Bilimin Yapısı-2

05.02.2014 19:46:48
A+ A-

İlk yazımızda; Bilim kesin bir imanı kaldırmaz dedik.

 

Buradaki iman bilimsel bilgiye ve onun doğruluğuna olan imandır.

 

Bilim yapısı gereği sürekli bir oluşma içindedir.

 

Tamamlanmış her hangi bir nokta içermez.

Bunun bir sonucu olarak kesin doğruları değil çıkarımları vardır.

 

Ama insanlar oluşumunu tamamlamamış olsa da bilimsel bulguları kesin ve değişmez olarak görmek isterler.

 

İlk bulgulara bakıp hemen genel hükümler çıkarırlar.

 

Çünkü bu sürekli bir oluşu anlamaya çalışmaktan çok daha kolaydır.

 

Maalesef bu kolaycılık ya da bilimsel bulgulara duyulan katı inanç bilim adamları arasında da çok yaygındır.

 

Bilimi sarsılmaz görmek bilimin gelişimini yavaşlatır.

 

Çığır açan bilim adamları, bekli de bu yüzden tarih boyunca en çok, geçmişteki bilimsel doğmalarla ve bunların yarattığı sosyal ortamla mücadele etmişlerdir.

 

Einstein’ın “Ön yargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur.” sözü farklı anlamlar çağrıştırsa da aslında bilimsel ön yargı için söylenmiştir.

 

Bir düşünün; iki bin yıldan daha uzun bir süre parçalanamaz olarak kabul edilmiş atomu parçalayabildiğinizi fark ettiniz.

 

Bilim dünyasını buna nasıl inandıracaksınız?

 

Einstein’in 1905 yılı içinde, Alman fizik dergisi olan Annelen der Physik’te dünyayı değiştiren beş makale yayınladı.

 

Bu makaleler içinde 1921 yılında ona Nobel Fizik Ödülü kazandıran fotoelektrik etki, özel görelilik ve genel göreliliği açıkladığı makaleleri vardı.

 

Söz konusu makaleler önceki çalışmaları içermiyordu. 2-3 sayfalık karalama metinlere benziyorlardı ve girişte kendilerinden önceki klasik fiziği red ederek başlıyorlardı.

 

Günümüzde ki bilimsel yayın yapma yöntemlerine göre hiçbir editör bu makaleleri basmazdı.

 

Düşünsenize hayatınızı klasik fiziğin doğruluğuna adamış, tüm kariyerinizi bu alanda yapmış anlı şanlı bir profesörsünüz.

 

25 yaşında, üniversitede çalışmayan ve akademik geçmişi olmayan bir patent memuru

tüm kariyerinizi bir hiç uğruna yaptığınızı iddia ediyor.

 

Buna nasıl inanabilirsiniz ki?

 

İşte böylesi bir ön yargıyı kırmak bilimsel bir keşif yapmaktan daha zordur gerçekten.   

 

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

 

Mesela Aristo çok büyük bir filozof ve doğa bilgini olmasına, bilimsel yaklaşımı ilk ortaya koyanlardan ve İslam dünyasında üstadı evvel (ilk öğretmen) olarak anılmasına rağmen yaklaşımları 2000 yıl deneysel bilimin önünü tıkamıştır.

 

Halen deneysel çalışmalar ve formüller için ampirik yani adi/basit terimini kullanırız.

 

Çünkü antik Yunanlılarda hakim olan düşünce gerçek bir filozofun her şeyi zihnide tasarlayıp mükemmele ulaştırması gerektiği şeklindeydi.

 

Deney yapmanın basit ve yetersiz insanlara göre bir yöntem olduğuna inanıyorlardı.

 

Bir şeyi bilmek için denemeye gerek yoktu. İnsan kendi zihnindeki çıkarımlarla yani felsefeyle kesin doğruyu bulabilirdi.

 

Felsefe bütün bilimlerin en soylusu ve soyluların ilgilendiği bilimdi.

 

Öyle ki Siracusa kuşatılmasa yani ülkesi tehdit altında kalmasaydı Arşimet’in icat ve deneylere zaman ayırmaması gerektiğini düşünüyorlardı.

 

Orta çağ Avrupa’sında deneysel bilimlere bakış açısını göstermek için şöyle bir olay anlatılır.

 

Orta çağda filozoflar (o zaman için papazlar) atın kaç dişi olduğu konusunda tartışmış ve anlaşamamışlar.

 

Her şeyin cevabını kutsal kitapta olacağını orda olmayan bilgilerin antik yunan filozoflarında olacağına kanaat getirip kütüphanelere gömülmüşler ve nihayet Aristo’dan bir değer bulmuşlar 28.

Onlar araştırırken genç bir papaz daha kolay bir yol bulmuş. Dışarı çıkıp bulduğu iki üç atın dişlerini saymış ve gelip “ben saydım atın 36 dişi var” demiş.

 

Papazların nur topu gibi bir sorunu olmuş. Aristo 28 diyor ama atın ağzını açıp saydıklarında çıkan sayı 36.

 

Bu çelişkiyi çözmek için papaz bilimcilerimiz kapanıp tartışmışlar ve nihai kararı açıklamışlar;

 

“Aristo doğru at yanlış” .

 

Anlattığım olayın hayal ürünü, yani ortaçağdaki bilimsel durumu vurgulamak için oluşturulmuş bir kurgudur büyük ihtimalle.

 

Ama geçek olduğunu bildiğimiz başka bir olay bu bakışı doğruluyor.

 

Aristo cisimlerin ağırlıklarıyla doğru orantılı olarak düşeceklerini söylüyordu.

 

Yani daha ağır cisim daha hızlı düşer.

 

Bu inanış tam 2000 yıl, yani İtalya’da genç bir adam Pisa kulesine çıkıp iki değişik ağırlığı defalarca bıraktığı halde aynı zamanda düştüklerini belirleyinceye kadar sürdü.  

 

Genç adam Einstein kadar şanslı değildi.

 

Bu ve sonraki birçok buluş ve görüşlerinden dolayı hayatı boyunca baskılara maruz kaldı.

 

Engizisyonda yargılandı.

 

Yaşlılığında ömrünün kalan kısmını ona bağışlamak için engizisyon bütün görüşlerini red etmesini ve bir daha bilimle ilgilenmemesini istedi.

 

O da kabul etti.

 

1642 yılında ev hapsinde öldü.

 

Bu genç adam Galileo Galilei’idi.

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.