Beyniniz için bir iyilik yapın ve yeni bir dil öğrenin

21.09.2015 21:51:43
A+ A-

Bu şimdiye kadar hiç aklınıza gelmemiş olabilir, ama açıkça ifade etmek gerekir ki; konuşmayı öğrenmek hayatınızda yaptığınız en dikkate değer ve komplike iştir. Bu, sadece dilinizi akıcı konuşabilmeniz için gerekli 50.000’e yakın sayıda kelimeyi öğrenmekten veya hayatınızın ilk altı yılında her gün üç yeni kelimeyle tanışmaktan ibaret olmayan; aynı zamanda tensleri, sentaksları, dilbilgisi kurallarını, metafor ve kinaye gibi söz sanatlarını, kısaca o dile dair her özelliği bir bütünlük içerisinde öğrenmeyi içeren bir süreçtir.

Böyle detaylı bakıldığında tek bir dili öğrenmek bile insan beynine yönelik anlamda hayranlık uyandırıyorken, insanın birden fazla dil öğrenebilme (bilingual, trilingual, vb. olabilme) becerisi, beynin işleyişi anlamında daha da incelenmeye değer bir özelliktir; ki bu da bilim insanlarını ikinci bir dil bilmenin, beynin öğrenme, davranış ve yapısal özelliklerini ne şekilde etkilediğini araştırmaya yöneltmiştir.

Şu bir gerçektir ki; insanlar doğdukları andan itibaren “dilbilimci”dirler, hatta belki de daha embriyonik dönemden itibaren. Bebeklerin daha anne karnındayken konuşulan sesleri algılayabildiği ve farklı dillere ait ses farklılıklarını da ayırt edebildikleri zaten bilinmektedir. Son dönemdeyse insanların dil öğrenme yeteneği farklı bir açıdan incelenmektedir. Yeni yapılan araştırmalar birden fazla dil bilmenin bilişsel anlamda sağladığı yararlarla ilgili önemli bilgiler sunmaktadır.

Öncelikle, iki dil bilen (bilingual) insanlar; bir objeyi, bir durumu veya bir fikri tasvir ederlerken zihinlerinde her iki dildeki kelimeler arasında değiş tokuş yaparlar. Kelimeler arasındaki bu değiş tokuşu, bir başka deyişle diller arasındaki bu gel-git, beyni düşünsel esneklik kazanmaya yöneltir; bu da, insanlara, çabuk karar verebilme ve bir probleme anında çözüm bulabilme yeteneği kazandırır.

Birden fazla dil bilen çocukların, tek dil bilen çocuklara göre sosyal empati göstermeye daha erken başlayabildikleri düşünülmektedir. Çocuklar belli bir yaşa kadar, dünyaya yönelik kendi algılarının tek ve evrensel olduğuna inanırlar. Burada primal narsizim söz konusudur. İkinci bir dille tanışmaları ve dünyaya tarif ederken kullandıkları kelimelerin başkalarınınki ile aynı olmadığını anlamaları (“herkesin köpeği, ağacı, muzu adlandırışı seninkiyle aynı olmayabilir”in farkına varmaları) bu ben merkezci bakıştan kurtulmalarını ve empati geliştirmeye başlamalarını çabuklaştırır.

Bilingual (iki dil bilen) kişilerde demans veya Alzheimer gibi yaşa bağlı nörodejeneratif hastalıkların oluşmasının 5 yıla kadar gecikebildiği ve bu tür hastalıklar sırasında beyinlerinin, monolingual (tek dil bilen) kişilerinkine göre daha yüksek düzeyde fonksiyon gösterdiği belirtilmektedir.

Bilingual kişilerin; ikinci dili kullanırken daha iyi risk analizi yapabildikleri için, ikinci dilde düşündükleri zaman daha rasyonel ve ekonomik kararlar almaya eğilimli oldukları belirlenmiştir. Kişinin birinci diline (anadiline) kıyasla, yabancı dilde düşünmek, risk ve yarar öngörüsünü engelleyen kökleşmiş önyargıları ortadan kaldırmakta ve konulara daha geniş açıdan bakmayı sağlamaktadır.

Görüldüğü gibi, birden fazla dil bilmenin bilişsel anlamda birçok faydası vardır. Zaten beynimizin, “sadece bir dili değil, çok daha fazlasını öğrenebilir” fabrika çıkışıyla geldiğini düşünürsek, bu hiç de şaşırtıcı değildir.

KAYNAK: http://healthland.time.com/2013/04/23/bilingualism/

               http://www.theguardian.com/commentisfree/2015/apr/27/world-view-learn-another-language?CMP=share_btn_tw