Mükemmel bir gebelik için

23.07.2015 18:02:24
A+ A-

 
1 kadınım ve 1 bebek bekliyorum. Yaşam serüveninin karnımdaki bölümünde 4 buçuk ayına adım adım yaklaşan 1 bebek. Varlığından son 12 haftadır haberdar olduğum 1 bebek. 
 
12 haftadır, elim yaşadıklarımı her yazmaya gittiğinde, duruyordum. Her seferinde, repliğine ortadan başlamış bir oyuncu gibi hissediyordum kendimi. 1 bebek sahibi olmayı hak edip hak etmediğim, becerip beceremeyeceğim baskısı, ‘Mükemmel bir gebe’ olmamayı, olmayacağımı, olamayabileceğimi, olmak istemediğimi kabullendikten sonra hafifledi. Artık aklıma takılanı, içime oturanı, durup durup beni coşturanı ya da öfkeden kudurtanı söylemek konusunda daha rahatım. 
 
Hamilelikle birlikte hakikaten birçok şey değişiyor bünyede ama hiçbir şey 1 anne ve 1 bebeği, bu mükemmeliyet baskısı kadar yormuyor. An itibarıyla bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. 
 
Arkadaşlar arasında mükemmel gebe olmak
 
33 yaşındayım ve şimdiye kadar gün - ay - yıl şeklinde yaşadığım, böldüğüm hayatım son 12 haftadır herkes tarafından şöyle sorgulandı: ‘Kaç haftalıksın?’, ‘Hangi trimester?’ Olur da sözü uzatmamak için süreyi yuvarladım diyelim. İşte o an, mükemmel bir başka gebe ve/veya mükemmel gebelikten olağanüstü anneliğe terfi etmiş süper bir dişinin müstehzi gülüşüyle dağıldım. Bu ‘cehaletim’ karşısında muazzam bir yardımla karşılaştığım oldu, mükemmel gebelerin hakkını yemeyeyim. Ben, 2 aylık, 3 aylık şeklinde yuvarlayıp, muhabbet çok uzamasın diye geçiştirdikçe ‘Canım ay ile söylemek gerilerde kaldı, son regli tarihin neydi, tam haftayı öyle çıkarırız çünkü’ şeklinde mahremiyeti yırtıp atan, ‘çıkarırız’ ifadesindeki lüzumsuz samimiyetine ve özgüvenine gıcık olduğum insan da gördüm, çat diye ovulasyon tarihimi söyleyen de. ‘Mükemmel gebe’ sıfatının bir bebeği taşımaktan çok daha ciddi bir hadise olduğunu ilk anladığım örnekler bunlar. 
Hamileliğin zor dedikleri ilk dönemi hakikaten bir sınavdı benim için. Üstelik bu sınav, sandığım ve beklediğim gibi fiziksel de olmadı. Yüzde 100 psikolojik bir harekâttı. Ben de hepsinden çaktım. Mesela, ‘Bulantın nasıl?’, ‘Pekiiii, ya baş dönmesi?’ sorularına ‘işte herkes kadar, e oluyor ara sıra’ cevabını verdiğimde başkalarının kovayla ölçtükleri kusma hikayelerinden bulantı geldi. Dayanamadım. Bu süreçte bulantımın olmaması, migrenimin tutmaması, şöyle birkaç kez bayılmadığım, alerji dökmediğim, avokado ile taçlandırılmış nuar istemediğim için yeterince cefa çekmediğime karar kılanlarla da karşılaştım, bundan cinsiyet tahmini yapanlarla da… Hatta ileri gidip, bütün bunların sağlıklı gebelik göstergesi olduğunu savunarak, suyu fena halde bulandıranlar da olmadı değil. 
 
İş yerinde mükemmel gebe olmak
 
Ketum bir anne adayı olarak öğrenir öğrenmez bu haberi pek kimseyle paylaşmak istemedim başlarda. Evet, benim için özeldi, ancak menopozdan sonra hamile kalmadığım, rahim nakliyle bu işi başarmadığım, sperm bankası kullanmadığım için orijinal hiçbir tarafı yoktu. Dolayısıyla kimseyi ilgilendirmediğini düşündüm. Düsturum, ‘zaten bir süre sonra görünecek, göründüğü zaman konuşuruz’ şeklindeydi. Sadece birkaç kişi ile sınırlı tutmaya çalıştım ve fakat iş yerinde biraz da eşimin heyecanıyla bu pek mümkün olmadı. İnsanların elimi sıkarken ya da başlarıyla selamlarken göz ucuyla karnıma fırlattıkları bakışın paranoyam olmadığını kısa sürede anladım. Bilenlerin değil de duyanların, karşımda durup, ‘E, peki iş?’, ‘Bırakacak mısın?’, ‘Kaç ay izne çıkacaksın?’, ‘Kaç gün iznin var?, ‘Yasal izninin üzerine şunu da eklersen oldu mu sana 5 ay, 6 ay’ şeklinde benim adıma hesap kitap yapmalarından acayip bunaldım. Arafta kalmış ruh gibi daha 12 haftalıkken, işten ne kadar uzak kalmalı, bebeğime ne kadar zaman ayırmalıyım gibi başlıkların hesaplarını yaparken buldum kendimi. Mükemmel anne hangisini seçer? sorusuna yanıt aramak günümü gecemi yedi. 
‘Biraz yorgunum sanırım desem’, ‘İşi bırak, gerçi sen bırakamazsın. Ben çocuğuma çok düşkün olduğum için bıraktım’ diyenler karşısında afalladım. Bıraksa mıydım? Öğrendiğim gün gelip, ‘artık çalışamam, karnımdaki cenine bildiğiniz aşık oldum’ dese miydim, ne yapsaydım, nasıl davransaydım bilemedim. Bebek, karnımda huzurlu huzurlu takılırken, ‘ya ne vicdansız anneyim, bebek için işi bırakmayı hemen ilk dakikada aklıma dahi getirmedim’, azabıyla yandım. Öyle ya mükemmel gebe, haberi alır almaz, istifasını hazırlayan ve koliyi dolduran, bütün iş yerini bu konuyla ilgili ayağa kaldırandır. 
 
Mükemmel gebe olmama hakkımı kullanmak
 
Ben mükemmel bir gebe olamadım, hayat bana iyi davranırsa, tıbben önümde 19 hafta gibi bir süre var. Bu dönem belki bana bir şans sunabilir, ancak uğraşmayacağım, son kararım! Pişman mıyım? Her insan evladı gibi, belli deneyimlerin ardından keşkelerim olacaktır muhakkak ancak sanırım, umarım, mükemmel bir gebe olmadığım, olamadığım için yüzde yüz pişmanlık duygusuyla donanmayacağım.
 
İlk öğrendiğim gün bir fotoğraf çekip, gün be gün, evimin tuvaletindeki aynadan kendimi fotoğraflamadığıma da Instagram hesabımdan yediğimi içtiğimi paylaşmadığıma da, ultrason fotoğrafını facebook profilim yapmadığıma da pişman değilim, yine olsa yine yapmam. 
 
Mükemmel gebelikten çaktığım diğer bir başlık da folik asit konusuydu benim.  Sürpriz bebekti bu nedenle folik asite bir ay önceden ya da bir yıl önceden başlayamadım. Eşimin ‘Yapmalısın bak, A şöyle folik asit almış, B de öyle C zaten mükemmel hamileydi’ şeklindeki telkinlerinden köşe bucak kaçtım. Sonuç başta eşimin gözünde olmak üzere mükemmel gebelik yolundaki bilmem kaçıncı sınavda da çaktım. ‘Folik asit alıyor musun?’ sorusunu beyefendi gibi doğru cevaplandırdığım için pişmanlıktan kelimenin tam anlamıyla çıldırdım. Ben, ‘5 haftalıkken öğrendim, öğrenir öğrenmez kullanmaya başladım’ dediğimde ‘Nöral tüp defekti olabilir çocuk. Biz valla bebiş için altı ay, bir yıl önceden başladık’ diyen süper kadınlara ve adamlara maruz kaldım. (Bu arada kendine hamiş, bebeğe bebiş diyenlerden, karısının hamileliğini biz diye anlatan erkeklerden de acayip sıkıldım.) Bir yandan folik asitin o muazzam yan etkisi olan karın gerginliğiyle bir yandan über zeki olacağı ve doğacağı yüzde yüz garantiymiş gibi davranan adam ve kadınlarla uğraştım. Dinlemek mecburiyetinde olmadığımı anlamak ise birkaç haftamı aldı. 
 
 ‘Bedenimi keşfettim, şöyle ulvi, böyle uhrevi, anayım ben’ şeklinde duygular da hissetmedim ben. Bebeği çok sevdim, hala da sevmekteyim, ona gösteriyorum ama birilerine anlatmaktan usandım. Usanıp bıraktığımdan bu yana da acayip rahatım. 
 
Kremlerini at, oje sürme, şampuanını değiştir diye cümleye başlayıp, muhteviyatlarını ilaç prospektüsünden hatmedenlerle çarpıştım. Bunları saydıktan sonra kocasına bakıp ‘nasıl fedakâr bir anayla evli olduğunun farkında mısın, sen ve çocuğun için nelerden vazgeçtim’ diyen kutsal kadınların yanında ıslak mendil kullanamadım.  
 
Dolabımı sadece bana özel, ultra güçlü yiyeceklerle de doldurmadım. ‘Burası benim yerim kimse buraya dokunmamalı’ görgüsüzlüğünü evde, işyerinde yapmadım. Ne varsa o pişiyor evde, pişmediği gün başımın çaresine bakmaya çalıştım. Kahveyi 200 miligramın altında tutmak için eve hassas tartı almadım. 
 
 ‘Anne olmayı öğreniyorum’, ‘Bedenimi Keşfediyorum’, ‘Dahi çocuk doğurmak için 20 yol’ gibi reçeteler içeren, dilini bilmediğim kitapları kitaplığıma yığmadım. Öğrenip paylaştığımdan bu yana ‘bak hamilesin’ ile başlayan bütün cümleleri, sinirli bir gülümsemeyle bertaraf etmeye çalıştım, sanırım biraz olsun başardım. 
 
‘Toksoplazmaya bağışıklığın yok dediler, köpek sevdirmediler’ ilk yakaladığım yerde sarıldım. Kovalasa mıydım? 
‘Çocuklardan uzak dur, bunun boğmacası var, kızamığı var, kabakulağı var’ dediler. Beni görüp, kollarını açan 2 yaşındaki çocuğa bayıldım, doya doya sarıldım. ‘Onu benden uzak tutun diye, çığlık atarak kaçmalı mıydım? ‘ 
İkisini de yapamadım. 
 
Çok kilo almadım henüz. Almak da istemedim ve istemiyorum açıkçası. Sakin ve emin adımlarla devam ediyorum, daha fazlasını yemiyorum, yiyemiyorum. Günde 1 yumurta, her gün 2 bardak süt, haftada bilmem kaç gram balık yemedim. Sağlıklı beslenmen  önemli, ancak yiyemiyorum içemiyorum kaygısıyla sıkılma, bebeğinin hayatı tehlikede değil diyerek her zaman bana güven veren Doktoruma çok şey borçluyum bu arada. 
 
Gördüğüm taze sebze ve meyveler çok ama çok ama çok iyi yıkanmalı, silinmeli, paklanmalı. Yok, işte öyle yapmadım, yapamadım bazen. Kokusu burnuma geldiyse, gizlice bir çileği de attım ağzıma, kafeteryada sodada duran bir parça limonu da. 
 
Narsist olmakla, kendimi çocuktan çok sevmekle suçlandım. ‘Ben 25 kilo aldım hiç takmadım’ lafını tıslayarak söyleyip, ‘senden ana olursa, brokoliden kâğıt kebabı yapılır’ bakışını kaç kadında yakaladım saymadım. 
Özetle bebekle aynı bedende yolumuza bakmaya çalışırken değil, mükemmel gebe unvanını almak için çok yalpaladım. Eşime dostuma, mükemmel gebelere yaranmaya çalışırken müthiş yaralandım. Buraya yazmak, yaramı sarmanın ilk adımıydı, geçti sanırım. Öğrendiğim şu ki nasıl insan sayısı kadar ilişki biçimi varsa, bu dünyadaki kadın ve bebek sayısı kadar da hamilelik var. Herkes kendi deneyimini yaşar. 1 vücutta bebek ayrı anne ayrı şahsiyettir, çok yorum yapmak, bilmişlik taslamak mükemmel annelerin, duygu durumu on kaplan gücündeki gebeler karşısında aldığı bir risktir. Özetle Mükemmel Gebelik İçin diye başlayan bütün formüller asparagastır. 
 
Not: Sağlıklı 1 kadın ve 1 bebek olarak, aylık kontrollerde ‘var mı bir şikâyetin diye sohbete ve muayeneye başlayan makul bir doktorla yolumuza devam ediyoruz, mükemmelliği çok fazla kafaya takmıyor, sağ ve salim olmayı ön plana alarak yola devam etmeye çalışıyoruz. 
 
 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.