'Houston keyifler nasıl, var mı bir problem?'

18.03.2014 11:35:06
A+ A-

Uzay; dünya var olduğunda bu yana, çağlar boyunca, insanlığın ilgi ve merak kaynağı olmuştur. 'Uzaya yolculuk nasıldır, Dünya uzaydan nasıl görünür, uzaydan Dünya'yı izlemek nasıl bir histir, diğer gezegenlerde Dünya'dakine benzer yaşam biçimi mümkün olabilir mi' gibi sorular zaman zaman hepimizin aklına gelir. Kimimiz gerçekten uzaya gitmeye (ileride gerçekleştirilecek uzay seyahati organizasyonlarını duymuşsunuzdur) karar verecek kadar bu meraka ve heyecana kendini kaptırırken- ki, bu nasıl bir cesarettir hâlâ anlayabilmiş değilim; kimimiz uzaya yönelik merakını bilimsel araştırmalar ve belgeseller seviyesinde kalarak da kolaylıkla giderebilir. Ancak, ortak olan şudur ki; uzay, hepimiz için merak ve heyecan demektir.

İşte, National Geographic kanalı, bu meraklarımızı biraz olsun giderebileceğimiz ve sorularımıza cevap bulabileceğimiz bir program yaptı;  geçtiğimiz cuma gecesi saat 02:00'den itibaren, uzaydan 2 saatlik canlı yayın gerçekleştirdi. Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) ve Houston'daki Görev Kontrol Birimi'nden yapılan yayın görsel açıdan gerçekten izlenmeye değerdi.

Dünya'nın yörüngesinde bulunan, yeryüzünün 250 mil uzağındaki bir uzay istasyonundan (ISS), kısacası uzaydan, Dünya'nın nasıl göründüğüne baktık! Hem de zaman zaman belirli noktalara odaklanılarak! Örneğin, İtalya'nın şekil itibariyle, o bildiğimiz sivri topuklu çizme formundan biraz daha farklı olduğunu gördük (sivri topuktan ziyade bildiğimiz kar botu gibi geldi bana!). Dünya'nın geceyi yaşamakta olan bölümünün nasıl simsiyah göründüğünü, ama  oralardaki ülkelerin ışıklarının o simsiyahlığın üzerinde nasıl ışıl ışıl bir görüntü oluşturduğunu gördük. Ülkeler üzerinde (Kazakistan'daydı sanırım) gün doğumunu izledik- gerçi çok kısa bir görüntüydü ama olsun. Kuzey Işıkları'nı izledik; hem de atmosferin dışından baktık Kuzey Işıkları'na, uzay tarafından baktık resmen! Muhteşem değil mi?

ISS'de görev yapan iki astronotun orada günlük yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini izledik. Temizlik, yemek yemek, tuvalet ihtiyacını karşılamak, uyumak. Bu günlük ihtiyaçların her biri uzayda nasıl çözümleniyor hepsini öğrendik. Ama şunu söylemem gerekir ki; uzay kapsülünde, mikro yerçekiminde bulunma fikri beni pek sarmadı! Yani "ah o uzay istasyonunda ben de olsaydım" demeden önce şöyle bir durup düşünmeniz gerekebilir bence! Öncelikle suyu çok seven ve "su kuşu" tabir edilen bir insansanız veya fazlasıyla titiz biriyseniz uzay istasyonunda falan işiniz olamaz! Çünkü oradaki temizlik imkânları ıslak ve kuru bezlerden ibaret! Yemek konusu için de benzer durumlar söz konusu. Tabii ki astronotların sağlıklı ve gerektiği gibi beslenmesini sağlayacak bir beslenme sistemi var, ama yine oradaki şartların gerektirdiği biçimde! Astronotlara gönderilen her yiyecekte ağırlık önemli bir maliyet oluşturuyormuş. Bu nedenle de, burada hazırlanan yiyeceklerin içindeki nem çeşitli tekniklerle ortadan kaldırılıyor (bir anlamda bildiğin kurutma yapılıyor) ve bu şekilde astronotlara gönderiliyor. Yayında gösterilen her yiyeceğin pestil gibi yassı oluşu da sanırım ki bundan dolayı. Elma, portakal gibi meyveler hariç tabii. Onlar olduğu gibi gönderiliyor. Astronotların özellikle meyveleri gördükleri zamanki sevinçleri de, uzay kapsülünde hiiiç de öyle 'bir eli yağda, bir eli balda' bir durumun olmadığını anlatmaya yeterli bence! Astronot umduğunu değil de, kendilerine gönderileni yiyor desek abartmış olmayız! Kendilerine ait odaları da var- modül deniyordu galiba- tabii ki minimum boyutlarda; uyudukları, kendilerine ait bilgisayarların bulunduğu ve kendi çalışmalarını yürütebildikleri bir yer. Bu arada uzay istasyonunda astronotların Dünya'daki aileleriyle her istedikleri zaman internet ve telefon yoluyla görüşebilmeleri şahaneymiş. Yani öyle "dünyadan bihaber olma" diye bir şey söz konusu değil! Ama tabii, şöyle bir durum var ki, bunu nasıl çözümlüyorlar sorabilmeyi isterdim: İnsan yaptığı işi ne kadar severse sevsin, bir an gelir o işten ve o çalışma ortamından bir süreliğine uzaklaşmak ister. Çalıştığın yer laboratuvar olsun, şirket olsun, okul olsun. Hiç fark etmez. Bu adamlar bildiğin uzay istasyonunda, yani "biraz bunaldık hadi dışarı çıkıp dolaşıp biraz hava alalım" bile denilemeyecek bir yerde çalışıyorlar ve nereden  baksan en az 6 ay görevde kalıyorlar(mış). Bu şartlarda, böyle bir mola ihtiyacında ne yapılıyor veya böyle bir mola ihtiyacı hissetmiyorlar mı (sadece biz yeryüzünde çalışanlar mı böyle kaprisliyiz yoksa!)? Göreve gönderiliş öncesinde girdikleri ciddi eğitim sürecinde, eminim ki bununla ilgili de gereken eğitim veriliyordur.

Uzaydan yapılan bu canlı yayına, tweet atmak yoluyla katılmamız ve soru sormamız da mümkünmüş. Tabii cuma gecesi yapılan ilk yayını, yani esas canlı yayını izlediyseniz. Ben ilk yayını kaçırdığım için (kaçırmasaydım iyiydi), cumartesi günkü tekrar yayınını izledim. Ama ilk yayını izlemiş olsaydım, yukarıda bahsettiğim konuyu sormak isterdim açıkçası.

Genel anlamda, program kesinlikle çok keyifliydi. Dünya'nın uzaydan nasıl göründüğünü gördük, uzaydan Dünya'ya baktık resmen! Bir uzay istasyonunda astronotların günlük yaşamı nasıldır, ne yer, ne içerler- işin şakası bir yana- gayet iyi anladık. Orada yapılan bilimsel araştırmalardan ufacık da olsa haberdar olduk (Gönül isterdi yapılan bütün çalışmaları tek tek anlatsınlar; ama adamlara, kendi çalışmalarını daha bitmeden niye televizyondan bütün dünyaya anlatmıyorlar diye sitem edecek halimiz yok; zira "çalışaydın becereydin de sen de yapaydın bunları!" deseler verecek cevabımız olmaz!). İnsanlık olarak koskoca uzayda ne kadar da yalnız ve ne kadar da birbirimizden ibaret olduğumuzu gördük bir defa daha. Altı milyar dünya insanı olarak, bir an önce birbirimize "n'olur dağılmayın, çok yalnızım yav!" dememiz gerektiğini anladık yeniden, ki programın önemini sadece bu açıdan söylemek bile yeterli bence!

Sonuç olarak program gerçekten izlenmeye değer. Eğer izlemediyseniz mutlaka izlemenizi öneririm. İnternetten izlemeniz veya National Geographic kanalı tekrarlarını yakalamanız mümkün. Söylemeden de geçmeyelim, ben National Geographic kanalının böyle "sağlam" belgeselleri tekrar tekrar yayınlaması huyunu çok seviyorum.

Resmin kaynağı: pic.twitter.com/qb0H74SebJ