Bilimden sanata ya da sanattan bilime-4

27.02.2014 23:27:21
A+ A-

İnsanın kendini en güçlü sandığı an en savunmasız anıdır.

Çünkü güç olduğunu sandığımız büyük bir yanılsamadır.

1900'lü yıllara gelindiğinde insanlık bilimde ulaşabileceği son noktaya yaklaştığını bundan sonra bu anlayışın kusursuzlaştırılması ve günlük yaşamın bir parçası haline gelmesinin yeteceği düşünülüyordu.

 

Newton fiziği dünyayı değiştirmiş endüstri çağının kapılarını insanlığa açmıştı.

İnsanlığın özgüveni öyle artmıştır ki her şeye gücünün yeteceğini düşünüyordu;

 

Düşün TARANTA - BABU!
İnsanoğlunun yüreği
                                kafası
                                        kolu
yedi kat yerin altından
                             çekip çıkarıp
öyle ateş gözlü çelik allahlar yaratmış ki
kara toprağı bir yumrukta yere serebilir,
yılda bir veren nar
                        bin verebilir.

 

Artık insanların başka sorunları vardı.

Çünkü makinaların üstünde yükselendüzen insanları yeni toplumsal sınıflara ayırmıştı.

Fabrikalar, fabrika sahipleri sınıfını, iş gücü gereksinimi işçi sınıfını yaratıyordu.

Köylüler hızla kentlerdeki yeni düzenin işçilerine dönüşüyorlardı.

Fabrikaların işçi ihtiyacı işçileri bir arada çalıştırmayı gerektiriyordu.

Çok geç olmadan işçiler örgütlenmeye ve üretim araçlarına sahip olmayı düşünmeye başladılar.

Bu süreçte insanlık tarihi yeni fikirlerle tanışıyordu: Kapitalizm gibi, liberalizm gibi, sosyalizm gibi, kominizim gibi.

Her kesim kendi sanatını oluşturmaya başladı.

Hayaller dizelere döküldü.

Yukarıdaki şiirde Nazım Hikmet şöyle davam etti;

 

Ve dünya öyle büyük,
öyle güzel
        öyle sonsuz ki deniz kıyıları
her gece hepimiz
        yan yana uzanıp yaldızlı kumlara
yıldızlı suların
        türküsünü dinleyebiliriz...

 

Ama herkes yıldızlı kumlarda yan yana uzanma düşü kurmuyordu.

 

Bilimsel gelişimin tetiklediği yeni teknolojiler ve bunlara dayalı zenginlikler paylaşım savaşlarına neden oldu.

Bu süreçte felsefe değerler sistemini oluşturmaya çalışırken sanat yeni ideolojilerin ve düşlerin yansıtma aracı oldu.

Dünya baş döndürücü bir hızla değişti. Bir kuşaklık zaman diliminde yaşam, alışkanlıklar, değerler, siyasal yapılar ve beklentiler altüst oldu.

Sanat bu baş döndürücü dönemde büyük sanatçılar yetiştirdi.

Felsefe de öyle.

Bilim de öyle.

Tüm alanlarda büyük şahsiyetlerin aynı anda çıkması kesinlikle tesadüf değildi.

Yazılarımın hepsindeki ana tema olan eko sistem kuralı geçerliydi.

Her alan diğerini besliyor, güçlendiriyor ve birlikte medeniyeti oluşturuyordu.

Medeniyet hala devam eden bir oluş halidir zaten.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.