Ömer ve hayalleri

07.01.2016 15:40:52
A+ A-

Yine bir hafta sonuydu. Apartmandan ayak sesleri geliyor, birileri merdivenlerden aşağıya iniyordu. Sesleri duyan Ömer oyuncaklarını bırakıp acaba bu ayak sesleri kimin diyerek cama doğru koştu. Dışarıya baktığında üst kat komşuları Yusuf amcanın çocuklarını gördü. Mustafa ve Mehmet ellerinde topları, bir o yana bir bu yana koşturuyor, pek de neşeli görünüyorlardı. Bir yandan da babaları arabanın bagajına eşyaları yerleştiriyor "hadi çocuklar binin artık arabaya" diye sesleniyordu. Ayşe teyze ortalıkta görünmüyordu. Ömer, Ayşe teyze acaba nerede diye içinden geçirirken o da elinde mangal malzemeleriyle çıkageldi. Belli ki pikniğe gideceklerdi. Hafta sonları iç içe geçmiş beton yığınlarından bunalmış ruhların, apartman ve şehir hayatından kaçanların stres atmasının en güzel yoluydu pikniğe gitmek. O zamanlar şimdiki gibi alışveriş merkezleri de yoktu üstelik. Havayla yeşille daha bir iç içeydi insanlar. "Keşke bende gidebilseydim " diye mırıldanıyordu Ömer. Öyle ya komşuları yine pikniğe gidecek, arkadaşları akşama kadar top oynayıp, hoplayıp zıplarken babaları mangal yapıp eğleneceklerdi.

Ömer.

 Ömer, evin beş çocuğundan en küçük olanı, tek oğluydu. Dedesi, babaannesi ve beş kardeşiyle birlikte aynı evde yaşıyordu. Kamyon şoförüydü babası. Bazen günlerce süren uzun seyahatlere çıkar, gelemezdi evine. Ee ne yapsın kolay değildi tabii beş çocuğa bakmak öyle. Evin yükü omuzlarındaydı. Gittiği yerden oğlu Ömer'i arar "Yavrum sana ne alayım? "diye sormadan edemezdi. "Sakız" derdi Ömer, sadece sakız. Öyle büyük istekleri olmazdı Ömer'in. Babasını özler, onun yolunu gözlerdi. Babası kahramanıydı adeta, hele kamyon koltuğundayken de pek bir havalıydı hani. Babasının kamyonla sokağa girdiğini gördüğünde nasıl mutlu olurdu, nasıl mutlu olurdu bir bilseniz. Hemen sokağın başına koşturur, babasını öper, kamyonun şoför koltuğuna atlardı. Bir elini direksiyona bir elini vitese koyar, sanki kendisi kullanıyor gibi direksiyonu sağa sola döndürmeye çalışırdı. Büyüyünce benim de kamyonlarım, tırlarım olacak diye hayal kurmadan da edemezdi. Kimi günler Ömer "baba beni de götür lütfen" diye ısrar eder, ısrarlarına dayanamayan babası da gittiği yakın yerlere Ömer'i de götürürdü. Kamyona bindiği zaman babasıyla nasılda mutlu olurdu öyle. Kamyon üstünde seyahat pek bir havalı, bir o kadar da eğlenceliydi. Yüksekten bakmanın verdiği özgüven vardı nihayetinde. Kamyon yüklü hele birde rampa çıkıyorsa gece egzozdan çıkan ateşle adeta aydınlanırdı.

Peki ya annesi?

Eşinin mesleğinden dolayı biricik oğluna hem ana hem de bir babaydı. Ömer annesine, annesi Ömer'e pek bi düşkündü. Annesinin koltuğunun altından hiç ayrılmaz "canım annemmm" der koklar öperdi. Annesindeki o güzel kokuyu hiç bir şeyde bulamazdı Ömer. Anne kokusu sanki cennet kokusuydu O'nun için. Dört kızdan sonra doğduğundan, annesinin gözünde Ömer'in yeri ayrıydı. Ona gözü gibi bakardı. Dedesi "Benim oğlum, Ömer'im büyüyünce pehlivan olacak" dediği için Ömer'ini beş yaşına kadar emzirmişti. Hakkı büyüktü Ömer'inin üzerinde. Bir hadislerin de "Cennet annelerin ayakları altındadır" buyuruyor Efendimiz. Ömer annesine baktıkça söz Sultanının ne kadar da doğru söylediğini daha iyi anlayacaktı. Nasıl da güzel kazaklar örer, bakardı oğluna. Omuzlarındaki yük epey ağırdı anneciğinin. Hem beş çocuğuna hem de kayınpeder, kayınvalidesine bakardı. Emektar, eli defalarca öpülesi Anadolu kadınıydı O. Sevgiydi, şefkatti, emekti, fedakârlıktı, sığınılacak limandı.

 Ablaları.

Nasılda severlerdi Ömer'i. Sıcacık elleriyle Ömer'in ellerinden tutar, oyun oynatır, oyun sonunda da pek sevdiği meyve suyuyla, açmayla mutlu ederlerdi onu. Bir zaman sonra ablaları çalışmaya eve destek olmaya başladılar. Ömer buna hem üzüldü hem de sevindi. Gündüzleri onlar olmadığı için canı sıkılıyor, ablalarının gelmelerini dört gözle bekliyordu. Kimi akşamlar eve gelirken ona oyuncaklar alıyor, Ömer'i sevindiriyorlardı.

 Ömer için artık okul zamanıydı. Mahallenin ilkokulu evlerine yürüyerek beş dakikalık mesafedeydi. Nasıl da heyecanlı ve istekliydi okula gitmeye. İlk günler annesiyle gitti geldi okula. Zorlandı biraz ama annesinin ve kardeşlerinin desteği ile yılmadı. Seven, sevilen başarılı bir öğrenci oldu. Okulun en güzel tarafı çok sevdiği arkadaşı Ersin'le birlikte aynı sınıfta olmalarıydı. Ersin Ömer'in bitişik apartmanında oturan evin tek çocuğu en iyi arkadaşıydı. Kardeş gibiydiler Ersin'le.

Aylar, yıllar geçti. Ömer büyüdü, iş sahibi olup mutlu bir yuva kurdu. Dedesi ve babaannesini kaybetse de onların hatıralarını her fırsatta yaşatmaya, ruhlarına Fatihalar okumayı hiç ihmal etmedi. Hayatta olan babası, annesi ve kardeşleri ile mutlu bir şekilde hayatını devam ettirdi.

Ömer şanslıydı. Ya diğerleri? Tek katlı bir evde yaşayan başka bir Ömer'in hikâyesi sosyal medyada dikkatimi çekti. Tek dileği ailesiyle mutlu bir evde yaşamak isteyen Ömer'i kendi ağzından dinleyelim ve Ömerlere, Alilere, Ayşelere, yarınlarımıza sahip çıkalım.

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.