Etkileşim Gruplarında Rekabet

26.05.2014 21:54:03
A+ A-

      TDK’ya göre rekabet kelimesi, “aynı amaç güden kimseler arasındaki çekişme, yarışma, yarış” olarak tanımlanmaktadır (Kolektif, 2013). Freud’un psikoseksüel gelişim kuramına göre anne, bebeklik döneminde çocuğun ikili ilişki nesnesidir. Baba, ödipal evrede bu ikiliye katılır. Böylece ikili ilişkiden üçlüye geçilmeye, ikili ilişkiler üçlü ilişki yönünde evrilmeye başlar (Fenichel, 1945). Freud’un adını Yunan mitolojisindeki Kral Oedipus’dan esinlenerek verdiği evreye göre, erkek çocuk annesine karşı duyduğu aşk nedeniyle babası ile rekabet eder. Çocuğun babasıyla girdiği bu ilk rekabete, aynı zamanda babası tarafından cezalandırılacağı kaygısı da eşlik eder (Freud, 2001). Freud (1991)’a göre kişi rüyalarında ailesinden birinin öldüğünü görürse, genelde bu kendi cinsi olmaktadır. Bunu da ödipal dönemdeki baba rekabetine kanıt olarak sunmaktadır (Freud, 1991).

     Doğal yaşam süreci içerisinde evde kardeşler ya da işte arkadaşlar arasında çeşitli rekabet alanları oluşur. Kısaca rekabet evde, işte, okulda, günlük yaşamın her alanında karşımıza çıkabilecek bir kavramdır. Örneğin, günümüzde iş yaşamı en zorlayıcı rekabet alanlarından biridir. Rekabet duygusu tamamen yıkıcı bir duruma sebep olabileceği gibi, kişiyi kamçılayan, çalışması için motive eden, üretken hale getirebilen bir etki de yaratabilir. İnsanın doğasında olan ve uygun şartlarda önemli kazanımlarından söz edilebilecek bir süreç için araç olabilir (Dixit ve Nalebuff, 2003).

      Grup üyeleri kişilerarası ilişki ve rekabet etme tarzlarını “Mikrokozmos” aracılığıyla gruba yansıtır. Mikrokozmos, bir kişinin zamanla terapi grubunda da dışarıdaki toplumsal yaşamda varolduğu gibi davranacağını vurgular (Yalom, 2003). Etkileşim içinde olan bir grubun, zamanla katılımcı üyelerin mikrokozmosuna dönüşmesi beklenir. Dolayısıyla yeterli zaman verildiğinde bir üye diğer grup üyeleriyle aynı kendi toplumsal ortamındaki gibi ilişki kuracak ve alışageldiği kişilerarası evrenin aynısını grupta da yaratacaktır. Diğer bir deyişle üyeler, kişilerarası uyumsuz toplumsal davranışlarını kaçınılmaz bir biçimde grupta şimdi ve burada da yaşantılayacaktır. Önemli olan nokta her üyenin kişilerarası ilişki ve rekabet etme tarzının grupta terapist ve diğer üyelere karşı geliştirdiği aktarımlarda ortaya çıkacak olmasıdır (Yalom, 2002). Örneğin, bir üyenin günlük yaşamında, kendini koruma yolu olarak rekabetten kaçınan ve kendi duygu ve düşüncelerini ötekiler üzerinden anlatan söylem biçimi grupta da kendini gösterebilmektedir. Bir üye, üye 2 ile etkileşime girerek, onun üye 3 ve üye 4’e karşı her zaman birilerini koruduğunu hissettiğini belirtmişti. Daha sonra ise aynı üye, üye 2 ye yönelttiği diğerlerini “üye 3 ve üye 4 e karşı koruma”  hissinin aslında kendisinin üye 3 ve üye 4 e karşı olan rekabet duygusunun bir yansıması olduğunun farkına vardığını belirtmiştir.

      Rekabet kavramı grupta ortaya çıkan çatışmalara bir kaynak olarak gösterilebilir. Üyeler, grup üyelerinin ve terapistin zamanı, ilgisi için birbirleriyle rekaber ederler (Yalom, 1998). Aynı zamanda, yaşamlarındaki ilk nesnelere karşı besledikleri duyguları ve tutumları da aktarım yoluyla gruba yansıtabilirler (Yalom, 2002). Grup üyelerine karşı çocukluk döneminde ki ikili ilişki biçimi yani annesi ile olan ilişkisini, terapiste karşı ise üçlü ilişki biçiminde deneyimlediği yani yaşamındaki ilk otorite ve rekabet nesnesi olan babayla olan deneyimlerini grup sürecine aktararak, tekrar yaşantılayabilirler (Brenner, 1998). Rekabet, bu tür grupların doğasındaki zaman sınırlılığı nedeniyle, uzun süreli gruplardakinden daha belirgin olabilir. Bu rekabete bağlı öfke, gruplarda genellikle yer değiştirme mekanizması ya da genelleşmiş tedirginlik ile üstü kapalı bir şekilde ifade edilir. Ancak bazen üyelerin öfkesi öylesine yoğun olabilir ki kontrollerini kaybederek gerçek nedeni söyleyebilirler (Yalom, 1998).

      Grup terapilerinde sık karşılaşılan diğer bir sorun da altgruplaşma yani küçük gruplara ayrılmadır. Altgrup üyelerin iki veya daha fazlasının birbirleriyle olan bir ilişkiden tüm grupla olana göre daha fazla doyum alacakları inancına dayanır. Bu süreç grup yapısını ve işleyişini baltalayabilir ve zarar verebilir. Bü yüzden, terapist altgruplaşmanın ortaya çıkmasına karşı hazırlıklı olmalı ve bu durumu farkettiğinde de grup üyelerini altgruplaşmayla yüzleştirmelidir (Vinogradov ve Yalom, 1996).

      Grup üyeleri birbirleriyle dürüstçe etkileşime giriyorsa, çatışma daima ortaya çıkacaktır. Önemli olan terapistin çatışmayı yapıcı bir şekilde kullanıp, üyelere gerekli yönlendirmeleri yapmasıdır. Çatışmanın tedavi amacıyla kullanımı da, “şimdi ve burada” nın iki aşaması olan deneyim ve deneyimin anlaşılması sürecinin etkin bir şekilde kullanılmasına bağlıdır. Sonuç olarak, çatışmayı denetleyebilmek için, grubu birinci aşamadan ikincisine geçirerek deneyimlerin grup tarafından incelenmesini sağlamalıdır (Yalom, 2002).

Kaynaklar

Brenner, C. (1998). Psikanaliz Temel Kavramlar. Savaşır, I. ve Savaşır, Y. (çev.). Ankara: Hekimler

Dixit, A.K. ve Nalebuff, B.J. (2003). Stratejik Düşünme: İş, Politika ve Günlük Yaşamın Rekabetçi Yanı. Arık, N. (çev.). İstanbul: Sabancı.

Fenichel, O. (1945). Psychoanalytic Theory of Neuroses. New York: Norton Press.

Freud, S. (1991). Düşlerin Yorumu. Kapkın, E. (çev.). İstanbul: Payel.

Freud, S. (2001). Psikanaliz Üzerine. Öneş, A.A. (çev.). İstanbul: Say.

Kolektif. (2013). Türkçe Sözlük. İstanbul:Türk Dil Kurumu.

Vinogradov, S. ve Yalom, I. (1996). Grup Psikoterapisi. Tüzer, T. (çev.). Ankara: Compos Mentis.

Yalom, I. (1998). Kısa Süreli Grup Terapileri:İlkeler ve Teknikler. Şahin, N.H. (çev.). Ankara: Türk Psikologlar Derneği.

Yalom, I. (2002). Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği. Tangör, A. ve Karaçam, Ö. (çev.). İstanbul: Kabalcı.

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.