Albert Einstein: “Dinsiz, bir bilime inanmak imkânsızdır”

11.02.2014 23:13:04
A+ A-

 

Bugün yazar Ayça Gökçaylar’ın bilim ve dininin birbirine muhalif olmadığını tam tersine desteklediklerini anlatan hikmetli bir yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum. Daha sonra kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

Bugün bilim adına ortaya çıkan insanların bir bölümü çok ciddi bir yanılgı içinde. Bu kişiler bilimsel verilerden yola çıkarak Allah'ın apaçık olan varlığına ulaşılamayacağını iddia ederek ateist bir bilim anlayışı geliştirmişlerdi. Dolayısıyla bilim ile dinin birbirleriyle çatışan iki bilgi kaynağı olduğu yanılgısına kapılmışlardı.

Aslında bu ateist bilim anlayışı, insanlık tarihinde oldukça yeni sayılır. Birkaç yüzyıl öncesine kadar bilim ile dinin çatışması diye bir konu yoktu. Her zaman bilimin Allah'ın varlığını ispatlayan bir metod olduğu düşünülmüştü. Söz konusu ateist bilim anlayışının yeşermesi, 18. ve 19. yüzyıldaki materyalist ve pozitivist felsefelerin bilim dünyasına egemen olmasıyla gerçekleşmişti.

1859'da Charles Darwin'in evrim teorisini ileri sürmesiyle, materyalist dünya görüşüne sahip olan çevreler, dine karşı alternatif olarak gördükleri bu teoriyi ideolojik olarak savunmaya geçmişlerdi. Biliyorsunuz evrim teorisi canlılığın Allah tarafından değil de tesadüfi oluştuğu iddiasındadır. İşte bu sebeple, dine karşı alternatif olarak gördükleri evrim teorisine sarılarak dinin bilim ile çatıştığını ileri sürdüler. İngiliz araştırmacılar Michael Baigent, Richard Leigh ve Henry Lincoln, bu konuda şöyle derler:

“Darwin'den bir buçuk yüzyıl önce, bilim dinden ayrı değildi; aksine onun bir parçasıydı ve nihai amacı da ona hizmet etmekti... Ama Darwin'in zamanındaki bilim, o zamana dek taşımakta olduğu bu anlamdan koparıldı ve kendisini dine karşı mutlak bir rakip ve alternatif bir anlam olarak tanımladı. Artık insanlık, bu ikisi arasında bir seçim yapmaya zorlanacaktı.” (Michael Baigent, Richard Leigh, Henry Lincoln, TheMessianicLegacy, GorgiBooks, London: 1991, s. 177-178.)

Dikkat edin Artık insanlık, bu ikisi arasında bir seçim yapmaya zorlanacaktı” ifadesi evrim savunucularının bilime değil, materyalist felsefeye bağlılıklarını ve bilimi de bu felsefeye uydurabilmek için çarpıtmalarını çok iyi özetler aslında.

Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve açık sözlü bir evrimci olan Richard Lewontin, bu somut gerçeği şöyle itiraf eder:

“Bizim materyalizme bir inancımız var, 'a priori' (önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizmle olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz. Materyalizm mutlak doğru olduğuna göre de, İLAHİ BİR AÇIKLAMANIN SAHNEYE GİRMESİNE İZİN VEREMEYİZ.” (Richard Levontin, "TheDemon-Haunted World", The New York Review of Books, January 9, 1997. s. 28.)

Öte yandan, bu dogmatik materyalist grubun karşısında, tarihte olduğu gibi bugün de Allah'ın varlığını tasdik eden, hatta bilimi Allah'ı tanımanın bir yolu olarak gören bilim adamları var. Özellikle ABD'de giderek gelişen "Creationism" (Yaratılış Gerçeğini Savunma) akımı, tüm canlıları üstün güç sahibi olan Allah'ın yaratmış olduğunu bilimsel ispatlarla ortaya koyar.

Bu ise bizlere bilim ve dinin birbirleriyle çelişen iki bilgi kaynağı olmadığını, aksine bilimin din tarafından verilen mutlak gerçekleri doğrulayan bir yöntem olduğunu gösterir. Kaldı ki İslam, bilimi özellikle teşvik eder ve evrenin araştırılmasını, Allah'ın yaratışının incelenmesinin bir yöntemi olduğunu haber verir.

Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz onu nasıl bina ettik ve nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok. Yeri de nasıl döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten nice bitkiler bitirdik. Ve gökten mübarek su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. Ve birbiri üzerine dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da. (Kaf Suresi, 6-7, 9-10)

Kuran daima insanları düşünmeye, akletmeye, içinde yaşadıkları dünya ile ilgili hermşeyi araştırmaya teşvik eder. Çünkü bilim, dini destekler, insanı cahillikten kurtarıp daha bilinçli düşünmeye sevk eder; kişinin düşünce dünyasını genişletip kâinatta açıkça görülen Yüce Allah'ın yaratışının izlerini kavramasına yardımcı olur. Yüzyılımızın en büyük dehası sayılan ve Allah'a inanan Albert Einstein "Derin bir imana sahip olmayan gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durum şöyle ifade edilebilir: Dinsiz, bir bilime inanmak imkansızdır" diyerek bilimin dine olan desteğini dile getirmiştir.

Bende yazar Ayça Gökçaylar’a katılıyorum. Bu yüzyılda bilim ve dinin iç içe olduğunu insanlar çok daha iyi anlayıp çok daha iyi kavrayacaklar. Bilimsel delillerin insanı Allah’a götürdüğünü daha iyi görecekler. Francis Bacon'un bir sözü, inançlı bilim adamlarının yaratılan tüm varlıklara hangi bakış açısıyla baktıklarının güzel bir örneğidir. Bacon şöyle demiştir:

“Bunlar Allah'ın işidir; yapan varlığın herşeyi yapabilecek güçte olduğunu ve aklını gösterir; Dünya Allah'ın yarattığı bir varlıktır..(http://www.ldolphin.org/bumbuli)

Kaynak: twitter.com/AycaGokcaylar

Blog sayfam: birgo.mynet.com/erkan-arkut-tan-guncel-yazilar

Video sayfam: video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.