Hangi organlarımız bizi hastalıklara karşı savunuyorlar?

30.01.2015 21:33:16
A+ A-

 

İnsan vücudu gerçekten de muhteşem yaratılmış, bizler farkında bile değilken birçok organımız bizi koruyor, düşmanlara karşı değişik savunma taktikleri geliştiriyor. Geliştirdikleri bu taktikler, savunma hücrelerinin aralarındaki haberleşme teknikleri insanların anlayabileceği detayların çok daha üzerinde. Bilim dünyası Allah'ın yaratıştaki bu sırlarını sürekli keşfediyor. Keşfettikçe de önlerine yepyeni dünyalar açılıyor. Bugün sizlere bizleri düşmanlarımıza karşı koruyan organlarımızdan bahsetmek istiyorum.

Savaşçı Üretim Merkezi: Kemik İliği:

Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombaları atıldığında, radyasyona maruz kalan birçok insan, 10?15 gün içinde iç kanama ya da bulaşıcı hastalıklar nedeniyle öldü. Bu insanlara ne olduğunu anlamak için hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, vücudun tümüyle radyasyona maruz kalmasının kan yapan ve savunma sisteminin bel kemiği olan hücrelerin ölümüne yol açtığını ortaya çıkardı. Bu da vücudun kısa sürede ölmesi anlamına geliyordu.

Bu hayati hücrelerin fabrikası kemik iliğidir. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta, bu fabrikada birbirinden çok farklı ürünlerin üretiliyor olmasıdır. Çünkü burada üretilen bazı hücreler fagositoz yapımında, bazı hücreler kanın pıhtılaşmasında, bazı hücreler ise vücuda alınan besinlerin parçalanmasında rol oynar. Bu hücrelerin görevleri gibi yapıları da birbirlerinden farklıdır.   

Dikkat edilmesi gereken, ortak bir amaca yönelik hareket eden birçok farklı hücre için vücudumuzda çok özel bir üretim sisteminin kurulu olduğudur. Burada evrim teorisi için aşılması imkânsız bir çıkmaz görülmektedir. Çünkü evrim teorisi çok hücreli organizmaların tek hücreli canlılardan evrimleşerek meydana geldiğini iddia eder.

Peki, tesadüfen meydana gelmiş hücreler, bir araya geldikten sonra nasıl olur da oluşturdukları bu yapının içinde yeni hücreler inşa edecek bir sistemi yoktan var edebilirler. Bu, bir tuğla deposunda meydana gelen patlama sonucunda, havaya savrulan binlerce tuğlanın kendiliğinden, üst üste düşerek ortaya yepyeni bir bina çıkarmasına benzer. Dahası bu bina içinde yeni tuğlalar inşa edecek bir de mini fabrikanın oluşması gereklidir.

İçimizdeki Fakülte: Timüs

Timüs biyolojik açıdan incelendiğinde, pek bir özelliği olmayan sıradan bir organ gibi görünecektir. Ama yaptığı iş göz önüne alındığında, karşımıza insan vücudunun tüm hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı bilgilerin bir organdan başka bir organa aktarılmasının gerçekleştiği bir durum ortaya çıkar. Timüste lenfosit hücrelerine bir nevi eğitim verilir. Evet, yanlış okumadınız. Timüste hücreler eğitim alırlar.

Eğitim ancak belirli bir zekâya sahip varlıklara uygulanabilecek bir bilgi aktarımıdır. Ancak burada çok önemli bir nokta vardır. Burada eğitimi veren bir et parçası yani timüs, eğitimi alan da küçücük bir hücredir. Yani her ikisi de şuursuz varlıklardır.

Timüsteki eğitimin sonucunda lenfosit hücreleri çok önemli bilgilerle donatılırlar. Vücuttaki hücrelerin antijenlerini tanımayı öğrenirler. Bu bir anlamda vücuda ait hücrelerin kimliklerinin lenfosit hücrelerine öğretilmesidir. Sonunda hücreler oldukça yüklü bir bilgiyle timüsten ayrılırlar.

Böylece lenfositler vücutta görev yaparken, kimliklerini öğrendikleri hücrelere saldırmazlar. Bunun dışında kalan her hücreye ve yabancı maddeye saldırır ve onları yok ederler.

Timüs, uzun yıllar, evrimci bilim adamları tarafından, körelmiş bir organ olarak görülmüş ve evrimin sözde bir delili olarak kullanılmıştı. Oysa son yıllarda bu organın, savunma sistemimizin bel kemiği olduğu anlaşılmıştır. Bu durumun anlaşılmasından sonra, timüsün körelmiş bir organ olduğunu ileri süren evrimciler, şimdi aynı organ için tam tersi bir teori ortaya atmışlardır. Timüsün önceleri olmadığını, yavaş yavaş evrim geçirerek meydana geldiğini ileri sürmüşlerdir. Timüsün diğer birçok organdan daha uzun bir evrim sürecinin sonucunda oluştuğunu savunurlar. Ancak timüs olmadan ya da tam anlamıyla gelişmeden, T hücreleri düşmanı tanımayı öğrenemeyecek ve savunma sistemi görevini yerine getiremeyecektir. Savunma sistemi olmayan bir insan ise yaşamını devam ettiremez. Şu an sizin bu cümleyi okuyor olmanız bile, timüsün, uzun bir evrim süreci içinde değil, ilk insandan beri kusursuz ve eksiksiz olarak yaratıldığının bir kanıtıdır.

Çok Yönlü Bir Organ: Dalak

Savunma sistemimizin bir diğer harika elemanı da dalaktır. Dalak, kırmızı ve beyaz kısım olmak üzere iki bölümden oluşur. Beyaz kısımda üretilen genç lenfositler, önce kırmızı kısma göç ederler ve buradan da kan dolaşımına katılırlar. Koyu kırmızı renkte ve midenin yanında olan bu organın yaptığı işlemler, detaylı olarak incelendiğinde, olağandışı bir manzarayla karşı karşıya kalınır. Onu böylesine harika ve olağandışı yapan; oldukça zor ve karmaşık olan görevleridir.

Dalağın; hücre yapımı, fagositoz, alyuvar depolama ve bağışıklık yapımına katkı gibi çok önemli, önemli olduğu kadar da zor görevleri vardır. Kuşkusuz, dalak da, diğer tüm organlarımız gibi yalnızca bir et parçasıdır. Hiçbir aksaklığa meydan vermeyecek şekilde tüm işleri organize ederken hiç dinlenmeden çalışmaktadır. Gerçekten de dalak, doğumundan itibaren insan için var gücüyle çalışır ve Allah dilediği sürece,  görevine aralıksız olarak devam eder.

Açıkça ortadadır ki, evrendeki her şey gibi insan hayatı da yine üstün güç ve akıl sahibi olan Allah'ın kontrolü altındadır. İnsanoğlunun aklının henüz bu sistemlerin nasıl çalıştığını çözememiş olması da konunun, insanın kavrayabileceğinden çok daha üstün bir aklın eseri olduğunun kanıtıdır. Bütün bu sistemleri yaratan sonsuz güç sahibi Rabbimiz'dir.

Kuran'da benzer tüm soruların cevabı 1400 sene önce verilmiştir. Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah, evrendeki her şeye olduğu gibi, vücudumuza ve onu oluşturan trilyonlarca hücreye de boyun eğdirmiştir:

Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş'e, Ay'a ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir." (Araf Suresi, 54)

Kaynak: http://dusuneninsanlardanmisin.blogspot.com/

Tüm yazılarım: http://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: mynet.com/erkanarkut/videolari/liste" href="http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste" style="color: rgb(0, 0, 255) !important;" target="_blank">http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.