Beş balık, altı şehir, yedi kent

10.02.2015 11:31:56
A+ A-

Türkler’in İçdenizi öykümüzü bıraktığımız yerden sürdürüyoruz:

“The name Beshbalik first appears in history in the description of the events of 713 in the Turkic Kul Tegin inscription.”

http://en.wikipedia.org/wiki/Jimsar_County

‘Beş Balık’ 5 kent demek. Türkler’in kurduğu ilk kentler olarak ve daha çok efsane olarak mevcuttur. Kul Tegin de, Kül Tigin veya Gültekin olmakta.

Aynı sayfa, Beş Balık’ın aslında, Baş Bölük olduğunu söylüyor. Mümkündür.

Türkler, hafif tertip batıya kaymaya başlayınca, 850’de bizim bölgede Uygurlar egemenlik kurmuş. O zamanki Uygurlar ile bugünkü Uygurlar’ın aynı olmadığını önesürenler var. Bizim Türkmenler ile asıl Türkmenistan Türkmenler’inin kel alaka olması gibi.

+

‘Issk Kul’ da ‘Isı(nı)k / Sıcak Göl’ demek.

http://en.wikipedia.org/wiki/Issyk_Kul

(Sıcak Göl, aynı zamanda tuzlu. Yani, o da göl sistemini üçlü yapacak biçimde, (Hindistan Asya’ya toslamadan önceki) eski denizden kalma gibi görünüyor. Ayrıca, orada dipsel bir volkanik aktiviteyi imleyerek, hiç donmuyor. Sibirya’dan ve eksi 80 dereceden söz ediyoruz.)

(Sıcak Göl aynı zamanda, Avrupa’daki 1350’lerdeki Kara Veba salgınının Avrupa’ya giriş noktası. Bunu da, ‘Epistemiklerin Dinamikleri’ başlıklı bir metinde ayrıca irdeleyeceğiz.)

+

“A later Turki word "Altishahr", meaning "Six Cities", came into vogue during the rule of the 19th century Tajik warlord Yaqub Beg, which is an imprecise term for certain western, then Muslim oasis cities.”

http://en.wikipedia.org/wiki/Moghulistan

“Daha sonra Türkçe bir sözcük, 19. Yüzyıl Tacik savaş lordu Yakup Bey hükümranlığı sırasında, ‘6 kent’ anlamına gelen Altishahr, önce bölgenin batısındaki, sonra da Müslüman vahalar için kullanıldı.”

Burası, Tarım Havzası’nın batısı. Haritada görünüyor.

(Ara nağme: Tarım Havzası’nın adı da, doğrudan tarıma gönderme yayıpor. Bizim bugün kuruyan Burdur Gölü’nün topraklarına yaptığımız gibi, Tarım Havzası da gölken, epeyi alüvyon biriktirmiş ve sonradan tarıma açılmış olmalı.)

+

Şimdi asıl konumuza bakalım:

Buralar İpek Yolu rotaları. Yoksa kimse, kutup soğukluğundaki çöllerde kentler kurmaz.

Hakan Erdem’in fahiş bir hatayla önesürdüğü gibi, Türkler tüccar değil, asker bir millettir.

İpek Yolu ticareti 3 halkın tekelindeydi:

Norveçliler (yani Vikingler), Yahudiler (tanıdık, değil mi?) ve şu an yok olmuş olan Sogdlar.

Türkler, konudan ancak ve ancak, ya paralı askerlik, ya da talanla nemalandı. Tabii kendi devletinde darbe yapıp başa geçen (Mısır) millet, korumasına aldığı kervanını da haydi haydi soyar. Eh, istenirse, buna da ‘tüccar-asker’ denir.

Yine de Türkler, göçer bir ulus olarak, nasıl alfabe kullandıysa, kent kurmuş olabilir pekala.

Çünkü, taa MÖ 200’den beridir Türkler, göçmenlik-yerleşiklik çelişkisini, kardeş iç-savaşına dek yaşamıştır. Az da olsa bir bölümü, Çinlileşerek yerleşikleşmiştir de.

Sorun, nasıl ki PKK ve/ya Barzani semirip, savaştan ve göçerlikten vazgeçtiyse, bizim Türkler de zamanında, yeterince nemalanıp dünyalığı kurtarınca, emekilik-huzurevi kentleri yaratmış olabilir pekala. Zaten, yine ticari yolun üzerindeler: Geçenden 1 akçe, geçmeyenden 2 akçe alırlar Deli Dumrul hesabı.

Bir ara saptama:

Türkler tarihe 550’de avdet eyledi. Moğollar ise 1250’de. Aradaki 500 yılda fazladan 1 kent kurmak o kadar zor değildi.

Yani dememiz, bu kent adlaması, biraz da, ‘lan nolcek, biz de kurarız bir kent daha, damına koyıim’ gibi bir şeyi akla getiriyor.

Türkler tepişip ve koşuşup dururken, nasıl ki etrafa salgın hastalık falan da bulaştırmışsalar da, bizimki gibi, hiper-aktif bir çocuk-ulus, AB gibi. üzerine ölü toprağı serpilmiş kültürleri de şenlendirecek ve şenlendirmiş olsa gerek. Üstelik, o Alamancılar’ın böyyük-böyyük-dedelerinin Anadolu’ya 1071’de hobarey hobarey girip de, bulguru şakkadanak benimseyip de, 1 milenyumluk deriin bir uykuya yatanların torunları olduğunu düşünürsek, olaya biraz Polyanna gibi de bakabiliriz tabii ki. Yani, birkaç onyıl sonra Almanya’da 7 kentimiz daha olabilir nur topu gibi...

Ayrıca, eminiz ki Türkler Berlin’in cumhurbaşkanlığı sarayının önünde mangal yaptığı gibi, oraya yapay bir Tarım Havzası bile kurabilirler.

Adını da, ‘topraksız-köksüz tarım’ koyarlar.

Konuyu epeyi dağıttık. Burada havada bırakalım.

Dipnot: En batıdaki Sıcak Göl’ün, İndo-Avrupa dillerinin en doğusu olduğunu imleyelim. Yani Türkler ve proto-Türkler, bir yanda doğuda Çinliler ile tepişmiş, batıda da henüz adını koyamadığımız batılı ve İndo-Avrupa dil konuşan birileriyle. Arada 5 bin kilometre falan var haa. Dıgıdak dıgıdak yani, Düldül hesabı. Vurgu: O proto-İndo-Avrupa dil konuşanlar, geriye yazılı kalıt bırakmamış gibi ki bu da MÖ 3000 – MS 500 arasında 5-7 göç dalgası demek olabilir, genelde döngü 500 yıl falan çünkü. Onun yerine, kökenini hala bilmediğimiz rünik alfabe var. Ben, bahsimi kesinlikle proto-Vikingler’den yana koyuyorum. Ya da proto-Vikingler’e denizciliği öğretenlerden yana.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.