Delilik ve algısal türleri kuramım

03.11.2015 06:06:01
A+ A-

Dünya sağlık örgütü 2007 yılında yayınladığı Dünya akıl sağlığı adlı araştırma sonuçunda(sonucunda) yani raporda 'Dünya akıl sağlığı tehlikede' demiş ve dünyada yetişkin ve çocuk her beş kişiden birinin tıbsal yardım alması gerektiren akıl sağlığı sorunları ya da ruhsal sorunlar içinde olduğunu açıklamış.
 
Bende Dünya sağlık örgütü yanılmıyor, çok yanılmıyor, çok aşırı yanılıyor. Bence durum söylediğin tam tersi.
 
Bence deliliğin ana, birinci özelliği tutarsızlıktır, tutarlı olmamaktır; bu açıdan bakıldığında dünyadaki deli sayısının savlanılanın değil açık olarak bilinenin yani herkesçe bilinenin en az bin katı kadar olduğu anlaşılır.
 
Delilik konusu bence var olan sözde pısikoloji(psikoloji) bilimini aşan birşey çünkü herşeyden önce aynaya bakma özelliği yok; bir nicelik durumuna indirgenmiş durumda, var olanın dışında değil içinde yer almış birşey durumunda, denizi bilmeyen deniz içindeki balık durumunda; doğruya yanlış, yanlışa doğru diyen durumunda çünkü kimyanın simya aşamasından henüz kurtulamamış çünkü toplumsal bilimlerde bilimciler kendi bilimdışı içeriklerini, inançlarını da bilimlerine taşımayı pek severler. Yani pısikoloji bilimi toteme inanmamayı akıl ve ruh sağlıksızlığı sayıp toteme inanmayanları tedavi etmeye kalkan totemci durumunda bence.
 
Sokaklardaki herkese açık ve açık açık delileri herkes tanır ki onlara zaten pısikoloji biliminden mutlak bir yardım da pek söz konusu değildir.
 
Tanımlar daralırsa sorunlar da daralır, azalır; bu nedenle tanımları doğru yapmak gerekir ancak dediğim gibi toplumsal bilimlerde nedense bilimciler kendi inançlarını bilimden ayıklayamadıkları için tanımlar genişlemek yerine oldukça daralma eğilimindedirler, içindedirler. Yani 'Kitap okuma kafayı yersin', 'Felsefe ile uğraşma, kafayı yersin' diyen toplumlar düşünün ve takı, dövme, süs, boya içinde; cinlere, perilere, bilimdışı şeylere, doğaüstü varlıklara inanan ruhbilimciler(pısikologlar/psikologlar, pısikiyatırlar/psikiyatrlar) düşünün. Yani 'Tencere yuvarlanır, kapağını bulur' durumu.
 
Felsefel, bilimsel açıdan gerçek ki, kuşkusuz ki demokrasiye de, hukuka da, devlet kavramına da, felsefe kavramına da, mantık kavramına da, ahlak kavramına da, barış kavramına da, moda kavramına da, tatil kavramına da, ordu kavramına da, polis kavramına da, eğitim kavramına da, akademisyen kavramına da, üniversite kavramına da, lise kavramına da, sanat kavramına da, din kavramına da olduğu gibi pısikoloji(psikoloji) bilimi kavramına da yeni tanımlar, yeni özler getirilmelidir yani herşeye ki bu da yeni bir çağ, yeni bir dünya, yeni bir tarih, yeni bir insan türü, yeni bir insanlık türü demektir. Yani dünyadaki herşey felsefeyle yeni baştan yaratılmalıdır ancak yine tuhaf ki dünyada doğru felsefe de yok yani tarih, insanlık kendi kendini doğurtmaya çalışan, yapayalnız bir gebe(hamile) kadın durumunda, özelliğinde.
 
Gelelim deliliğe. Delilik bence yani benim yarattığım yeni pısikoloji(psikoloji) bilimine göre ki bilgeler herşeyi felsefeye göre yeni baştan, felsefeye göre doğru düzgün yaratmak zorundadırlar; akıl ve ruh sağlıksızlığının da, deliliğin de temel, genel, öz belirtisi tutarsızlıktır yani adına ister akıl sağlıksızlığı ister ruh sağlıksızlığı ister delilik deyin, temel belirtisi, temel özelliği, temel koşulu tutarsızlıktır ancak nasıl bir tutarsızlık, işte burada işe yine felsefe karışıyor yani felsefeye göre tutarsızlık.
 
Tutarsızlık gerçekte bir 'önemsememe'dir, 'önemsememe' işidir ancak her önemsememe de tutarsızlık değildir yani burada da felsefe yani doğru felsefe işe karışır yani felsefesiz pısikoloji bilimi de öteki herşey gibi yanlış yoldadır.
 
Konuyu biraz kısa, öz geçeceğim: 'Algısal türler' dememin nedeni bu durumun algılanabilir olmasıdır ve algıyla ilgili olmasıdır. Delilik ya da akıl sağlıksızlığı ya da ruh sağlıksızlığı olsun tutarsızlık çift yönlü üç aşama ya da üç özellik içindedir: 1- Kendini önemsememe, 2- İnsanlar olarak çevreyi önemsememe, 3- Mekanı önemsememe. 'Çift yönlü' dedim, neden dedim? Çünkü bu üç şeyin tersleri de deliliğin ya da akıl sağlıksızlığının ya da ruh sağlıksızlığının içeriği ve belirtisi olabilir yani 1- Kendini önemseme, 2- İnsan olarak çevreyi önemseme, 3- Mekanı önemseme. Bu durumda şu sorulabilir: 'Birşeyin hem kendisi hem zıttı nasıl sorun olabilir?'. İşte burada da felsefe işe karışmak zorunda ki örneğin kendini önemsememe, açıkça bir kendini önemsememedir ve kendini önemseme de gerçekte gerçekleri, doğruları önemsememe olabilir ki işte insana ait herşeyde asıl sorun da budur. Kendini önemseme örneğin var olan, sözde pısikolojinin 'narsizım/narsizm' dediği şey, türden olabilir ki örneğin manken gibi giyimli, manken gibi bakımlı insanlar gerçekte ayda bir yıkanan, içleri leş gibi kokan, pis kokularını bol bol parfümle bastıran ya da iç çamaşırıları(çamaşırları) leş gibi ya da delik deşik ya da hiç kitap okumayan ya da okuduunu anlamayan ya da iki tutarlı söz edemeyen kişiler olabilirler ve onları kendilerini önemsiyor sanırsınız ya da içleri de gerçekten dışları gibi bakımlı, temiz olabilir ancak önemsedikleri tek şey kendileridir ve kendilerinin de nicelikleri yani bedenleri yani gürünümleridir. Kendini açıkça önemsemeyenler, ise açıkça görebilirsiniz.
 
Ancak burada önemli olan şudur: Kendi ya da çevreyi ya da mekanı önemsememek ya da önemsemek bir felsefeye ya da inança(inanca) ya da mantığa bağlı ise delilik olmaz örneğin inancı gereği üstbaş dağınık, eski püskü giyinen, saç sakal birbirine karışık, ayda bir yıkanan insana hemen deli denilemez çünkü savunabileceği, söyleyebileceği bir tutarlığı vardır. Yine; inançları gereği çırılçıplak gezen kavimler, kabileler, halklar da olabilir; onlara da deli denilemez çünkü kendilerine göre de olsa bir tutarlılığı savunmaktadırlar. Giyinik bir toplum içine çırılçıplak olarak inançı gereği çıkan insana da deli denilemez çünkü inançı ile bir tutarlılığı vardır. Ancak burada işe yine felsefe karışır; önemli olan şey felsefeye yani bilimselliğe göre tutarlı olmaktır; kendine ya da inança göre değil ki bu durum deliliğe ya da akıl sağlıksızlığına ya da ruh sağlıksızlığına değil eğitime girer.
 
İnsan olarak çevreyi önemsememeye örnek ise örneğin başkalarının yanında yellenmek, burun karıştırmak ya da cinsel organını kaşımak ya da cinsel organını çıkarmak gibi şeylerdir ki bu şeyler mekanı önemsememeye de girer yani örneğin bunları otobüste yapmak, kahvehanede yapmak, konuklukta yapmak, kamusal alanlarda yapmak gibi yani bunları kişinin kendi evinde ve yapayalnız iken yapması sorun olmayabilir.
 
Konu biraz uzun olduğu ve bu saatte de uykulu uykulu yazdığım için konu biraz dağılmak zorunda ancak öteki insanlardan farklı olarak düşünürler(filozoflar), alimler, bilgeler, yazarlar, şairler 24 saat çalışmak zorundadırlar, uykularında bile çünkü insana ve insanlığa, ülkeye ve dünyaya ait çözülmesi gereken sorun sayısı bir insan ömürüne(ömrüne) değil bin insan ömürüne sığmayacak kadardır.
 
Mekanı önemsemek durumuna gelince. Bu da mekana aşırı bağımlı olmak, mekanı aşırı abartmak, kendini hep bulunduğu mekanla sınırlamak gibi durumlarla olabilir; mekana adeta tapmak gibi bir durum oluşturur. Bu konu da basit değildir ki örneğin düşünce ve ifade özgürlüğünün bulunulan mekanla ya da mekanla sınırlandırılması diktatatörlüğünü ya da özdiktatörlüğünü getirir ki 'özdiktatörlük' sözcüğü, kavramı, tanımı da benim insanlığa kazandırdığım bir sözcüktür, tanımdır, kavramdır sanıyorum ki örneğin kişi kendisine ya da yanındakilere ya da oradakilere 'Burada bunlar konuşulmaz, burası bunların konuşulacağı yer değildir, burada şöyle düşünün, burada şöyle düşün' gibi emirlere zorlar.
 
Kendini önemsememek ya da önemsemek, insan olarak çevreyi önemsememek ya da önemsemek, mekanı önemsememek ya da önemsemek bir felsefeye ya da inança ya da mantığa sahip ise delilik ya da akıl sağlıksızlığı ya da ruh sağlıksızlığı değildir ve olursa da ancak eğitim işi olabilir ancak ileri sürülen felsefeye, inança ya da mantığa ya da savlara karşı ileri sürülen bilimsel savlara mutlak, sonsuz bir direnç, direnme, direniş varsa yani eğitime mutlak bir direnç varsa yani tutarlılığa mutlak bir direnç, direniş varsa bu durumda bir felsefeye ya da bir inança da dayansa bu tür şeyler deliliktir ya da akıl sağlıksızlığıdır ya da ruh sağlıksızlığıdır yani örneğin hiçkimse deliliksizlik ya da akıl sağlığı ya da ruh sağlığı açısından 'Benim felsefem böyle, inançım böyle' diye evlerin duvarlarına işeyemez, yollara dışkılayamaz, başkalarının yanında yellenemez, başkalarının yanında burun karıştırmaz, başkalarının yanında cinsel organını çıkaramaz, yanında hiçkimse yokken yanında örneğin beş kişi olduğunu söyleyemez, duvarda yılan yokken duvarda yılan olduğunu söyleyemez, sağlığına zarar verici boyuta gelmiş kirlilik, pislik içinde bulunamaz yani ileri sürülen felsefe, inanç, mantık da bilimei bilimselliğe göre tutarlı olmalıdır.
 
İnsan olarak çevreyi önemsemeye gelince bu örneğin başkalarına, çevreye kul köle, esir olmaktır yani kendini yok saymaktır, çevreyi kendisine ilah yapmaktır, hayatını 'başkaları' üzerine kurmaktır.
 
Neyi olursa olsun, önemsememek bir de özel felsefe, inanç gibi şeyler dışında olursa örneğin gerçekten haklı nedenlere dayanırsa yine delilik ya da akıl sağlıksızlığı ya da ruh sağlıksızlığı olmaz ki örneğin hayattan zevk almamak, hayatı sevmemek, yaşamayı sevmemek gerçekten haklı nedenlere dayanıyorsa tutarlı olacağı için delilik ya da akıl sağlıksızlığı ya da ruh sağlıksızlığı değildir ki örneğin bir diktatörlük altındaki insancıl, duygulu, duygusal, insanca, onurlu insanların hayatı, yaşamayı ya da akıllı, bilgili, kültürlü, nitelikli insanların cahil, kültürsüz, nicelikçi insanları ya da ahlaklı insanların ahlakdışı insanları sevmemelerinde, önemsememelerinde, dışlamalarında bir sorun yoktur yani gerçekte sorun insanın hayatı, yaşamayı sevmemesinde değil sevmesindedir; sözde pısikoloji bilimi yerine getirdiğim yeni, bilimsel, felsefel pısikoloji bilimine göre yani içi kan, kemik, yağ, kanlı et, bağırsak, pislik dolu insan kendini, öteki insanları, hayatı, yaşamayı ve içi kor dolu, üstü vahşi, barbar, ilkel dünyayı neden sevsin? Sevmesi hiç de tutarlı birşey olmaz gerçekte. Yani insan sevmek zorunda değil; hayat sevmek üzerine kurulmamalı; gerçeklere, doğrulara katlanabilmek üzerine kurulmalı; ve mantık ve utanmak üzerine kurulmalı.
 
Yani genel olarak, genel açıdan; bilime, bilimsel felsefeye, bilimsel mantığa göre kendini, insan olarak çevreyi ya da toplumu ve mekanı önemsememek delilik ya da akıl sağlıksızlığı ya da ruh sağlıksızlığı değildir ve bilime, bilimsel felsefeye, bilimsel mantığa göre olmayıp bunları önemsemek de deliliktir ya da akıl sağlıksızlığıdır ya da ruh sağlıksızlığıdır.  Yani 'Aman bu çok iyi giyiniyor, çok bakımlı, bize iyi davranıyor, çok tatlı konuşuyor' gibi şeyler gerçekte delilik ya da akıl sağlıksızlığı ya da ruh sağlıksızlığı belirtileri olabilir; hem sözü edilen kişi, hem de ondan böyle söz edenler için.
 
İnsanın meniden ya da topraktan ya da maymundan geldiğini ileri sürdüğümüzde öncelikle anlaşılması gereken şey şudur: İnsanlık için mutlak ve genel bir akıl ve ruh sağlıklılığından söz etmek için henüz çok erken ve hele bir de felsefe, bilimsellik yoksa.
 
Yani gerçek ki, kuşkusuz ki akıl ve ruh sağlığına önce pısikoloji biliminden başlamak ve pısikoloji bilimini simya aşamasından, simya döneminden kurtarmak gerekir, zorunludur.
 
Yani soru şu: Deli denilenler acaba gerçekten deli mi, akıllı denilenler gerçekten akıllı mı; normal görünenler gerçekten normal mi, anormal görünenler gerçekten anormal mi; değerli görünenler gerçekten değerli mi, değersiz görünenler gerçekten değersiz mi; iyi görünenler gerçekten iyi mi, kötü görünenler gerçekten kötü mü? Daha kötüsü; pısikoloji biliminin akıllı dedikleri gerçekten akıllı, deli dedikleri gerçekten deli; normal dedikleri gerçekten normal, anormal dedikleri gerçekten anormal; iyi dedikleri gerçekten iyi, kötü dedikleri gerçekten kötü; doğru dedikleri gerçekten doğru, yanlış dedikleri gerçekten yanlış; sağlam dedikleri gerçekten sağlam, hasta dedikleri gerçekten hastamı? İşte buna pısikoloji bilimi değil felsefe bilimi karar verecek. Pısikoloji bilimi önce kendini felsefeyle doğru düzgün var etmeyi öğrenmeli, başarmalı.
 
Yani örneğin Hitler'e oy, destek, övgü, bağlılık veren ya da olmayan şeylere tapan ya da inanan bir halk, toplum, bir ülke nasıl akıllı, akıl ve ruh sağlığı yerinde olabilir?
 
Konu biraz karışdı(karıştı) ancak olsun hiç yoktan iyidir. Kebabçıda karışık kebap beğenmek sorun olmuyor da karışık bilim neden sorun olsun?
 
Yazılacak o kadar konu var ki işte bazısını da böyle gece yarısılarında(yarılarında), sabahların körlerinde, uykulu uykulu, esneye esneye yazmak zorundayım; sizler mışıl mışıl uyurken ya da havaya hava atarken.
 
Karıncanın getirdiği buğday, köpeğin getirdiği tavşandan büyüktür.
 
Gecenin yarısı ile sabahın körü arasında üç saattir, uykulu uykulu, esneye esneye şu yazıyı yazmak için uğraşıyorum, insaf yani.
 
Yani böyle bir dünyada mutlu olanlar gerçekleri ya bilmiyor ya önemsemiyor yani tutarsızlar demektir; böyle bir dünyada insanlar hem mutlu olup hem de kendilerine akıllı diyorlarsa akıl adına büyük bir sorun var demektir.
 
Cehalet, nefs, bilimdışı inançlar, siyasetçiler ve şirketler mutlu olmamızı istiyorlar diye ya da bir pisliğin üzerine güzel bir deri geçirilmiş, güzel giysiler giydirilmiş diye mutlu olamayız.
 
Konuya yine dönebilirim.
 
Şimdilik genel konuyu torbaya doldurdum, hepsi(tümü) bu.
 
Necdet Gürçiftçi
Patentsiz, dinsiz, yerli üretim bir Türk/Türkiye bilgesi
İnternette yayınlandığı zaman: 3.11.15/06.06