İstanbul İslâm Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi ve onun arka-planı

01.03.2015 18:50:10
A+ A-

Edindiğim bir eserin ( Fuat Sezgin, Frankfurt Üniversitesi Arap- İslâm Bilimleri Tarihi Enstitüsü'nün 30. Kuruluş Yıldönümü Özel Yayını / 1984 Yılından 2011 Yılına kadar Arap-İslâm Bilimleri Tarihi Enstitüsü Yayınlarına Yazılan Avrupa Diilerindeki Önsözler, Timaş Yayınları, 1. Baskı Aralık 2014, İstanbul), "İstanbul İslâm Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi / Toplu bir bakış " başlıklı bölümünden (s.97-101) bazı alıntılar yapmak suretiyle öneminden dolayı bu müze ve onun arka planı hakkında bilgi edinilmesine katkıda bulunmak istedim.

Fuat Sezgin tarafından yazılmış Önsöz'den (Frankfurt, 8 Temmuz 2009):

*İstanbul İslâm Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'nin anası durumunda bulunan Frankfurt Üniversitesi'ne bağlı Arap- İslâm Bilimleri Tarihi Enstitüsü Müzesi'nin kataloğu Wissenschaft und  Technik im Islam adı altında beş cilt halinde Ocak 2003 tarihinde tamamlanıp yayınlanabilmişti. (...)
Türkçe tercümesi Türkiye Bilimler Akademisi tarafından sağlandı, Kültür ve Turizm Bakanlığı'yla ortak olarak 2007'de yayınlandı. Bunun tıpkıbasımını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. 2008'de sağladı.
(...)
Beş dilde (Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça) ayrı ayrı yayınlanmış bulunan "Toplu bir bakış", bir özet olmaktan ziyade müze ziyaretçisine bir klavuz hizmeti sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Objelerin ortaya çıkış tarihlerini, çalışma tarzlarını, kullanılan kaynakları içermiyor; bunlar için İslâm'da Bilim ve Teknik adı altında yayınlanan beş ciltlik kataloğa başvurulmalıdır. Bu büyük katalog, ayrıca birinci cildinde "Arap- İslâm Bilim Tarihine Giriş" adı altında bu bilimlerin genel bilim tarihindeki yerine dair bir tasarım kazandırmayı amaçlıyor.

Yine Fuat Sezgin tarafından yazılmış Müze'nin Kuruluşu başlıklı bölümden (17 Nisan 2009):

* 2003 yılında "Arap-İslâm bilimlerinin 9. yüzyılın başından 16. yüzyılın sonlarına kadar devam eden üretici döneminde tanınan ve kullanılan alet ve düzeneklerini modellerle ortaya koyma fikri, Frankfurt Üniversitesi Arap-İslâm Bilimleri Tarihi Enstitüsü'nün projeleri kapsamında, 1982'deki kuruluşundan kısa süre sonra gelişti. Bir dizi alet ve düzeneği Müslümanlar, diğer bilim ve kültür çevrelerinden, özellikle eski Yunanlılardan alıp tanımış, bunların büyük kısmını geliştirmiş ve pek çoğunu da kendileri icat etmişlerdir. Bütün bunlardan bize sadece astronomide, tıpta, kimyada ve zaman ölçümünde faydalanılan birkaç alet ulaşmıştır. Bilim tarihi için büyük bir şanstır ki, Arap- İslâm âlimleri kullandıkları alet ve düzenekleri, birçok etütlerinde ve kapsamlı eserlerinde tarif etmiş ve kısmen çizimlerini yapmışlardır; bunlardan sadece az bir kısmı günümüze kadar ulaşmış ya da bilinmektedir. (...)
Bu eserlerin ve aletler üzerine yapılmış diğer çalışmaların önemine, benden önceki pek çok değerli şarkiyatçı 19. yüzyılda dikkati çekmiştir. (...)
1983 yılında, kaynaklardan ve araştırmalardan tanıdığım alet ve düzeneklerin modellerini sağlamağa başladığım zaman, günümüze ulaşmamış ya da önceki şarkiyatçılar tarafından bilinmeyen ya da tarif edilmemiş olan yaklaşık 20-30 adet aletin modelini yapmak gibi, şimdi geriye dönüp baktığımda fazla mütevazı bulduğum bir hedef tasarlamıştım. Bunları, çoğu yazma halinde olan kaynaklarda tanıyıp anlamam ve onları model halinde yapabilecek şahısları bulmam gerekiyordu; bunun için sadece sabır yeterli değildi. 2003 yılına geldiğimizde Frankfurt'taki enstitünün bu iş için dar olan salonlarında, İslâm bilim ve teknoloji tarihinde tanınan alet ve düzeneklerin 800'den fazlasının yer aldığı bir müze meydana gelmişti. Bu müze, resmi olarak açılmamış olmasına rağmen her sene binlerce ilgili tarafından önceden kararlaştırılan zamanlarda ziyaret edilmektedir. (...)
Müze, 2003 yılında "Wissenschaft und technik im Islam" ( İslâm'da bilim ve teknoloji)  ismi altında beş ciltlik ayrıntılı katalog yayınlandığında, artık oldukça tanınmakta idi. (...)
(...) 2005 yılında o zamanki Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Frankfurt'taki enstitüyü ziyaret etti ve İstanbul'da benzer bir müzenin kurulması arzusunu dile getirdi. Bu benim için bir rüyanın gerçekleşmesi olacaktı, fakat maalesef öncelikle teklif edilen bina uygun görünmedi. (...)
Büyük bir şans eseri olarak, Eylül 2006'da dostum Sayın Cevdet Akçalı vasıtasıyla İstanbul'da  Gülhane Parkı'nda tarihi bir bina kompleksinden haberdar oldum. Eskiden sultanların  Has Ahırları olan bu binaların altı sene süren restorasyonu bitmek üzere idi. Görmek için gittiğimde binalara ve konumuna hayran kalmıştım. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Dr. Kadir Topbaş, o tarihte yurt dışında bulunuyordu, fakat -bunu da şükranla ifade etmek istiyorum- o, bu müze fikrini duyduktan bir hafta geçmeden, enstitüyü ve müzeyi görmek üzere Frankfurt'a geldi. Dönüşünden birkaç gün sonra, müzenin kuruluşunu takiben sergilenecek aletlerin mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde gönderilmesi şartı ile onayını bildirdi. Ocak 2007'de müzenin kuruluş sözleşmesi imzalandı. Ertesi gün bu vesileyle, konuyla çok ilgilenen ve tam bir muvafakat gösteren Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a bir ziyarette bulundum. Bakanlar Kurulu kararı ile buna ilaveten bilim tarihi için bir Bilim Tarihi Merkezi'nin kurulması devletçe onaylandı. Buna uyularak müzenin karşısındaki iki yan bina, bu işe tahsis edildi.
(...)
İstanbul'da ve daha önce de Frankfurt'ta Arap- İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi' kuruluşunu teşvik eden faktör, cihanşümul bilim tarihinin bütünlüğüne duyulan inanç idi. Biz, bilim tarihindeki eksik halkalardan birini yerine koymak istiyorduk; burada eksik kelimesi ile kast edilen, Rönesans'ı doğrudan doğruya Eski Çağ'a bağlayan yanlış düşünce ile oluşan boşluktur. Biz, İslâm kültür çevresinin yaratıcı bilginlerinin, bir alma ve özümleme döneminin ardından 900-1600 yılları arasında gösterdikleri başarılarını ortaya koymak istiyoruz. Bu başarılar 16. yüzyılın ikinci yarısından bu yana Avrupa'daki yaratıcılığın zeminini oluşturmuşlardır.
18. yüzyılda, "Rönesans" adı altında bilim tarihine gerçeğe aykırı bir bakış, yani Avrupa'nın ve İslâm kültürünün bilim sahasında Orta Çağ'daki başarılarının reddedilmesi ya da hiçe sayılması, büyük ölçüde yaygın idi. Arabistlerin ve İslâm üzerine çalışanların fen bilimlerine doğru yönelişi daha 17. yüzyıldan itibaren Avrupa'da gittikçe artarak kendisini göstermekteydi. (...) Buna rağmen günümüz insanı, Arap-İslâm kültür çevresinin cihanşümul bilim tarihindeki hakiki önemini çok az bilmekte ve böylelikle bir kere dünyaya yerleşmiş olan alışılmış Rönesans tanımlaması, sarsılmadan varlığını sürdürmektedir.

Ümit ediyorum ki İstanbul'un fevkalade güzel bir yerinde kurulmuş olan müze, bu gerçek dışı tarihi bakışı düzeltmede katkısını gösterecektir.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.