğimiz ne acı hikayelerinin çaresizliği ile karşı karşıya kalmış anneler, aramızda her gün dolaşıyor ve çaresiz gözleriyle kim bilir bize neler anlatıyor da biz gözlerimizi kaçırmaktan öte bir şey yapamıyoruz.
Ve güç yaşam şartları altında, kendi sessiz kabuklarına çekilerek mücadele verenlere, sessiz kalmayı tercih ediyoruz.
Bunları düşündüğüm zaman; evlatlarımızın karşısında, ne inancın, ne onurun, ne dilin, ne kavganın, ne ırkın ne de düşüncenin ve gururun, gerçekte hiçbir öneminin olmadığını, öğrendim...Çünkü ben anneyim, bütün çocuklar da aynı zamanda benim çocuğum....Bütün anneler de benim kız kardeşim, çaresizliği gördüğüm zaman, elimden bir şey gelmediği için kahroluyorum......
Sonra bu iki olayın başka bir boyutu gözümün önünde canlanıyor..Ben bu denli çaresizliği yaşarken, ömrümden bin ömrüm olsa dahi, binini de evlatlarıma
seve seve verebileceğim gerçeğini ve yaşadığım o korkunç anda, vicdan ve merhametine sığındığım sevgi Tanrım aklıma geliyor 
Çünkü o anda ne paranın, ne gücün, ne mevkinin, ne şanın ve şöhretin, yavrularımı elimden almasını, önleyemeyeceği gerçeğini biliyordum... 
Tek çarem, benden çok daha güçlü inandığım varlık, sevgi Tanrı'm, siz isterseniz Allah'ın kul kapısı diye adlandırın, ben kalbimi sevgi Tanrımın secdesine serdim ve sığındım..Bu belki beş vakit namaz kılmak gibi değildi, bu gönül ibadetiydi, yavrularımı bana geri bağışlayan ilahi güce içten yaptığım dualar ve şükürdü...
Şimdi bana Allah'ın tanımını yaparlarken, aracı getiriyorlar önüme, 
bir annenin evlat sevgisinden daha kutsalı var mı? Anne ile evlat sevgisinin arasında aracı var mı?
işte o sevgi gibi, benim de sizin Allah, benim sevgi Tanrım dediğim yüce varlığa olan inancım ve sevgim......


Yani sonuç olarak diyebilirim ki; inanmak, gönüllü bağımlılıkdır, ruh hangi şekilde kendini huzurlu ve mutlu hissediyorsa
bırakın da insanlar kendi iradesiyle akıl ve kalp kararlarıyla kendi huzur ve mutluluğunu yaşayarak bulsun.
Ben inanıyorsam kime ne faydası, inanmıyorsam kime ne zararı olacak ki;
Allah'a inanmak sadece kişiye özel iç huzurdur....bediş



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.