Kadınlar Geleceğin Teminatıdır, ya da mimarı

10.03.2015 02:00:23
A+ A-

Pazar günü bir arkadaşımızın ofisine ziyarete gittik.  Şaban SÜT isimli bu beyefendi, Ankara'da Şampiyon Mesleki Eğitim Kursları adında bir özel eğitim merkezini işletiyor. Genellikle önceki dönemlerde İŞKUR destekli mesleki eğitim kursları açtığını ve genellikle de bayanlara yönelik hazırlanan programlara bayanların oldukça rağbet gösterdiklerini, söylüyor. İlginç saptamaları var ve adını kullanmamızda sakınca olmadığını bildirdi. Sizinle burada paylaşmak istediğim bazı istatistiklere sahip. Aslen Rizeli olan Şaban beyin ağzından yazıyorum:

"Kurslarda iki tane sosyal hizmet uzmanı çalıştırdım. Amacım onların aynı zamanda rehabilite edilmesini sağlamaktı. Kurslarımıza yedi yüz bayan iştirak etti. Yaptığımız çalışmalarda şunu gördük ki, bayanlarımızın %10'u evli, %10'u bekâr. Diğer geri bayanların tamamı dul. Çoğunun düzenli herhangi bir geliri yok. Çoğu kısa süreli işlerde çalışıyorlar. Çoğunun bakmak zorunda olduğu çocuğu var. Çoğu antidepresan ilaçlardan kullanıyor. Neredeyse tamamı aşırı kilolu" Bu saptamalar Ankara'nın Batıkent gibi bir semtinde bayanların ne durumda olduğunu anlatmaya yetiyor da artıyor.

Anlattıklarından, köyünden kasabasından büyükşehirlere göç eden ailelerin parçalanıp yok oluşlarının, adım adım nasıl bataklığa sürüklendiklerinin kısa bir özeti aslında. Ortanın altı gelire sahip aileler her geçen gün daha dramatik şekilde parçalanan aileler uçuruma doğru son sürat giderken, onlarla beraber bu kimselerin çocukları da uyuşturucunun, kötü alışkanlıkların esiri olmaya ve yok oluşa doğru hızla yol alıyor. Günümüz Türkiye'si köyden kente kaçışı hızlandırırken, özellikle büyükşehirlere gelen insanlar yeteneklerine uygun istihdam edilebilme imkânından da ne yazık ki yoksun bulunuyor. Türkiye'de halen belli bir kesimde kadının çalışması uygun görülmezken, bu ailelerde ne yazık ki, ailenin tek çalışanı ise vasıfsız babalara kalıyor. Köyünde en azından bağı, bahçesi hayvanı olan ve her türlü lüks tüketim ortamından yoksun olarak yaşarken büyükşehirlere göç etmek zorunda kalan aileler, tüketimdeki lüksü, görüyor. Göz görünce gönül istiyor. Gönül, isteği dile getirince ailelerde kavgalar. Ardından ayrılan, parçalanan aileler. Bir takım sözde tedbirlerle çözümleniyor gibi görünen problemler her geçen gün kangren haline geliyor. Bu ailelerin durumları acil çözüm ve çözümler bekliyor.

Bu ailelerin problemleri için acil gerçekçi projeler üretilerek çözüm bekliyor. Sözler dramları anlatmak için kifayetsiz kalıyor. Açlık ve sefalet ne onur tanıyor, ne de can. Bu insanlar bizim kardeşlerimiz. Ve bu insanlar onurlu yaşayacak, ekonomik olarak hayatta kalabilecek niteliklere kavuşturulmadığı sürece, ya her gün kötü niyetli kişilere kurban olmaya devam edecekler, yada kuru yapraklar gibi her gün daldan düşüp yok olmaya devam edecekler, onlarca yüzlerce. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.