Bilimden Sanata ya da Sanattan Bilime -2

20.02.2014 23:22:29
A+ A-

Bilimin sanatla ilişkisi sürekli, karşılıklı ve doğası gereği kendiliğindendir.

 

Bilim adamının ve sanatçının düşünsel zenginliği dışında bir sınırı yoktur.

 

Bilim sanatı, sanat bilimi besler.

 

Kuyruğunu yutmuş yılan (ouroboros) misali kendi yaşam döngüsünü yaratır.

 

Bilimin sanattan ilham aldığını önceki yazıda belirtmiştim.

 

Ama daha çok bilim sanata ilham ve sağlam dayanaklar vermiş bu güne kadar.

 

Bunda sanatın hayal gücünü sınırlamayan içsel yapısı etkili sanırım.

 

Yani sanatçı bilim adamına göre hayal etmekte daha özgürdür.

 

Elindeki araçlara göre düşünmek ve düşlemek zorunda değildir.

 

Oysa bilim adamı istemese de o ana kadar üretilmiş bilgiden örülü bir zincire bağlıdır.

 

Özgürleşmek için o zinciri kırması gerekir.

 

Ama zincir bilimle örülü olduğundan onun yerine geçecek yeni bir zincir örmeden öncekini parçalayamaz.

 

Yani bilim adamının özgürlüğü kısa süreli ve sınırlıdır.

 

Her bilim adamı bir zincir ustasıdır.

 

Hayatını parçalanamaz zincirler yapmaya adamıştır.

 

Sanatçı zincir yapımındaki bilgiyi kullanan ama bu zincirlere takılmadan yeni düşler kurabilen adamdır.

 

 

Dünya ve evren algımız Kopernik, Brahe, Kepler, Galileo ve nihayet Newton ile kökten değişti.

 

Bir tek cümleye sığdırdığım kadar kolay olmasa da süreç yer merkezli Batlamyus evreninin ve kilise öğretisinin sonunu getirdi.

 

Galileo öncesi everen algısı halka kadar sanat eserleriyle ulaşıp yerleşti.

 

Bunda Dante'nin İlahi Komedya'sının etkisi büyüktü.

 

Eser için yapılan çizimler ve eserin edebi dili insanlara Batlamyus tarzı sabit ve hareketsiz bir yer kürenin etrafında dönen gezegen ve yıldızlardan kurulu bir hayal kurdurdu.

 

Botticelli: İlahi Komedya'daki (Dante) gök katları

 

Michelino:  Cehennemin girişinde Araf Dağı'nın eteğinde Dante.

 

 

Dante o zamana kadar ki bilimsel bilgi birikimini kilise öğretileriyle yoğurup yeni bir dünya yaratmıştı.

 

Merkezinde Kudüs'ün olduğu sabit bir yer, bilinen yedi gök cismini içeren yedi kat gök, üstünde yıldızlar küresi, hareket ettirici dokuzuncu küre ve nihayet Tanrı'nın oturduğu onuncu küre.

 

Botticelli,Michelino ve başka sanatçılar Dante'nin metnini kendi hayalleriyle resmettiler.

 

O zamana kadar ki Dünya algısı edebiyat, resim, mimari, heykel, müzik gibi birçok alanda yeniden yorumlandı.

 

Her sanat eseri halkın bilimsel bilgiyi sunulduğu şekliyle algılamasını sağladı.

 

Halksa bu kurguları doğma haline getirdi.

 

Kopernik, Kepler,Bruno ve Galileo'nun mücadele ettiği bu algıydı aslında.

 

Katı gerçeğin bir önemi yoktu.

Önemli olan toplumun ortak çıkarına hizmet eden katı algılardı.

 

Bilim adamları uykusundaki devi rahatsız etmiş uykudan uyandırmaya çalışmışlardı.

Böyle bir kusur cezasız kalamazdı.

 

Nitekim Kopernik ölümüne yakın 1540'ta çalışmalarını yayınlanmak üzere Papaya yollamaya cesaret edebildi.

 

Çünkü inançlı ve bilgili bir din adamıydı.

Bıraktığı mirasın kilise için ne anlama geleceğini biliyordu.

 

Ama kilise tarihinin en az okunan kitabının ne anlama geleceğini Kopernik'in gördüğü gibi göremedi.

Kitap çok karmaşık görünüyordu ve kimsenin bu kitabı okuma hevesi yok gibiydi.

 

Ölümüne yakın Papa'ya kitabını gönderip şu satırları yazdı:

 

"Aziz peder, kitapta yazılanları okuyanların hemen reddedeceklerini biliyorum. Ben, ömrüm boyunca çevremin düşüncelerine aldırmayan, fikirlerini savunan biri olamamışımdır. Etrafın tepkisinden, başladığım hususlardan vazgeçmeye niyetlendiğim olmuştur. Fakat çekingenliği üzerimden atarak çalışmalara devam ettim. Yazdıklarımı tenkit edenler olursa onlara aldırmayacağım ve saçma kabul edeceğim..."

 

Artık kaybedecek bir şeyi yoktu. Dünya'nın kucağına güneş merkezli yeni bir evren fikri bırakıp 1543'te öldü.

 

Derler ki kitabı basılıp ona ulaştığında ölüm döşeğindeydi.

 

Anlaşılan kitabın basılmasına izin veren Papa dâhil kimse Kopernik'in korktuğu şeyi anlamamıştı.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.