Etkileşim gruplarında "çatışmayı çözümleme" ve "saydam olma"

07.07.2014 16:22:18
A+ A-

Etkileşim gruplarında çatışma, iyi işleyen bir grubun gelişimi sırasında her zaman ortaya çıkan bir durumdur. Çatışma, grup süreci için hem risk hem de kazanç ifade edebilir. Bu durumda çatışma grup için yıkıcı olabileceği gibi yapıcı olarak süreci kolaylaştırabilir de (Vinogradov ve Yalom, 1996).

Çatışmaların çözümlenmesinde terapistin rolü önemlidir  (Vinogradov ve Yalom, 1996). Tüm gruplar aynı düzeyde çatışmayı idare edemezler. Terapist grubun ilk dönemlerinde hastaların anlaşmazlıklarını uygun olarak ifade etmelerine yardımcı olarak öfkenin yüksek düzeylere ulaşmasını önlemelidir. Aynı zamanda çatışmanın içeriğindeki gizlilikleri açığa çıkarmak da terapistin görevidir (Yalom, 1998).

Terapistin çatışma sonucunda ortaya çıkan öfkenin yapıcı bir şekilde kullanılmasını sağlaması gerekir (Yalom, 2003). Bunun için ilk olarak terapist gruba uygun olan çatışma düzeyini belirlemelidir. Çünkü uygun bir düzeyde yapılan çatışma çözümlenmesi, grup üyelerine duygulanım yükü yüksek bir öğrenme deneyimi sağlayabilir. Çatışmanın başarıyla çözümlenmesi için gruba bağlılık, karşılıklı saygı ve güven temel gerekliliklerdir (Yalom, 2002).

Terapistin hedefi her üyenin öfkeli etkileşimden bir şeyler öğrenmesini sağlamaktır (Vinogradov ve Yalom, 1996). Bunun için de terapistin çatışma çözümleme konusunda yeterli olması ve ortaya çıkan öfkeyi yapıcı biçimde kullanması gerekir. Etkileşim grupları, önce duygulanımın uyandırılması ve ardından gelen uyandırılan duygulanımın anlanmaya çalışılması aşamalarını içerir. Diğer bir deyişle, yoğun bir duygusal yaşantı aşamasından sonra, o yaşantının ne anlama geldiğinin anlaşılmaya çalışıldığı bir aşama vardır. Eğer söz konusu olan duygu öfke ise, terapistin grubu çabucak bu, “öfkeyi yaşama aşaması”ndan alıp, “öfkeyi anlama ve açıklama” aşamasına çekmesi gerekmektedir (Yalom, 2003). Bu yüzden, çatışma durumunun ilk izlenimleri belirmeye başladığı anda, terapistin harekete geçmesi ve bu duygu üzerine bir kaç söz ederek, grubun akışını değiştirmesi gerekir (Yalom, 1998). Örneğin, terapistin oturumlarda öfke duygusunun baskın olduğu anlarda “Şimdi burada ne oldu?” ve  “Bu konuda bir fikri olan var mı?” gibi sorularla üyeleri öfkenin nedenlerini anlamaya ve açıklamaya yönlendirmelidir.

Grup üyeleri arasındaki çatışmayı yapıcı bir duruma çevirmek için “aynalaştırma”, “rol değiş tokuşu”, “genel yargılardan kaçınmak”, “duyguları farkettirmek”  gibi çeşitli yöntemler vardır (Yalom, 2003).

Çatışmaları çözümlemede kullandığımız ilk yöntem aynalaştırma; kişinin kendinde olduğu halde farkında olmadığı bazı olumsuz özelliklerini, karşısındakine yansıtarak, ona olumsuz davranmasıdır. Yani, eğer iki üye çatışma içindeyse, genellikle bunlardan birine, kendinde varolan ve hoşuna gitmeyen bazı özelliklerini karşısındaki kişide, görüp görmediğini sormakta yarar vardır. Böyle bir soru, eğer iyi zamanlanmışsa, çatışmanın çözümlenmesi açısından iyi bir müdahale olur (Yalom, 2002).

Çatışmayı çözümlemede kullanılan ikinci yöntem de “rol değiş tokuşu” dur. Üyeler bir çatışma içine sürüklenmişseler, birbiri ardına beklenen olaylar gelişir. Taraflar, kendilerinin doğru ve iyi; karşılarındakinin ise hatalı ve kötü olduğuna ilişkin bir inanç geliştirirler. Böylece, iletişimde bir kopukluk olur. İletişim kesilince, her iki taraf birbirlerini anlamalarına yardımcı olacak etkenleri duymazlar ve farkında olmadan birbirlerine yönelik algılarını çarpıtmaya başlarlar. Bu yüzden yanlış anlaşılmaları önlemek için, tarafların birbirlerini anlamayı öğrenmeleri ve kendilerini karşısındaki kişilerin yerine koyabilmeleri gerekir. Eğer anlaşmazlık içindeki üyelere, birbirleriyle yer değiştirmeleri söylenir ve önce karşısındakinin bakış açısını, duygularını fark etmeleri sonra çalışıp gruba aktarmaları istenirse, genellikle hem çatışmalarının nedenlerini öğrenir, hem de kendilerine yönelik yeni bir bakış açısı geliştirebilirler. Bu da çatışmanın çözümlenebilmesi için önemli bir fırsat olur (Yalom, 2003).

Üçüncü yöntem ise, kişilere genel suçlamalardan, yargılardan, hükümlerden kaçınmaları için yardımcı olmaktır. İki üye çatışma içindeyse ve birbirleri için yıkıcı yargılar kullanıyorlarsa, böyle bir çatışma her üye için rahatsız edici olacaktır. Bu yüzden terapistin, üyelerin karşılarındaki bireyin kişiliğine yönelik olumsuz sözcükler kullanmalarını engelleyip, üyeleri o insanda beğenmedikleri davranışları eleştirmeye doğru yönlendirmesi faydalı olacaktır. Bu şekilde davranıldığında kişinin diğer üyelerden aldığı mesaj, beğenilmeyen davranışlarını isterse değiştirebileceği ve bu davranışlarından kurtulabileceğidir. Ayrıca terapist, suçlayan kişinin de kendisini analiz etmesi için yardımcı olabilir. Diğer bir deyişle, eğer gruptaki herhangi bir üye, bir diğerini aşırı derecede eleştirmişse, terapist eleştiriyi yapana dönerek, “Acaba, karşındaki bu insanın, henüz burada konuşmadığımız, ama senin beğendiğin bazı özellikleri olabilir mi?” gibi sorularla, eleştirisinde aşırıya kaçan bir üyenin, söz konusu bu olumsuz duygularının nereden kaynaklandığını ortaya çıkarabilir (Yalom, 2002).

Ayrıca terapist, etkileşimler sonucu yaşanan çatışmalar sırasında üyelere “Duygun ne oldu?” sorusu ile kendilerine yönelmelerini sağlayıp, duygularını farkettirip, ifade etmelerine yardımcı olarak grup içerisinde yaşanılan çatışmaların yapıcı bir şekilde çözümüne fayda sağlayabilir. (Silah, 2005). Tarafların birbirlerine karşı besledikleri olumlu duyguları sorgulamak da çoğu kez yararlı olur (Vinogradov ve Yalom, 1996).

Terapistin “şeffaflığının” sonuçla eğrisel bir ilişkisi vardır. Etkileşim gruplarında terapist iyileştirici sonuçlar almak için ne çok fazla ne de çok az kendini açmalıdır. Terapistin kendini açması terapinin birincil hedeflerine ulaşılmasını kolaylaştırmak için sadece araç olarak kullanılmalıdır. Bu genel ilke, kendini açmanın doğası ve miktarına dair genel kuralları da belirler. Terapistler üyelere destek, kabul ve cesaret vermek için kendilerini açarlar ve bunu seçici davranarak yaparlar (Yalom, 2003). Terapistin görevlerinden bir diğeri ise, şimdi ve burada ilkesi çerçevesinde kişilerarası etkileşime odaklanan bir grup oluşturmaktır. Çünkü geçmişi veya mevcut özel hayatı yerine şimdi ve burada ilkesi çerçevesinde duygularını açan terapist, grubun etkin bir şekilde işlemesini kolaylaştırır (Yalom, 2002).

Terapistin kendini açmasının; model olma, iyileştirici etkiye ve lidere karşı güveni arttırmak gibi avantajları vardır. Terapistin sağduyulu bir şekilde kendini açması, açıklık, kendini açma, sosyal beceriler ve risk alma gibi konularda üyeler için mükemmel bir model oluşturur (Yalom, 2003). Örneğin; terapist grubu açarken “Bugün buraya nasıl geldiniz?” diye başlayarak üyeleri sürece ısındırır ve kendilerini açmaları için yönlendirici olur. Üyeler terapistin grup sürecine katılmaya istekli olduğunu görürlerse iyileştirici sürece daha fazla güven duyarlar. Aynı zamanda terapistin sağduyulu bir şekilde kendini açmasının, hastaların grup terapistlerine ve diğer otorite figürlerine (anne-baba, öğretmen gibi) daha fazla güven duymalarına ve onların yanında daha rahat davranmalarına yardım etmektedir (Yalom, 1998). Terapistin geribildirim verirken önemli bir ilkeyi de aklından çıkarmaması gerekir. Terapist, üyelerin davranışları ve motivasyonları hakkında tahminlerde bulunmak yerine kendi duygularına dayanarak yorumda bulunmalıdır. Bu yaklaşım kişinin savunmacı davranış göstermemesi ve kendini kapatmaması için önemlidir  (Yalom, 2002 ).

Özetle, sağduyulu bir terapist şeffaflığının üyeler için kazanımlarla dolu olduğu açıktır. Terapist uyuma dönük davranış konusunda üyeler için model olmalı, üyenin terapiye ve terapiste olan güvenini arttırmalıdır. Bunun için terapist, üyeleri uygun bir şekilde desteklemeli ve bu amaç için değerli geribildirimler sağlamalıdır (Yalom, 2003).

 

*Manşet resim : David Lynch

Kaynaklar

Silah, M. (2005). Sosyal Psikoloji Davranış Bilimi. İstanbul: Seçkin.

Vinogradov, S. ve Yalom, I. (1996). Grup Psikoterapisi. Tüzer, T. (çev.). Ankara: Compos Mentis.

Yalom, I. (1998). Kısa Süreli Grup Terapileri:İlkeler ve Teknikler. Şahin, N.H. (çev.). Ankara: Türk Psikologlar Derneği.

Yalom, I. (2002). Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği. Tangör, A. ve Karaçam, Ö. (çev.). İstanbul: Kabalcı.

Yalom, I. (2003). Kısa Süreli Grup Psikoterapileri. Babayiğit, Z. (çev.). İstanbul: Kabalcı.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.