Boş iletişim bulutlarının gölgesinde

19.09.2014 18:42:47
A+ A-

Zygmunt Bauman diyordu sanırım, "çok fazla iletişim var artık, içeriksiz ve boş, başka da bir şey yok" diye. İletişimin doruk noktasındayız. İstediğimiz an istediğimiz şekilde, sesle, görselle, videoyla tek bir kişiye veya bir çok kişiye ulaşabiliyoruz. O sırada başka birileri de bize ulaşıyor. Bir mesaj geliyor, bir tweet düşüyor, bir şeyler dünyamızın içine atlayıveriyor. Smart phone'lar herkesin herkese sürekli açık olan kapıları gibi. Kapıyı çalmaya bile gerek yok. Çat diye birilerinin alanına giriveriyorsunuz, ya da birileri sizinkine giriyor.
 
Acil durumlarda, kitlesel hareketlerde, anlık haberlerin yayılımında hayati önem taşıyan bu ölçüsüz iletişim fenomeni normal günlük hayatımızda bize neler yapıyor? Bunun üzerimizdeki etkilerini ne kadar kontrol edebiliyoruz? İletişimin içinde olmayı kendimiz seçebiliyor muyuz, yoksa bu kontrolü zor iletişim ağı bizim hayatımıza yön mü veriyor? Eğer yön veriyorsa ne tarafa doğru yönlendirildiğimizi kontrol edebiliyor muyuz? Kaçımız akşamdan yaptığı bir plana ertesi gün harfi harfine uyabiliyor? Hatta sabah evden çıkarken kafasındaki programı gün içinde uygulayabilen kaç kişi vardır aramızda? 
 
Her an yeni bir olasılığın ekrana düşebileceği gerçeğiyle yaşadıkları için sürekli opsiyonlarını açık tutmaya çalışan insanlara alışmaya başladığınızı hissediyorsunuzdur eminim. Hatta yine eminim ki çoğumuz bazı programları son ana kadar kesinleştirmekten kaçmaya da alışmıştır. "Şu olabilir ama ya bu çıkarsa. Hatta bu da olabilir. Hmm, o zaman şunu biraz belirsiz bırakayım ki bu olursa onu da ekler sonra da şuraya giderim. Olmadı ilkini iptal eder ikinciye bakar oradan da üçüncüye geçerim."
 
Kesinleştirmekten kaçtığınız olasılıkların gücünü ve değerini gitgide kaybettiğini farkediyor musunuz peki? "Evet budur, bunu yapayım" demenin kesinliğiyle yeni iletişimlere kendinizi kapatmadığınızda önünüzdeki seçim evreninde dalgalanan birçok durumun yoğunluğunu yitirdiğini görebiliyor musunuz? Hatta aslında bir seçim yapmadığınızı ve açık bıraktığınız opsiyonların sizin geleceğinizi belirsizce şekillendirdiğini de hissediyor olmalısınız. Eğer hissetmiyorsanız zaten kontrol edemediğiniz bu iletişim ağında nereye aktığını bilmeyen bir elektrik sinyali gibi geçip gidiyor olmalı hayatınız. 
 
Yeni bir zaman bu, gitgide kendi kurallarını oturtan ve insanların bireyselliğini uçucu bir iletişim ağının oynaklığında  eriten bir zaman. Uyduya ışık hızında gidip gelen trilyonlarca parçacığın kimseye farkettirmeden herkesi yönettiği bir zaman. Kendi alanını koruma dürtüsü taşıyanların, çoğunluğun sürekli değişip dönüşen kısırdöngüsüne karşı direnmeye çalıştığı bir zaman. İzolasyona en düşkün olanlarımızın bile tamamen iletişimsiz kaldıklarında biraz yalnız ve biraz "olan bitenden kopmuş" hissettiği bir zaman.
 
Hiçkimsenin iç dünyasını artık çok da fazla merak etmiyor olduğunuzu farkettiniz mi? Çoğu insanı sosyal medyadaki pozisyonundan, paylaşımlarından ve oradaki sanal ağından ibaret gördüğünüzü düşündüğünüz oldu mu? Buzdağının görünen kısmının gereğinden fazla önem kazandığını ve iletişim denizinin altında kalan derinliği kaybetmeye doğru ilerlediğinizi hissediyor musunuz peki? Sırf bu yüzden bazılarımızın kimi derinliklerde arınmak için bu iletişim ağının belirlemediği zamanlarda yaşamış insanların yazdıklarına, çizdiklerine çaresizce tutunmaya çalıştığını görüyorsunuzdur belki.
 
Zeitgeist diye bir güzel sözcük vardır Alman dilinde, çoğunuz biliyorsunuzdur, "zamanın ruhu" anlamına gelir. Belki de bazı düşünürlerin tarihin sonuna geldiğimize dair tespitleri aslında biraz da bununla ilgilidir. İçinde yaşadığımız zamana ruh verebilecek kadar bireyselleşemeyen, amacı ve yönü belirsiz bir iletişim bulutunda sürekli oradan oraya sürüklenen milyonların gitgide artan tek renkliliği olabilir bu ruhsuzluğun sebebi. İnsanlığın hikayesinde bugüne kadar yaşanmış sert kırılmaları yaratan kimi bireylerin sayesinde röper noktaları bula bula yazılan tarih parçalarını, dönemleri, devirleri bu noktadan sonra tanımlamak pek mümkün değil. Hiçbir tekil bireyde artık zamanına ruh verebilecek veya mevcut akışın seyrini sertçe değiştirebilecek potansiyeli göremiyoruz artık. Farkında olmadığımız bir yerlerde yetişmiş şaşırtıcı ağaçlar çoktan yokolmaya yüz tuttular, şimdi elimizde olan, tektip iletişimin ekilip durduğu tarlalardan çıkan milyonlarca birbirine benzer sıkıcı market sebzeleri.
 
Belki de kendisini hepimizden ve hepimiz sayesinde gitgide daha fazla güçlenen bu yüzeysel-elektriksel değerler hiyerarşisinden korumayı başarmış birileri vardır. Belki de hala şaşırma şansımızı son zerresine kadar kaybetmemişizdir. Sonuçta farkındasınız, felaket filmlerini ve insanlığın sonuna dair senaryoları gitgide daha çok seviyoruz hepimiz; çünkü içinde olduğumuz tanımsız sisin dağılmasını sağlayabilecek gücün artık birilerinden gelmesi ihtimalini çoktan unuttuk. Bir virüsün, bir göktaşının ya da bir savaşın bu korkunç kararlı ve ruhsuz durumu sarsabileceği fantezisiyle sinema salonlarına doluşuyor, oyun konsollarına yapışıyoruz. Ama en büyük felaketten bile daha büyük bir felaket bekliyor bizi aslında: Aynı sıkıcı rüyayı sürekli görmenin, bitmeyen bir kısırdöngünün içinde erimenin yarattığı derinlik kaybında yaşamak. 
 
Tüm bireyselliklerin içinde erimek zorunda olduğu, kuşaklar boyu sürebilecek boş ve dev iletişim bulutunun tektip karanlığını kabullenmeye hazır mısınız? Umarım değilsinizdir.
 
 
 


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.