Sevgi

26.06.2015 15:13:15
A+ A-

Nazara inandığımı söyleyemem. Fakat benim için kıymetli olan şeylerle ilgili üstün hassasiyetlerim vardır. Bu sebeple toplumun büyük bir kesiminin pür ciddiyet inandığı nazarın olma ihtimali ve benim için önemli olan şeylere 'değme' riskini göze alamayacağımdan, onları çok anlatmam, göze sokmaktan sakınırım, kendime saklarım.

Tam da bu sebeple aman çok anlatmayayım diye varlığına duyduğum sevinci anlatmak yerine içimde yaşattığım, konuşmalara, akıl danışmalara doyamadığım dünya güzeli biri var. Aziz Nesin'in 100. yılı için açılan sergiden çokça etkilenince, ben de yıllarca toplumsal dertlerimize farklı kanallarla muazzam tercümanlıklar yapmış insanlar kadar varlığına hayranlık duyduğum büyükbabamı anlatmak istedim. O ki 87 yaşında 60 yaşındakilere 'amca' diyen, hafızası her daim cayır cayır, hep dimdik duran, ortalama bir Türk yaşlısı gibi benden geçmiş psikolojisine girmemiş, aksine her gelişmeden haberdar olmaya çalışan, zamanın hakkını vermiş/ veren bir insan. Bana her daim hem insani hem entellektüel açıdan ilham verecek yüzlerce an yaşatmaya devam ediyor. Kendi kitabını yazmayacak kadar alçakgönüllü ve uğruna kitap yazılacağını hayal etmeyecek kadar da sıradan olduğunu düşünen biri. Benim için bir insanın anlatılmaya değer olması için etkileyiciliği her ne konuda olsun ruhunda mütevazilik barındırıyor olması ön koşuldur. Bu yüzden  bu güzel insana hayranlığım hat safhadadır. O'nunla birlikte geçirebildiğim her an için zamana teşekkür mayetinde bir selam çakıp şöyle diyorum:  

Onunla olmak anlık can sıkıcı çevresel faktörlere ve dünyevi dertlere muazzam bir bölge düşürebiliyor. Beraber trafikte kalmak, O yanımdayken bir şeye üzgün olmak bile kolayca katlanılır bir hâl alıyor örneğin. Zaman kontrolsüzce akmıyor, arada bir farkındalık geliyor: şu an bikaç gün sonra bile özleyeceğim bi an yaşıyorum! Duygusallığı ve mantığı hep dengede tutan birinden bahsederken gereğinden fazla romantikleşmek istemem. Bir keresinde varlığının rehavetine kapılıp şımarmış, ve çocukça bir sorunu çözüm bulmayı reddetmek suretiyle dilime doladığımda, olaya diferansiyel bir denklem gibi bakmamı söylemişti. Ben uzun uzun ağladıktan sonra da beni sakince dinleyip, onu biraz hayal kırıklığına uğrattığımı, akıl mantıkla çözülecek veya idare edilebilecek bir olayı safi duygusallıkla yönetmeye kalkan birinin iş hayatında insan yönetemeyeceğini söylemişti. İpleri duygusallığımın elinden aldığım gündür. Yemek yerken her defasında 'bu mide bize ömür boyu lâzım, çiğneyerek yutuyorsun değil mi?' diye soran, otururken 'dik dur!' komutu veren, araba kullanmaya başladığım gün karşısına oturtup arabanın çalışma sistemini anlatan bir insan. Sıcağın altında koşturup duran bir garsonu yanına çağırıp usulca: "Çok zor bir iş yapıyorsun, ama dikkat ettim müşteriye hep gülümsüyorsun. Bu gülen yüzün hiç solmasın" deyişini hep hatırlarım. Bir şeyi asla öylesine yapmamayı, yaparken derinlikle algılamanın gerekliliğini tekrarlar hep. 'Sürekli tekrarlamak söylediğimi unuttuğumudan değil, aklınızda iyice yer edebilmesi için' diye de ekler. Tembellik edesim geldiğinde O'nun dünyaya ve bilgiye duyduğu merakı hatırlar gençliğimden utanırım. Fikirleri o kadar özelliklidir ki, dokunduğu her sohbet canlanır. O'nun olduğu bir ortamın O'ndan mahrum bir ortamdan farkı çok belirgin hissedilir. Hep soru sorar, anılara takılıp sadece onları yaşamayı adet edinmemiştir, her daim yeni hikayeleri vardır. Gazete okurken sırt üstü uzanıp bisiklet çevirir, zihni, bedeni hep dinçtir. 'Bir bahar akşamı' çalarken mutlaka hikâyesini anlatır. 'Yıldızların altında' çaldığında yerinden fırlayıp neşesine diğer masaları da muhakkak ortak eder. Neşelidir, sahip olduğu dünyevi her şey ona yeterlidir. Durup durup "Aile ve gerçek dost, şu dünyadaki en mühim şeydir" dediğinde onu hep gözümde Zeki Alasya'lı, Sabahattin Ali'li, Müzeyyen Senar'lı sofralarda kahkaha atarken canlandırırım. Uzun lafı daha da uzatırım ama kısası, bu adamın torunu olduğum için şansıma karşı kendimi borçlu hissediyor, bir şekilde hakkını verme ihtiyacı duyuyor ve bunu bir yerlere yazmak istiyordum.

Bu şans bana tembelliğe meylettiğim her anda tek düze bir insan olmamak, bir başlayıp bir bırakılan hobilerde istikrarı tutturmak, okumak ve üretmek gerek diye uyarı veriyor. 20'li yaşlarda neyi amaç neyi dert edineceğini, zorluklara ve haksızlıklara karşı nasıl bir tavır geliştireceğini, yanında kimleri istediğini net olarak biliyor olmak büyük lükstür; böyle etkileyici insanların kapsama alanına girdiğinizde lükse erişiminiz de kolaylaşıyor. Umarım herkes hayattaki şanslarının farkına varır ve hakkını vermek için kendilerine ilham olacak insanları bulup bir daha bırakmaz; Bulamıyorsa da birilerine ilham olacak özelliklerini güzel şeyler için kullanır. İlham demişken, çalışkanlığını, aydınlığını, inadını, entellektüelitesini, zamana karşı galip gelişini ve özgüvenini büyükbabama çok benzettiğim Aziz Nesin'i de şu sözleriyle anmak isterim: "Gördüğüm rüyaları unutursam, uykudaki zamanım ziyan oldu diye üzülürüm. Çünkü geçmiş zaman anımsanmıyorsa yaşanmamış demektir; oysa ben uykumu ziyan etmemek isterim. Bu kerte bir cimri daha görülmüş mü!"



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.