Bir dinazorun evrim geçirerek kuşa dönüşmesi neden imkânsız -1

04.09.2014 21:23:36
A+ A-

 

Günümüzde hala tonlarca ağırlıktaki bir dinazorun havada rahatlıkla uçan bir kuşa dönüştüğü masalına inananlar var. Bu yüzden böyle bir evrimleşmenin hiçbir zaman gerçekleşmediğini bilimsel olarak açıklamakta fayda var. Bildiğiniz gibi evrimciler kuşların küçük yapılı ve etobur theropod dinozorlardan, yani bir sürüngen grubundan türediğini iddia ederler. Oysa bu iddia tamamen gerçek dışıdır.

Theropod dinozorlar, Tyrannosaurus rex ve Velociraptor gibi etobur dinozor türlerinin geneline verilen isimdir. Evrimcilerin bilimsel delillerle destekleyemedikleri bu iddia için, ABD'nin ünlü bilim kuruluşu Smithsonian Enstitüsü Kuşlar Bölümü Başkanı Storrs L. Olson, "çağımızın en büyük aldatmacalarından biri" ifadesini kullanmaktadır.1

 Kuşlar ile sürüngenler arasında yapılacak bir karşılaştırma, bu canlı sınıflarının birbirlerinden çok farklı olduklarını ve aralarında bir evrim gerçekleşmiş olamayacağını bizlere gösterir. Ancak evrimci yayınlara baktığımızda, tüm bu farklılıkların göz ardı edildiği ve bunlar kolayca aşılabilirmiş gibi senaryolar yazıldığını görüyoruz. Bu tür senaryolara masal üslubu hakim. İşte ünlü belgesel kanalı Discovery Channel'ın bilimsellikten uzak evrimci anlatımlarından bir örnek:

“Kuşun evrimi en ateşli bilimsel tartışmaların hala başlıca konularından biridir. Kuşların ataları iki yüz milyon yıl önce sürüngen olarak ortaya çıkmıştı. Ağaçlara çıkanlarda ilkel bir kanat oluşturacak şekilde pullu bir tabaka oluştu. Bu kanatlar ağaçlardan inmelerine yardımcı oluyordu. Elli milyon yıl sonra Archæopteryx ortaya çıktı. Hala sürüngenler gibi dişleri ve sert kemikleri vardı. Ama bu hayvanları diğerlerinden ayıran özellik, tüylerinin olmasıydı. Tüyler de pullar gibi keratinden meydana gelir. Ama daha hafif ve esnektirler. Archæopteryx uçuyordu. Sonraki yetmiş beş milyon yıl içinde uçma kabiliyeti giderek daha fazla gelişti ve fazla olan her gram yok oldu. Daha hafif olmak için dişlerini bile kaybettiler. İncelen kemikler bal peteği şeklindeki dokularla güçlendirildi. Yaklaşık elli milyon yıl önce memeliler artınca bunları avlayacak kuşlar ortaya çıktı ve avcı kuşlar doğdu.”

Discovery Channel, bu tür masalsı bir üsluba başvurarak, sürüngenlerden kuşlara geçişin son derece makul olduğu izlenimini vermeye çalışmaktadır.Böyle bir yönteme ihtiyaç duyulmasının sebebi ise, evrimci iddiaların herhangi bir bilimsel dayanaktan yoksun olması ve aslında iki canlı türü arasında aşılmaz farklılıkların bulunmasıdır. Bilimsel bir gerçekmiş gibi aktarılan kuşun evrimi senaryoları, gerçekte tamamen delilsizdir ve bu senaryoları destekleyecek hiçbir ara geçiş fosili bulunmamaktadır.

Öncelikle kuşlar ve dinozorlar arasında hiçbir evrimci açıklamayla kapatılamayacak derecede büyük bir "tasarım farklılığı" vardır. Kuşlar uçmalarını sağlayan özel bir anatomiye sahiptir. Evrim teorisi ise bu iki farklı canlı türü arasında bir geçiş yaşandığına dair fosil kayıtlarından bir delil sunamamaktadır. Bu nedenledir ki, "kuşlar dinozorlardan türemiştir" teorisi, evrim teorisini savunan bazı biyolog ve paleontologlar tarafından da kabul edilmemektedir. Örneğin dünyanın en önde gelen ornitologlarından (kuş bilimcilerinden) Alan Feduccia (Kuzey Carolina Üniversitesi) ve Larry Martin (Kansas Üniversitesi), kuşların bilinen herhangi bir dinozor grubundan evrimleşmiş olamayacağı görüşündedirler. Özellikle Feduccia, evrime inanmasına karşın, dinozorlar ve kuşlar arasındaki farklılıkların çok büyük olduğunu ve dolayısıyla kuşların dinozorlardan evrimleşmiş olamayacağını kanıtlarıyla göstermektedir. Ünlü omurgalı paleontolojisi uzmanı Robert Caroll ise bu konuda şu yorumu yapmaktadır: 

Kuşlar, tüm omurgalı sınıfları arasında açıkça en özgün gruptur ve en yakın akrabaları olduğu ileri sürülen sürüngenlerle aralarında anatomi ve yaşam şekli açısından dev farklılıklar vardır.

Theropod dinozorları ile kuşların fosil kayıtları ve anatomileri incelendiğinde, gerçekte ortada hiçbir "evrimsel ilişki" olmadığı görülür. Alan Feduccia, theropodların evrimleşerek uçmalarının imkânsızlığını şöyle açıklar:

Bu kadar büyük iki ayağı, kısaltılmış ön ayakları ve ağır kuyruğu olan bir canlının evrimleşerek uçması biyofizik açıdan imkansızdır. -Ann Gibbons, 2

Kuşlar ve dinozorlar arasında derin fizyolojik ayrılıklar vardır. Her şeyden önce kuşu kuş yapan en önemli özellik, yani kanatlar, evrim için çok büyük bir çıkmazdır. Kanatların kusursuz yapısının nasıl olup da evrimcilerin iddia ettiği gibi birbirini izleyen tesadüfi mutasyonlar sonucunda meydana geldiği sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen bir bozulma -mutasyon- sonucunda nasıl kusursuz bir kanada dönüşmüş olabileceğini evrimciler kesinlikle açıklayamamaktadır. Ayrıca, bir kara canlısının kuşa dönüşebilmesi için sadece kanatlarının olması da yeterli değildir. Kara canlısı, kuşların uçmak için kullandıkları diğer birçok yapısal mekanizmadan yoksundur. Örneğin, kuşların kemikleri kara canlılarına göre çok daha hafiftir. Akciğerleri çok daha farklı bir yapı ve işleve sahiptir. Değişik bir kas ve iskelet yapısına sahiptirler ve çok daha özelleşmiş bir kalp-dolaşım sistemleri vardır. Bu mekanizmaların, evrimcilerin iddia ettikleri gibi yavaş yavaş, "birikerek" oluşmaları ise imkânsızdır.

Fosillere baktığımızda ise, zaten böyle bir dönüşümün yaşanmadığını görürüz. New Scientist dergisinin "Birds Do It Did Dinasours?" (Kuşlar Bunu Yapıyorlar... Peki ya Dinozorlar?) adlı makalesinde evrimciler açısından problem oluşturan bu durum şöyle yer almıştır: 

“Ne varsayımsal ataları ne de onları bilinen fosil kuşlara bağlayan geçiş formları bulunmamıştır. 3

Evrimcilerin iddiaları doğrultusunda düşünürsek, bir sürüngenin sözde kuş özellikleri kazanabilmesi için sayısız mutasyona uğraması gerekecektir. Örneğin sürüngenin sadece ön ayaklarının kanatlara dönüşebilmesi için, bu canlının çok sayıda aşamalı değişime uğraması gerekmektedir. Ayağının genetik bilgisine isabet eden her mutasyon ayakta küçük bazı değişiklikler yapmalı, her seferinde ayak biraz daha fazla kanat özelliği kazanmalıdır. Örneğin ayaklarında aşama aşama tüyler oluşmaya başlamalıdır. Tüyler de yine aşama aşama oluşmalı, örneğin önce tüyün sapı, sonraki kuşaklarda ise diğer unsurları belirmelidir. Ayak parmakları her kuşakta biraz daha kaybolmalı, ayak giderek daha çok kanata benzemelidir. Bu çok yavaş, aşamalı değişimler ise fosil kayıtlarında gözlemlenmelidir. Aynı durum canlının akciğerleri, pullarının tüylere dönüşümü, kemiklerin yapısındaki değişimler ve diğer özellikleri için de geçerlidir. 

Unutmamak gerekir ki, evrimcilerin yaşandığını iddia ettikleri bu ara aşamaların her biri canlı için dezavantajdır.Evrimcilerin bir zamanlar yaşadıklarını varsaydıkları bu canlılar, tam birer canlı olmadıkları için, eksik, işlevini yapamayan organlarıyla yaşamlarını sürdüremeyecek ve yok olacaklardır. Bu durum ise, daha en baştan evrim teorisinin öne sürdüğü iddialarla çelişmekte; evrim teorisi kendi iddialarıyla kendini geçersiz kılmaktadır. 

Bütün bunların yanında sürüngenlerle kuşlar arasında gerçekten bir evrim olsaydı, elimizde bunu gösteren milyonlarca ara form fosili olmalıydıAncak, bugüne kadar tek bir yarı sürüngen-yarı kuş fosili dahi bulunamamıştır. Bulunan fosiller evrime delil olmadıkları gibi, yaratılışın ispatı olan ya soyu tükenmiş kuşlara ya da sürüngenlere aittirler. Medyada sık sık karşılaştığımız dino-kuş hikayeleri ise, yalnızca göz boyamadan ibarettir. Bunların hiçbiri kuşların sözde evrimindeki kayıp halka olma özelliğine sahip değildir. Kendisi de bir evrimci olan bilim yazarı Gordon Taylor, evrim teorisinin kuşların kökeni ile ilgili çaresizliğini şu ifadelerle aktarır:

“Kuşların kendilerini uçmaya adapte edebilmek için etkilenmeyi başardığı sürüngenin yapısındaki değişikliklerin sayısı oldukça geniştir, öyle ki gerçek bir problem teşkil eder ve bu konuya biraz daha dikkat vermemizi gerektirir. Öncelikle, pek çok değişiklik hayvanın ağırlığını azaltmak içindir. Kemikler dardır ve kafatası çok incedir. Dişlerle donanmış ağır çeneden vazgeçmiştir ve hafif ancak katı bir gaga gelmiştir. Beden sıkıştırılmış bir hale gelmiş, sürüngen kuyruğu ve uzun ön kısım terk edilmiştir. Ağırlık merkezi, ana yapının altına asıl kasların yerleşmesi ile azaltılmıştır. Böbrek, yumurtalık gibi çift organların bir tanesi feda edilmiştir. Pelvis ise yere inerken inmenin şokunu azaltması (emmesi) için güçlendirilmiştir. Bacaklar ve ayak en aza indirilmiştir, beden içindeki kaslar onları hareket ettiren kasların yerini aldıklarından, buradaki kaslar kaybolmuştur. Beyin de değişikliğe uğramıştır; denge ve koordinasyon problemlerini halledebilmek için daha geniş bir beyincik gelmiş, daha geniş görsel kortekse sahip olunmuştur. Şimdi görme, kokudan çok daha fazla önem arz etmektedir. Daha az belirgin olan ancak çok daha dikkate değer olan ise vücut mekanizmasındaki değişimdir.”

Uçmak için enerjiyi üretmek üzere kuş çok fazla yakıt tüketmelidir ve yüksek ısıyı korumalıdır. Kuşlar sadece çok yemekle kalmazlar. Meyve yetiştirenler bilirler veya görmüş olabilirler, sakrak kuşu sistematik olarak zengin bir ağaçtaki her bir tomurcuğu yok eder. Aynı zamanda gırtlaklarında rezerve yakıt depolayabilecekleri bir kese bulunur. Kalpteki bölümler tamamlanmıştır, böylece daha fazla kanı idare eder. Akciğerler de sadece genişlemekle kalmamış, vücut içerisindeki hava boşlukları tarafından doldurulmuştur. Bizim gibi kara canlılarında akciğerlerdeki havanın çoğu sabit olarak durur, normal bir nefeste çok küçük bir oranı değiş tokuş ederiz. Kuş, içine çektiği havayı akciğerlerden hava keseciklerine geçirir, her nefes ile birlikte bu miktar değiş tokuş edilir.

Bu sistem, uçuş esnasında kaslar tarafından üretilmiş olan ısıyı dağıtmaya da yarar. Uygun değişimin böylesine güzel şekilde tesadüfen meydana geldiğini gözde canlandırmak, hayal gücünü zorluyor.” 4

 Gordon Taylor, kuş evriminin neden imkânsız olduğunu açıklamaktadır; ama buna karşın pek çok evrimci bu imkânsız duruma inanmakta ısrarlıdır. Bunun nedeni sahip oldukları felsefi ön yargılarıdır. Evrimciler, yaratılışı inkar etmek için iddialarına körü körüne bir bağlılık gösterirler. Söz konusu iddialarını destekleyen hiçbir geçerli delil olmamasına; tam tersine iddiaları defalarca çürütülmesine rağmen, yine de yaratılış gerçeğini kabul etmezler. Konuya ön yargısız bakan her insan, bilimin ortaya koyduğu sonucun "yaratılış" olduğunu görecektir.

Kaynak:

http://evrimteorisinecevap.blogspot.com/

1        -S. L. Olson, Open Letter to: Dr. Peter Raven, Secretary, Committee for Research and Exploration, National Geographic Society, 1 Kasım 1999.

2        "New Feathered Fossil Brings Dinosaurs and Birds Closer", Science, cilt 274, 1996, s. 720-721.

3        Jonathan Sarfati, Refuting Evolution: A Response to the National Academy of Sciences, Teaching About Evolution and the Nature of Science, Master Books, ABD, 1999, s. 63. 

4        Gordon Rattray Taylor, The Great Evolution Mystery, Abacus, London, 1983, s. 70-71.

Tüm yazılarım: http://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.