Bilimden Sanata ya da Sanattan Bilime -5

02.03.2014 22:41:59
A+ A-

Batlamyus evreni kilise öğretisine Aquinolu Thomas sayesinde girmişti.

Model Yeri merkezde sabit konumda tutup, kusursuz dairesel yörüngelerde hareket eden kusursuz küresel gök cisimler öneriyordu.

Yer(insan) merkezli bir sistemin etrafında kusursuz ve değişmez olarak hareket eden gökyüzü düşüncesi, Hıristiyanlığın kusursuz gökyüzünden bir günah nedeniyle sürekli bozulma, çürüme ve ölümün olduğu dünyaya atılan insan anlayışıyla uyumluydu.

 

Farklı kilseler akıl yürütmeleri nedeniyle Aristo'ya sahip çıkma noktasında uzlaşamasalar da Batlamyus üzerinde uzlaşmış görünüyorlardı.

Yüzyıllar süren bu kavrayış klasik dönemdeki sanatı oluşturdu.

Mimari, heykel, resim ve müzik kilisece onaylanmış bilgilerin oluşturduğu algılar üzerinde şekillendi.

Bilimsel gelişmeler bu anlayışı yıkana kadar sanatta önemli bir kırılma yaşanmadı.

Newton sonrasında ise dünya hareketli bir döneme giriyordu.

Sanat kendi yolunu bulma çabasındaydı.

Romantizm, modernizm, realizm, natüralizm ve diğer ara akımlar hep bu arayışın sonucuydu.

 

İnsanlık el yordamıyla yolunu bulmaya çalışırken sanatçılar ve filozoflar karanlıkta gizlenmiş mumları bulup bir ışık yakma çabasındaydı.

 

Max Planck'ın 1900 yılında açıklama uğraşısına girdiği kara cisim ışıması çok değil 20-30 yıl içinde sanatçılara ve filozoflara mum ışığından çok daha fazlasını vaat edecekti.

 

Plank'ın açtığı yolda yürüyen Einstein beş yıl sonra 1905'te olayı çözmüştü. Ama bu durumun fark edilmesi daha zaman istiyordu.

 

Bu zaman diliminde Nils Bohr, Erwin Schrödinger, Paul Dirac, Werner Heisenberg gibi isimler Einstein'ın açtığı yolu onun bile kabul etmekte zorlandığı kuantum denilen bir noktaya taşıdılar.

 

Bugün fizik paralel evrenlerden, solucan deliklerinden, sicim teorisinden bahsediyor.

 

Einstein'le küçülen dünya sürrealizmi, kuantum fiziği post-modernizmi ve günümüz fiziği fantastik öğeleri içeren sanat ve bunlara kapılmak istemeyen bunalımların sanatını oluşturmuştur.

Geldiğimiz nokta şudur;

Bilim önce bir buluş yapıyor.

Felsefe ve sosyoloji bunun günlük yaşamı nasıl değiştireceğini ön görüyor ve olası toplum modelleri üzerine çalışarak, üretim ilişkilerinin, günlük yaşam ve konforun nasıl etkiyeceğinin teorisini yapıyor.

Sanat böyle bir toplumun ihtiyaçlarını hayal ediyor ve yeni bir dünya kuruyor.

Mesela Newton fiziği dünyayı mükemmel işleyen bir makine olarak tasarlamıştı.

Her şey kurallı ve muntazam işliyordu.

Bilim kuralları şaşmaz ve kesindi.

 

Evrendeki her şey en küçüğünden en büyüğüne bu yasalara uymalıydı.

Newton fiziğinin sağladığı teknik imkânlarla teknolojide hızlı bir gelişme ve dünyada büyük değişimler yaşanmıştı.

Bunun sonucu olarak ortaya çıkan sanayi devrimi; dev fabrikalarla üretim ilişkilerini değiştirmişti.

Daha önce, çiftçi zanaat sahibi, tüccar gibi sınıflar yerini, sanayi işçisi, patron, uluslar arası şirketlere bıraktı.

Fabrikaların etrafında kentsel yaşama alanları oluştu.

 

Bu yeni bir dünya düzeni demekti.

Krallık, sultanlık, derebeylik, ağalık gibi statüler sorgulanmaya başlandı. 

Tebaa olan halk birey olmaya yoluna girdi.

Üretilen değerlerin ne şekilde paylaşılacağı konusunda görüş farklılıkları oluştu.

Bunun sonucunda sosyalizm gibi, kapitalizm gibi, faşizm gibi yeni düşünceler ve sosyal sistemler filizlendi.

Farklı düşünceler farklı hayaller yeni sanat akımları doğurdu.

 

Kesin, kurallı, gerçekçi.

Dört köşe yalın binalar gibi.

Paylaşım için ülkeler yeniden şekillendi.

Yönetim biçimleri değişti.

Sanat bireysel olmaktan çok kolektif olana hizmet etmeye yönlendirildi.

1900'den sonra klasik bilimler sarsılıp yeni bilimler çıkınca yeni bir buhran daha yaşandı.

Fotoğraf makinesi icadından sonra güzel portre yapmak ne işe yarardı ki. Bireysel ben bunu çizdim tatmini dışında.

Yaratıcılık gerekti.

 

Beklenen yaratıcılık, kübistlerle ve sürrealizmle geldi.

 

 

 

 

 

Eğer insanın düşlerini çizebilirseniz, fotoğraf makinesinin gösteremediğini gösterebilirseniz.

 

Nesnel dünya zihinde dönüştürüp yeni bir somut yaratılıyordu.

Her şey dönüştürülüp yeniden oluşturuluyordu.

Kafka'nın bizimle tanıştırdığı George Samsa böyle bir sıkışmışlığın ürünüydü.

Picasso, Dali bilimin ve teknolojinin kontrol edemeyeceği alanlara yelken açıyorlardı.

Bu örnekler çoğaltılabilir ama amacım örnek vermek değil, bilimin yan etkilerini göstermekti.

 

Dip Not: Beklenmeyen bir etki görüldüğünde en yakın bilim adamına başvurmayın işe yaramaz.

Bilim adamının getireceği her çözüm size yeni sıkıntılar yaratır.

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.