Bilgi Toplumu

27.01.2015 16:50:34
A+ A-

Türkiye refahlaşma yolunda emin adımlarla yürürken, acaba bazı şeylerin farkına varmıyor mu?

Çok zor olduğu görünen, fakat kolayca başarılan şeyler beni genelde kıllandırıyor. Aklıma “deli sorular” takılmaya başlıyor. “Olduğunu sandıklarımız gerçekten oldu mu?” “Ne arıyorduk, ne bulduk?” “Olan şey sürdürülebilir mi?” “İlerde başımıza dert açar mı?” tarzı sorular.

Yanlış anlamayın, bunu sadece memleket işleri için düşünmüyorum. Evimde herhangi bir eşya bile bozulsa ve küçük dokunuşlarla tamir olsa, onda bile kıllanmaya başlamıyor değilim.

Refah olmak, müreffeh olmak, hele bunu toplum olarak yaşayabilmek, herhalde Dünya’nın bütün milletlerinin (devletlerinin) ideali veya korumaya çalıştığı bir değerdir. Türkiye de halkını rahat içinde yaşatabilmek için yaklaşık 200 yıldır, bunun mücadelesini veriyor. Demokratikleşmeye çalışıyor, çağdaş medeniyet havasını kokluyor, bitmek bilmeyen bir kararlılık içerisinde ilerlemesine devam ediyor adım adım. Şüphesiz ilerleme bazen yavaş oluyor, bazen hızlı, ama durmuyor en azından. Ya da biz öyle zannediyoruz.

İlerlemek, gelişmek ve değişmek güzel şey, çağa ayak uydurmak lazım ama özellikle yüzyılımızda bunlar yeterli değil, bunun yanında verimli şekilde ilerlemek, gelişmek ve değişmek gerekiyor. Çünkü zaman ve efor tutkuyla dikkate alınması gereken parametreler. Enerjimizi boşa harcayamayız, hele zaman kesinlikle lehizime olmalı.

Geçenlerde Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) yaklaşık 510 milyon km. uzakta bulunan bir kuyruklu yıldıza Philae isimli bir uzay aracı gönderdiğini basından takip ettik. Bu proje 1 milyar dolardan fazla bir bütçeye mal oldu. Ama aracın ömrü yalnızca 60 saat içinde tükendi. Bu süre içinde kuyruklu yıldızla alakalı bir dizi kimyasal analizi yaptı ve bilgileri dünyaya göndermeyi başardı. Sonuç olarak proje başarılı oldu çünkü amacı bir dizi ham BİLGİ’yi bilim insanlarının maharetli işçiliğine sunmaktı.

Philae örneklerden yalnızca bir tanesi, Avrupa’nın yıllardır CERN için harcadığı devasa bütçeler, NASA’nın ve RKA / RSA’nın uzay araştırmaları,.. bunların hepsinin bir amacı olmalı. Bence amaç BİLGİ. Çünkü, o gücün ve zenginliğin gizli simgesi. Gizi çözmek için kafayı çalıştırmak lazım. Refah toplum olmanın yolu önce bilgi toplumu olmaktan geçiyor. Sadece üretmek yetmiyor, bilgiye dayalı üretim yapmak gerekiyor. Yenilikçilik olmazsa olmaz. Çağdaş medeniyet yarışı engelli koşuya benziyor, yalnızca hız yetersiz, dikkat ve çeviklik gerektiriyor. Maalesef biz son 200 yıldır taklitten öteye gidemedik, başkalarının ayak izlerini takip etmek zorunda kalıyoruz. Zorundayız çünkü varılacak yer aynı, gidilecek yol belli ama biz önde değiliz.

Refah toplum olmanın yolu önce bilgi toplumu olmaktan geçiyor. Yeni metodolojiler geliştirmek gerekiyor. AR-GE işine ağırlık vermek gerekiyor. Üniversiteler siyasetin değil, bilimin merkezi olmak zorunda. Eğitim sistemi, gelen iktidarın kafasındaki “vatandaş” modelini gerçekleştirmek için değil, uluslararası düzeyde bilgili, yetkin profesyoneller yaratma idealine sahip olmalı. Herkes yaptığı işte profesyonel olma idealini gütmeli, sanayi ve eğitim iç içe olmalı ki, birbirini besleyebilsin. Bilgi toplumları için geliştirilen ölçeklerden birisi der ki: Sanayi’de çalışan sayısı ile araştırmacı sayısı birbirine orantılı olmalıdır. Örnek olarak, her 1000 sanayi çalışanı için yaklaşık 5-10 arasında araştırmacı gerekir. Türkiye maalesef bu tür ölçekleri kullanamıyor bile.

Son zamanlarda TÜBİTAK, KOSGEB vb. kuruluşlar eliyle işletilmeye çalışılan AR-GE çalışmaları, yarışmalar vs. siyasi bazı amaçlar için kurban edilebiliyor.

Türkiye’nin halkıyla, yöneticisiyle, hepimizin Dünya’nın farkında olarak, gelişmeye, ilerlemeye açık ve azimli olmamız dileklerimle.. Şimdilik bu kadar..

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.