Türk erkeğine dair

20.10.2014 21:32:16
A+ A-

Yetişme tarzı bakımından aslında son derece güçsüz olan Türk Erkeği, zayıfları ezme bakımından bazen son derece acımasız da olabiliyor. Öyle ki güçsüzlüğünü çoğu zaman ise sevdiğini düşündüğü kadınları öldürerek gideriyor. Öldürme olayları son günlerde oldukça arttı. Bu durumun artmasının başlıca sebebi ise aslında yetersizlik hissinin tavan yapmasıdır.

Yetersizlik hissi nedir, yetersizlik hissi artan duygusal, maddi, manevi her türlü alanda başarısız olmaya mahkûm olmaktır.  Böyle bir adamın kendini son kez kanıtlama ihtiyacı duyar ki bu da genellikle en güçsüzü günah keçisi olarak bulur. Bu da çoğu kez bir kadın, sevgili, sevgili adayı, platonik aşk bile olabilir. Çok değil belki yirmi, yirmi beş yıl önce kırsal bir bölgede atılan temel genellikle şehirde geçirmek üzere gelen evli, ya da bekâr fark etmez bu insan bir anda kendisini acayip bir dünyada bulur. Evli ise eşi kendisinden sürekli taleplerde bulunur, bekâr ise sevgilisi. Talepler ona saçma gelse de cicim aylarında genellikle bu talepler aşırıya da çıkılarak karşılanmaya çalışılır. Birçok şey ona saçma gelse de bu duruma katlanır. Misal her kadın çiçek ister. Ama bizimki bunun ot olduğunu, buna para vermeye değmeyeceğini düşünür. Zaten arkadaşları arasında da adının kılıbık erkeğe çıkması ihtimali de vardır. Erkeğin ve kadının talepleri sürekli değişir. Kadın diğer erkeklerin yaptığı gibi güçlü olmasını kendisini daha güzel yaşatmasını ister. Erkekse kadının iyi yaşamdan ne kastettiğini anlamaz. Zira onun vefakâr anneciği köyde her sabah beşte kalkmış, inekleri sağmış, sütü ısıtmış, kahvaltılarını hazırlamış, ondan sonra hane halkını uyandırmıştır. Hâlbuki bu kadın ise sürekli şikâyetçidir. Annesinin gözü gibi davrandığı kendisine sürekli kötü davrandığını, müsrif olduğunu, başka kadınlara benzemeye çalıştığını söyler ki, bunların bazıları kısmen doğrudur. Kadın bunu sözsüz iletişim teknikleriyle çoğu zaman zaten anlatır. Onun da yaşamaya hakkı vardır. O da kendi annesinin babasının prensesidir. Zaten o erkek değil midir ki, “Kızımıza iyi bak dendiğinde” gözü gibi bakacağını taahhüt etmemiş midir? Hem annesi ve babası onu sefalet içinde yaşasın diye evlendirmemişlerdir ki zaten de çoğu anne baba gelecek olan kızına kollarını açmış beklemektedirler. Erkeğin anlamadığı annesi ile eşi ya da sevdiğini düşündüğü kadın arasındaki bu korkunç farklılıktır. Kadının ise anlamadığı o her nazını çeken babacığı gibi erkekler varken, nasıl da böyle kalasların hala olduğudur.

Günler ayları, aylar yılları kovalar, eğer ki erkek bu zor dönemi atlatabilirse kesinlikle çok çalışmasının doğru zamanda, doğru yerde olmasının ödülünü ev ve arabalar sahibi olmak olarak alırken, acı bir şekilde çocuklarının büyüdüğünü göremeden orta yaşa gelir. Erkek eğer çok başarılı olursa son baharda balık avına çıkar. Bünyesi kaldırmaz. Ama o yine de ısrar eder.  Hâlbuki olmuyorsa uğraşma değil mi. Ama gurur meselesi yapar. Yaşanmamışları yaşamak ister. Eğer eşi kendisinden genç ise bunun rövanşı sert olacaktır. Ama erkek bunun farkında değildir. Eş ve çocuklar evi terk eder. Yeni sevgili, buruşmuş adamı ne yapacak. Onu; tıpkı daha öncekiler yaptığı gibi, çöpe süpürür. Eğer ki eski karısı çok büyük bir mirasa konmuşsa çok geçmeden o da kendine sevgili yapar. Bu durum yaşadıkları cemiyetin gücü, itikadı, sosyal çevresine göre bazen açık bazen de kapalı olarak yapılabilir. Adam meteliksiz olarak ilk hayatına geri döner. Bu en iyimser beklentidir. Eşini, eski eşini aldatan kadının sonu genelde ölümdür. Basında canavar koca haberlerini izlersiniz. Genelde basında yazanlar konuşulanlar pek irdelenmez, irdelenemez de. Basın satan haber basmakla mükelleftir. Zira kardır hedefi. Kar için reklâm gerekir. Reklâm için ise izlenirlik, okunurluk, dinlenirlik.

Masum başlangıç ve yanlış bir adım bile yanlış mecralara nasıl da kolay sürüklenebiliyor. Türk erkekleri, çoğu zaman güzel kadınların hayali ile tutuşurlar. Ve her ne kadar Anadolu’nun masumiyeti savunulsa da cehaletten dolayı; çoğu zaman sapıklık derecesinde iğrenç deneyimlerle başlarlar hayata. Tabudur çünkü. Tabu ise ulaşılmazdır. Niha-i hedeftir. “En”dir. Ne yazık ki, eğitim ve kültür çok geç ulaştı vatanın her köşesine. Ulaşan da aslında kültür adı altında planlı yozlaştırma. Anadolu’da ıssız bir köy veya mezradaki insanın hayatı yaşayışı, İstanbul’un lüks bir semtine insana göre Afrikalının Paris’teki yaşantısı kadar uzak. Ama yozlaşmada beşe, on beşe katlasın kime ne. Şey ve Tan ile bozulan milletin alıcıları.  Aydını “tercüme odası” kalıntısı olan millet de buna layık. Atom bombası verir mi milletine bu kadar zararı…

Her büyük başarı büyük destanlarla desteklenirken, başarısızlık da başarılı hikâyelerle kapatılır.

İlhan Aydın

Teknik Öğretmen

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.