İnsanın psikolojik anlamda çözümlenmesi ve kontrol altına alınması yakındır…

14.01.2015 10:14:14
A+ A-

İnsanın kendisini anlama, çözümleme, kendisini tam olarak kontrol edebilme, daha rahat ve konforlu yaşama ve yaşamakta olduğu sorunların üstesinden gelme mücadelesi aslında binlerce yıldır devam ede gelmektedir.  İnsanlığın göstermiş olduğu olağanüstü mücadele sayesinde bugün insanlık bilimsel ve teknolojik anlamda akıl almaz gelişmelere imza atmıştır. Ancak ne yazık ki hala son derece önemli ve temel bazı problemler önümüzde durmaktadır!

Bu problemlerin en başında gelenlerden biri de insanın ‘psikolojik’ açıdan tam olarak çözümlenmesi konusudur… Özellikle insanın beyin yapısı, bu yapının var ettiği ‘bilinç’ ve bir anlamda ‘psikoloji’ ile bu bilincin nasıl var edildiği ve çalıştığı konuları hala önümüzde duran en çetin problemlerdendir. Bugüne kadar özellikle nöroloji insan beyninin fiziksel yapısını çözümlemeye çalışırken, psikoloji, psikiyatri ve felsefe gibi disiplinler de insanın bilincini ve insanı psikolojik açıdan çözümlemeye çalışmıştır, ancak ne yazık ki başarılı olunamamıştır.

Bugün ülkeye, bağlı olunan kültüre, gelir düzeyine ve yaşa bağlı olmaksızın insanların büyük bir çoğunluğu çok büyük stres ve baskı altında yaşamını süründürmekte ve bu durum insanların ‘yaşam kalitesini’ çok büyük ölçüde düşürmekte, yaşamdan aldığı doyumu ve memnuniyeti çok büyük ölçüde azaltmaktadır. İnsanların çok büyük bir çoğunluğu kendi içlerinde örneğin büyük aşk acıları altında ezilmekte, kendilerini ifade etmekte zorlanmakta, başkalarıyla iletişim kurma noktasında büyük problemler yaşamakta ve hayattan adeta tat almadan yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmaktadırlar.

Günümüzde artık çok fazla sayıda insan için yaşanan psikolojik problemler çok daha ileri düzeye ulaşarak ağır depresyon, paranoya, panik atak, anksayeti, sosyal fobi, diğer rahatsız edici tüm fobiler ve şizofreni gibi ağır psikolojik rahatsızlıklara dönüşebilmektedir. Bütün bu rahatsızlıkların ve sorunların gerçekten çözülebilmesi elbette ki tütün bu sorunların kaynağına ve temeline inilmesini gerektirmektedir. Bugüne kadar psikiyatri, psikoloji ve hatta nöroloji bütün bu sorunların temeline ne yazık ki inememiştir. Bunun en basit ve temel sebebi ise, tüm bu sorunların kaynağının aslında bu bilim dallarının sınırlarının ötesinde olmasıdır. Zira insan psikolojisinin, kişiliğinin ve hatta insan ruhunun temelinde tüm bu olguları var eden bir kavram vardır ki bu da ‘bilinç’tir. Bilinç insanın psikolojik varlığını, kişiliğini ve hatta ruhunu var eden, bedene can veren ve onu canlandıran olgudur. O halde yukarıda ifade edilen ve insanlığın yaşamakta olduğu tüm psikolojik sorunların temelinde gerçekte bilinçteki bozukluklar yatmaktadır. Dolayısıyla tüm bu problemlerin üstesinden gelinebilmesi bilincin tümden çözümlenmesine bağlıdır.

Bilinç, insanın sahip olduğu duyu organlarıyla çevresinden aldığı ve sinir sistemi aracılığı ile vücudunun içinden aldığı tüm bilgileri/uyarıcıları algılayan, işleyen, yorumlayan, çıkarımlar yapan, duygu, düşünce ve inançlarımızı var eden, tepki vermemizi sağlayan ve bedensel hareketlerimizi yöneten bütünsel kavramın adıdır. Dolayısıyla insana dair ne varsa bilinç tarafından var ediliyor demek asla yanlış olmayacaktır.

Bugüne kadar nöroloji beynin fiziksel varlığını çözümlemeye çalışmış; psikoloji ve psikiyatri ise bilincin temeline inemeden ortaya çıkan bilinçsel/psikolojik sorunları oldukça yüzeysel bir takım tekniklerle ve ağırlıklı bir şekilde farklı ilaçlarla çözmeye çalışmıştır. İlaç tedavisinde temel yaklaşım, sorunlu nöron veya nöron grubuna kimyasal maddelerle müdahale ederek, nöronlar arası iletişimi zayıflatmak ve yaşanmakta olan sorunu bu şekilde azaltmak şeklinde olmuştur. İlaç tedavileri problemlerin temeline inemediği için rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasına yönelik olmadığı gibi kişilerde ileriye dönük daha büyük sorunlarında çıkmasına neden olabilmektedir!

Bilinç, bir şekilde ve kesinlikle beyin tarafından var edilmektedir. Ortalama bir beyin içinde yaklaşık 100 milyar nöron (beyin hücresi), bu nöronların arasında yaklaşık 1 katrilyon sinaptik bağlantı (iletişim noktası) ve yaklaşık 3.5 milyon kilometre uzunluğunda sinir ağı (iletişim kanalı) bulunmaktadır. Tüm bu fiziksel yapı aynı zamanda ve eşzamanlı olarak bilinci var etmektedir. Bugüne kadar yapılan araştırmalarla hangi duyu organımızdan gelen verilerin/uyarıcıların hangi beyin bölgesine gittiği, hangi eylemlerden hangi nöron grubunun sorunlu olduğu gibi konular artık iyi bilinmektedir. Hatta bilim ve teknolojideki gelişmeler sayesinde artık beyin içindeki herhangi bir tek nörona bağlantı yapılabilmekte, müdahale edilebilmekte ve tek bir nöron ya da çok küçük bir nöron grubu üzerine çalışılabilmektedir.

Bütün bu olağanüstü gelişmelere rağmen insan bilincinin tekil ve bütünsel varlığı, beyin tarafından nasıl var edildiği, insan psikolojisinin nasıl oluştuğu, düşüncelerin, duyguların nasıl oluştuğu kesinlikle hala çözümlenememiştir. Oysaki asıl çözümlenmesi gereken nokta da burasıdır. Nöroloji, psikoloji, psikiyatri ve felsefenin bu noktada aciz kalmasının ve başarısız olmasının elbette ki mantıklı bir sebebi olmalıdır. Bu sebebi şöyle ifade edebiliriz, bilinç yukarıda sözü edilen bilim dalları ile çözümlenememiştir zira yakın bir zamanda anlaşılmıştır ki bilincin temelleri ve çalışması esasen ‘fizik yasalarına’ ya da daha detaylı ifade edilirse ‘kuantum fiziği yasalarına’ dayanmaktadır. Böyle olunca da nöroloji, psikoloji, psikiyatri ve felsefe gibi disiplinler bilinci çözümlemekte aciz kalmışlar ve başarısız olmuşlardır.

Son yıllarda yapılan çalışmalar neticesinde bilincin bir ‘fiziksel’ kavram olduğu, hatta daha açık ifadeyle bir ‘enerjiden’ ibaret olduğu ve dolayısıyla da bilincin aslında bir ‘fizik problemi’ olduğu anlaşılmış ve bu noktada dünyanın değişik üniversitelerinde şimdilik az sayıda fizikçinin bilinç konusuna el atmasına neden olmuştur. Bu insanlık adına aslında son derece önemli ve heyecan verici bir olaydır! Zira ‘bilinç problemine’ fiziğin ve fizikçilerin el atması problemin mutlak surette problemin çözüm yoluna girdiği ve çözümleneceği anlamına gelmektedir.

Bilincin ne olduğu ve nasıl bir yapıya sahip olduğu en basit ve anlaşılır şekilde şöyle ifade edilebilir; Öncelikle duyu organlarımız ile çevremizden gelen tüm bilgileri (görüntü, ses, tat, koku ve dokunma) ve sinir sistemi ağı ile vücudun dışından gelen tüm uyarıcılar /bilgiler beynimize ve hatta beynimizin ‘korteks’ olarak adlandırılan kabuk kısmındaki nöronlara ulaşır. Buraya ulaşan bilgiler aslında tam olarak kişinin deneyimlerine özel modüle edilmiş yani özelleştirilmiş elektriksel sinyallerdir. Beynimizin kabuğuna ulaşan bu bilgiler/uyaranlar aslında fiziksel olarak ‘elektromanyetik dalga’ yani ‘enerji’ demektir. Her saniye içinde nöronlarımıza ulaşan bütün bu milyarlarca veri yani enerji paketçikleri beynimizin korteksindeki nöronlara giriş yapar. Beynimiz her saniyede yaklaşık 100 trilyon bilgiyi işleyebilme kapasitesine sahiptir ve bizler bunun hiç farkına varmadan beynimiz böylesine yüksek hızla tüm bu verileri aslında işlemektedir. Enerjiyi veya uyarıcıyı/bilgiyi alan nöronların içinde büyük ölçüde sudan oluşan bir sitoplazma bölgesi vardır. Sitoplazma büyük ölçüde sudan oluşmuştur ancak içinde farklı kimyasal iyonları barındırdığından normal sudan epeyce farklı özellikleri vardır. Sitoplazmada bulunan su molekülleri dışarıdan gelen bu enerjiyi aldığında fiziksel özellikleri gereği aldığı bu enerji değerine özgü bir takım enerji parçacıkları meydana getirir. Biz bunlara bozon veya foton diyoruz. İşte dışarıdan gelen bilgiye dayalı olarak nöron hücresi içinde meydana getirilen bu temel tanecikler tam olarak ‘kuantum fiziğinin yasaları’ kontrolü altında faaliyet gösterir. Yani bu kuantum tanecikleri dışarıdan gelen bilgiye özgü olarak sadece belli enerji değerlerine sahip olabilirler ve bunlara bir kuantum dalgası eşlik eder. Her nöronda meydana gelen tüm bu bozonlar/fotonlar kuantum fiziği yasaları kontrolünde çalışarak bir anlamda kolektif, tekil ve bütünsel bilincimizi, psikolojimizi, kişiliğimizi ve ruhumuzu oluşturur. Bilincimizin var ettiği tüm düşünceler, duygular, kararlarımız, tercihlerimiz, inançlar, korkularımız, rahatsızlıklarımız olumlu veya olumsuz tüm işlemler işte bu bozonlar tarafından kuantum fiziği yaslarına göre var edilmektedir.

Dolayısıyla artık bilincin ve insanın tümden çözümlenmesine oldukça yakın bir noktadayız! Zira insanların yaşamakta olduğu tüm sorunlar, stres, ağır depresyon, aşk acısı, unutulamayan anılar, kurtulmak istenen alışkanlıklar, kişilik özellikleri, duygu ve düşünceler aslında bilinçte var olan ve kuantum fiziği yasalarına göre çalışan bozonlar/fotonlar tarafından oluşturulmaktadır.

İnsanların yaşadığı tüm psikolojik sıkıntıların ve rahatsızlıkların temelinde ise en basit şekilde ifade edilirse, bilinci ve psikolojiyi oluşturan bu temel taneciklerin normalde sahip olunması gerekenden daha yüksek bir enerjiye sahip olması yani uyarılmış bir halde bulunması yatmaktadır! Dolayısıyla herhangi bir rahatsızlığın giderilmesi veya psikolojinin kontrol altına alınması bilinci oluşturan bu bozon/fotonların dışarıdan uygun enerji değerine sahip enerji aktarımlarıyla daha alt kararlı enerji düzeylerine çekilmesiyle gerçekleştirilebilecektir. Böylece bilince ve psikolojiye dayalı yaşanmakta olan tüm rahatsızlıkların temeline inilmiş olacak ve bir anlamda tümü bu sayede çözümlenebilecektir.

Ancak bu noktada her bireyin kendine özel yaşantı ve deneyimleri neticesinde, kendine özgü bir kişiliği, psikolojisi ve dolayısıyla da kendine özgü enerji düzeylerine sahip olacağını ve kişinin bilincine müdahale için o kişiye ait enerji düzeylerinin tespit edilmesi gerektiğini de ifade etmek gerekir.

Özetle ifade etmeye çalıştığım tüm bu bilgiler ışığında artık insan bilincinin, psikolojisinin ve kişiliğinin çözümlenmesinin oldukça yakın olduğunu söyleyebiliriz. Yakın bir gelecekte insanın yaşam kalitesini ve yaşamsal doyumunu adeta sıfıra düşüren rahatsızlıkların tedavi edilebileceğini ve geliştirilecek fiziksel teknikler sayesinde insan bilincinin, psikolojisinin adeta kontrol altına alınabileceğini söyleyebiliriz. Tabii tüm bu akıl almaz gelişmeler kaydedilirken, konunun ahlaki, hukuksal, sosyal ve kültürel boyutlarının ayrıca ve etraflıca ele alınması gerekecektir. 13.01.2015

Prof. Dr. Mustafa EROL

Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Fizik Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı

profesor.mustafa.erol@gmail.com

http://kisi.deu.edu.tr/mustafa.erol/

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.