40 milyar dünya ve kıyamet gününü bekleyenler..

18.02.2015 21:41:12
A+ A-

1577 yılında, dünyanın yakınlarından geçen “Büyük” kuyruklu yıldız, o sırada 6 yaşında olan Johannes Kepler’i öylesine etkilemişti ki, neredeyse var olan tüm eski kültürler için, doğal felaket, ölüm, veba gibi kötülüklerin habercisi olan kuyruklu yıldızlardan biri, bu küçük çocuğun, yaşamış en önemli insanlardan biri yapacak bilim ateşini yakan ilk kıvılcım olmuştu.  İlerleyen yıllarda, babasının hediye ettiği teleskop ile gökyüzünü incelemeye başlayan Kepler henüz yirmili yaşlarının sonunda iken, halen kabul edilen ve kullanılan gezegensel hareket yasalarını bulmuş ve astronomide çığır açmıştır. Ölümünden 379 yıl sonra, NASA tarafından uzaya fırlatılan ve görevi dünyamız benzeri gezegenler bulmak olan bir teleskopa, Kepler adı verilmiş ve insanlığın en önemli amaçlarından biri olan, gezegensel göç için, bir hayli zor ve kritik bir araştırma programına başlanmıştır.

Birçoklarına bir bilim kurgu filmi senaryosu gibi gelen, yaşadığımız gezegenden göç fikri, 20.yüzyılın başlarından bu yana,  teorisyenler ve astrofizikçiler tarafından ciddi bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır. İnsanoğlu, para ve güç hırsıyla talan ettiği gezegenimizde, kendi kendini yok etmeden dayanabilse dahi, enerji alanındaki devrimlerin gerçekleştiği ve insanoğlunun barış ve huzur içinde Avatarlar gibi yaşamayı başardığı ütopyada bile, sürekli genişleme içinde olan güneş, 500 milyon yıl içerisinde %10 daha büyük, sıcak ve parlak olacak. DÜNYADAKİ TÜM CANLI ÇEŞİTLİLİĞİ VE YAŞAMIN SONU anlamına gelen bu fenomen gerçekleşmeden göç etmekten başka bir çare kalmıyor. Peki;

Nereye gideceğiz?

Bu sorunun yanıtını bulmak istiyorsak, öncelikle, dünyamızdaki yaşamı borçlu olduğumuz, ilk ve en önemli şeyi ”Güneşi” anlamamız gerekiyor. Güneşimiz 3.nesil bir “kızıl cüce”dir. Yıldızlar, boyları ve içlerinde yanan yakıta göre sınıflandırılır. Kimya derslerinden de hatırlayacağınız üzere, periyodik tablonun en başında hidrojen atomu bulunmaktadır. Bunun sebebi, Büyük Patlamanın ardından oluşan tek elektronlu ilk atomun, yani ilk maddenin, hidrojen olmasıydı. Bu nedenle de, ömrünün ilk birkaç yüz milyon yılında evrenimizdeki yegane yakıt hidrojendi ve ilk nesil yıldızlar hidrojen yakıyorlardı. Hidrojen atomu, yüksek enerji ile yanmaya başladığında, füzyon gerçekleşti ve ortaya helyum çıktı, yani, periyodik tablonun ve evrenin ikinci maddesi. Birinci nesil yıldızların, ölüm anlarında patlamaları sonucunda, evrene helyum ve hidrojen dağıldı ve bu gazların oluşturduğu ikinci nesil yıldızlar yanmaya başladı. Ortaya periyodik tablonun bir alt sırasında bulunan, karbon, oksijen ve azot gibi, daha ağır maddeler çıkmaya başladı. Bu yıldızlar da ömürlerinin sonuna geldiklerinde, patlayarak, yaşamın yapı taşı olan maddeleri evrene saçtılar. Son olarak, gezegenlerin oluşumu için kilit önemde olan, kobalt, demir, bakır ve çinko gibi maddeler de, 2. ve 3. Nesil yıldızlardan evrene saçıldılar. Yani, mantık olarak, göç edebilmeye aday bir gezegen bulmak istiyorsak, işe öncelikle en az 3. Nesil “kızıl cüce” yıldızları, arayarak başlamalıyız.

Bildiğimiz tek canlı formu olan, karbon molekül temelli yaşamın devam edebilmesi için, aradığımız gezegende, yukarıda da açıkladığım, güneşimiz gibi bir enerji kaynağı, azot, oksijen ve hidrojenin gaz halinde bulunduğu bir atmosfer ve sıvı formda bulunabilen su olması gerekir ki yalnızca bu üç yaşamsal koşul da yeterli değildir. Aday gezegenin kütle miktarı yani büyüklüğü ve kendi güneşine olan uzaklığı da kilit özellikler arasında yer alır. Gezegenin yörüngesi, kendi güneşine yeteri kadar uzak değilse, su buharlaşacak ve atmosferi yok olacaktır (Merkür ve Mars). Tam tersi koşulda ise, yani, aday gezegen, yörüngesel olarak, güneşine yeteri kadar yakın değilse; su sıvı halde bulunamayacağı gibi, çok yüksek hava basıncı olan, yüzlerce kilometre yüksekliğinde atmosferleriyle, gaz devleri (Jüpiter) ve metan gibi ölümcül gazların okyanusları ve buzullarından meydana gelen, cüce gezegenler ile karşılaşılabilir (Jüpiter’in uydusu Titan).

3. Nesil ve daha yaşlı yıldızların etrafında, yörüngeleri yaşanabilir alan (habitable zone) içindeki gezegenleri aramamız gerektiğini anladıktan sonra, bilim insanlarının,  Kepler uzay teleskopuyla aday gezegenleri nasıl aradığını ve bulunan adayları nasıl elediğini de anlamamız gerekiyor.

Yaz akşamlarında, balkonunuzdaki lambanın etrafında uçan böceklerin, balkonun aydınlığında yaptığı ufak değişiklikleri, fark etmişsinizdir. Ampulün önünden geçen böceklerin büyüklüğüne göre, yarattığı gölgelenme değişir. İşte Kepler teleskopu, alıcı mercekleri ile, tespit ettiği uygun yıldızın arasına giren küçük gezegenlerin yarattığı gölgelenmeyi, analiz ediyor. Bu sayede de, bilim insanları, takip ettikleri gezegenin, yaşama uygun olup olmadığı konusunda, yorum yapabilme imkanı buluyor.

En yakını 12 ışık yılı uzaklıkta olan bu yıldızların önünden geçen ufacık gezegenlerin, yaşamı destekleyip desteklemediğini nasıl anladıkları üzerine, yüzlerce doktora tezi yazılabilinir, ancak çok kabaca anlatmaya çalışırsak; yıldızın önünden geçmeye başladığı ilk andan, gölgelenmenin yok olduğu ana kadarki zaman not edilir ve bir sonraki geçişine kadar beklenir. Bu süre, gezegenin yörüngesinin uzunluğunu belli eder, yani bize, aday adayı gezegenin bir yılının (zaman görecelidir!) ne kadar sürdüğünü söyler. Yıldızın kütlesini ve yakıtını da, dünyamıza ulaşan ışığının spektrumu sayesinde hesapladıktan sonra, gezegen yörüngesinin boyu ve yıldızın yarıçapı arasında yapılan geometrik hesaplar (Johannes Kepler Gezegensel Hareket Yasaları) aday adayı gezegenimizin kendi güneşine olan uzaklığı, kütlesi ve sıcaklığı konusunda bilim insanlarına güçlü kanıtlar sunar. Yaşanabilir alanda olan ve kütlesi dünya kütlesine yakın olan gezegenler, aday gezegen olarak işaretlenir. Kepler teleskopunun, 2009 - 2012 yılları arasında yaptığı araştırmalara göre, sadece bizim güneş sistemimizin içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde (evrende milyonlarca galaksi vardır!) tahmini 40 milyar aday gezegen bulunmaktadır. Kepler Teleskopunun, dünyaya yakınlıklarından dolayı, en kuvvetli adaylar olarak işaretlediği 4 gezegen, insanoğlunun ilk hedefleridir. Eğer seyrettiyseniz, Interstellar filminde de bahsedilen 4 gezegen, işte bu elemeleri geçen aday gezegenlerdir.

Son olarak, bilim insanlarının gezegen göçü için çalışmaları bununla da sınırlı değil, uzun uzay yolculuklarında doğacak ihtiyaçları gidermek amacıyla “Uluslararası Uzay İstasyonu”nda yerçekimsiz ortamda yapılan bitki yetiştirme, 3D yazıcı, hastalık ve tedavi yöntemleri, insan vücudunun dayanıklılığı deneylerinin tamamı, bu büyük göç için yapılan hazırlıklardır. Geleceğe, bilim ve teknolojiye yatırım yapan, pırıl pırıl genç bilim adamları yetiştiren ülkeler, uzay gemilerine doluşup, bilgiyi ve medeniyeti evrenin uzak köşelerine taşımak için harekete geçerken, ne yazık ki, bizler el sallayarak kıyamet gününü bekleyeceğiz gibi görünüyor. Kaçınılmaz son o kadarda kaçınılmaz değil!

Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi, müthiş bir şeydir! Kıyamet vakti de gelecektir; bunda şüphe yoktur. Ve Allah, kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldıracaktır. İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye kadar, hep şüphe içindedirler.

 (Hac : 1,7, 55)v

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.