Tüp bebek tedavi sürecinde görülen yaygın düşünce hataları

04.10.2015 18:22:21
A+ A-

“Tüp bebek tedavisi görüyorum ancak sonuç alamıyorum, acaba eksik ya da yanlış yaptığım bir şey mi var?”

Negatif sonuçlanan denemeler sonrasında anne adaylarının kendilerini sorgulaması, kafa karışıklığı yaşamaları oldukça doğaldır. Doktorlarının söylediği her şeyi yapmış da olsalar bir şeyleri eksik yapmış olabilecekleri düşüncesi ile kendilerini suçlama eğiliminde olmaları genellikle gözlemlenen bir durumdur.

Bekleme sürecini hiç kıpırdamadan yatarak geçirmek, hareket etmemek, merdiven kullanmamak, duş ve tuvalet ihtiyaçlarını giderirken embriyonun düşeceği korkusuyla kendilerini sakınmak anne adayının kendisine hasta muamelesi yapması dışında hiçbir sonuç vermez.

Bu bekleme sürecinde hem embriyonun gelişimine destek olmak hem de kendi psikolojilerini sağlam tutmak adına anne adaylarının yapabilecekleri en doğru şey gündelik hayatlarına devam etmek, hareketlerini kısıtlamamak, çalışıyorlarsa işlerine devam etmek, çalışmıyorlarsa ev içi/dışında hoşlarına giden faaliyetlerde bulunmaktır.

“Çok stresliyim, o yüzden mi olmuyor?”

Stresin tek başına bir engel olduğu henüz kanıtlanmamakla birlikte stresli zamanlarımızda vücudumuzun salgıladığı hormonlar ve miktarları değişmekte ve vücudumuza zarar verebilmektedir. Stres anında beyinden vücuda gönderilen mesajlar nedeniyle vücudumuz normalden fazla enerji üretme ihtiyacı duyar; bu durum kalp atışımızın hızlanmasına ve solunum hızının artmasına neden olur, kan damarları genişler ve vücudun şeker üretimi artar. Normalden fazla enerji kullanan vücudumuz çabuk yorulmaya başlar, bu durum isteksizlik ve endişe ile başlayarak uyku problemleri, tahammülsüzlük, konsantrasyon kaybı ile devam edebilir. Kısacası stresin direkt olarak olmasa da dolaylı yoldan vücudumuzda yarattığı fiziksel problemler hem beden hem de ruh sağlığımıza zarar verebilmekte, vücudun normal dengesi bozulduğu için tedavi süreci de olumsuz etkilenebilmektedir. Bu duruma düzenli adet görmekte olan hemen hemen her kadının stresli dönemlerinde adet gecikmelerinin olması örnek verilebilir.

“Düşünmemeye çalışıyorum ancak aklımdan hiç çıkmıyor, artık hiç düşünmemek ve üzülmemek istiyorum.”

Anne-baba olmak, bir bebek dünyaya getirmek hayatımızda gerçekleşen en önemli ve köklü değişikliklerden biridir. Doğal yollardan sahip olunduğunda bile yeterince stres yaratabiliyorken; tüp bebek tedavisi gibi hem maddi hem manevi yönden yıpratıcı bir süreçten geçmek söz konusuysa bu konuyu hiç düşünmemek, akla getirmemek ya da düşünüldüğünde hiç üzülmemek gibi isteklerin gerçekçi olmadığını kabul etmemiz gerekir. Hiç düşünmemeyi ya da üzülmemeyi sağlayacak sihirli bir değnek ya da bir ilaç yoktur, önemli olan bu konunun hayatımızın odak noktası olup olmamasıdır. Çocuk sahibi olmaya çalışan çiftlerde görülen genellikle iki temel bakış açısından söz edebiliriz:

- Felaketleştirme : ‘Olmazsa mahvolurum, olmak zorunda.’

- Sorunu kabullenme ve gündelik hayata devam etme : ‘Olursa olur, olmazsa da hayat devam ediyor. Biz çocuk için evlenmedik.’

Tedavi başarısı olarak karşılaştırıldığında ‘felaketleştirme’ bakış açısını benimsemiş olan ilk gruptaki anne adayları/çiftlerin kaygı ve stres düzeylerinin ikinci gruba oranla daha yüksek olduğu, bu durumun tedavi süreçlerini zorlaştırdığı ve tedavilerinden aldıkları sonuçları olumsuz yönde etkilediği gözlemlenmiştir.

“Çok umutluydum, olacak diye inanmıştım. Sonuç negatif olunca çok üzüldüm, tekrar deneyebilir miyim bilmiyorum. Artık kliniğe bile gelmek istemiyorum.”

Anne adaylarının en başta bilincinde olmaları gereken şey tedaviye başlarken kendilerine doktorları tarafından verilen şanstır, beklentinin bu şans ile paralel tutulması sonradan yaşanan hayal kırıklıklarının önüne geçmenin en önemli yoludur. En iyi durumdaki anne adayına bile en fazla %40 - %50 civarında şans verilebilen bu tedaviye %100 beklenti ile başlayan bir anne adayının negatif sonuç karşısında hayal kırıklığına uğraması kaçınılmazdır. Bu durumdaki en sağlıklı düşünme biçimi tamamen olacak umuduyla başlamak yerine, pozitif sonuç alma ihtimali kadar almama ihtimalinin de herkes için geçerli olduğunun unutulmamasıdır.

“Çok sabırsızım, hemen olsun istiyorum.”

Tüp bebek tedavisi en başından sonunu göremediğimiz, belirsiz bir süreçtir. Bu belirsizlik hem pozitif sonucun alınıp alınmayacağı, hem de bu sonucun ne zaman alınacağı konularında geçerlidir. Hiçbir sorun olmaması durumunda yaklaşık bir ay şeklinde planlanan tedavide,

vücudun kullanılan iğne ve ilaçlara verdiği tepkilere bağlı olarak ertelemeler ve gecikmeler yaşanabilir. Önemli olan bir an önce olması değil, en sağlıklı ve doğru zamanda olmasıdır. Anne adayı ne kadar acele ederse etsin sürecin doğal akışına ayak uydurmak durumundadır.

“Keşke tedaviye daha erken başlasaydım.”

Çocuk sahibi olma yaşı yükseldikçe yaş faktörüne bağlı tedavi başarısızlıklarının görülmesi muhtemeldir. Kendiliğinden olur diye düşünerek bekleyen, ilişki yoluyla olmadığını bilse de kendisini hazır hissetmediği için tedavi görmek konusunda acele etmeyen anne adayları, çocuk sahibi olma istekleri arttıkça ve tedaviden sonuç alamadıkça geçmiş zamanların pişmanlığını yaşayabilmektedir. Anne olma isteğine her kadının içgüdüsel olarak sahip olduğu bilinen bir gerçek olsa da anneliğe hazır olma düzeyi her kadın için aynı olmayabilir, her kadın erken yaşta evlilik yapmayabilir ya da çocuk sahibi olmayı düşünmediği dönemde farklı öncelikleri olabilir. Bu konuda yaşanan pişmanlık bizi ileriye götüren değil ruhsal anlamda gerileten bir duygudur, önemli olan tedavisi olan bir sorununuz olması ve bu sorunu çözmek için gereken çabayı ‘bugün’ gösteriyor olmanızdır.

 

Uzman Psikolog Miray Bozburun

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.