Bilim felsefesi ölüyor mu?

13.02.2014 23:30:05
A+ A-

Derler ki "İnsan önce gereksinimi icat etti. Sonra gereksinimleri için icat etmek zorunda kaldı.".

 

Tam da bu şekilde gelecekte bağımsız dallara ayrılan bilim, gündelik gereksinimlere dair çözümlerin birikmesiyle başlamıştır.

 

İnsan gündelik hayatında soru sormaya başladığında ise felsefeyi keşfetmiştir.

 

Bu sorular genelde bilgi ve varlığa ilişkin sorgulamalardan oluşuyordu.

 

Zamanla insana dair her alan kendi soru ve sorunlarıyla bağımsız felsefeler geliştirdi.

 

Bilim alanında da böyle oldu.

 

Bilgi ve bilgiye dayalı ürünler ortaya konulduğu andan itibaren bilginin niteliği ve devamında şu sorularla yüzleşmek zorunda kaldık;

 

Bilgi kimin çıkarları için kullanılacak?

 

Hangi amaçlara hizmet edecek?

 

Yeni bilgi hayatımızı ne yönde değiştirecek?

 

Gelecekte bizi nasıl bir toplum bekliyor?

 

Yeni durumda ahlaki duruş ve değerler sistemi nasıl olacak?

 

Daha da arttırılabilecek bu sorulara verilen cevaplar bilim insanını istesin istemesin felsefenin kollarına çeker.

 

Tabi ki her bilim insanı felsefeyi akademik düzeyde bilmek zorunda değildir.

 

Ama bilimsel üretim sürecine girdiği anda kendiliğinden bir ahlaki duruşa ve felsefi bir bakış açısına sahip olacaktır.

 

Bu yaklaşım bilim insanlarının kaçınılmaz olarak bir felsefesi olması gerektiğine götürüyor bizi.

 

Öte yandan bilimin niteliğini, yapısını, kapsamını, etkilerini v.b. süreçlerini inceleyen, bilim felsefesi denen bir alan zaten vardır.

 

1950-60'lara ve belki biraz daha ilerisine kadar uzatılabilecek bir zaman diliminde felsefe bilimsel faaliyetlerin yönlendirilmesi, yolunu bulması ve ahlaki duruşunu geliştirilmesi noktasında yol gösterici oldu.

 

Hatta kuantum kuramıyla başlayan yeni dünyanın kavranmasında da aydınlatıcı oldu.

 

Uzun süreler boyunca;

 

İnsanın varlık sebebi nedir?

Nereden gelip nereye gidiyoruz?

Tanrı ve evrenin nitelikleri nedir?

 

gibi soruların cevapları için felsefe, diğer bilimlerin yol göstericisi durumundaydı.

 

Kuantum kuramı ve sonrasında yaşananlar felsefiyi bana göre sosyal bilimler ve ahlak felsefesi alanlarına doğru hapsetti.

 

Çünkü fizikçiler için bile karmaşık hale gelmeye başlayan yeni kuramları algılamak ve olası sonuçlarını kestirmek giderek zorlaşıyor.

 

Ayrıca varlıkla, evrenle, Tanrı'yla ilgili soruları daha çok fizikçiler cevaplandırıyor artık.

 

Yani fizikçiler giderek felsefenin alanına kayıyor.

 

Ama fizikçiler felsefeyi kariyerlerini sürdürecekleri saf bir alan olarak seçmediklerinden, felsefecilerse fizikçilerin sahip olduğu teknik bilgi donanımına sahip olmadıklarından felsefe giderek güç kaybediyor.

 

Aynı şekilde felsefecilerin sahip olduğu sistematik yaklaşımlar ve çözümleme gücü fizikçilerde olmadığından felsefe bugün bilime ve bilimsel yaklaşıma çözümler üretemiyor. 

 

Bu büyük bir eksikliktir.

 

Beklediğimiz bir mucize değil.

 

Beklediğimiz; yolumuzu tekrar bulabilmek ve geleceğimizi düşünsel temellere göre kurmak için felsefecilerin yaratıcılıklarını yeniden kazanmaları sadece.

 

Felsefe, Zümrüt-ü Anka misali küllerinden doğmalı yeniden.

 

Çünkü felsefe ölürse modern bilim de ölür.

 

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.