Kambriyen dönemi neden evrimcileri açmaza sokar?

24.01.2014 20:49:07
A+ A-

 

Evrimciler ve yaratılışçılar karşı karşıya geldiklerinde evrimcileri en çok çıkmaza sokan konulardan biri de Kambriyen dönemi. Evrimciler Kambriyen döneminde nasıl olup da kompleks canlıların aniden ortaya çıktıklarını bir türlü açıklayamıyorlar. Çünkü birden bire yüzlerce mercekten oluşmuş bir göze sahip Trilobitin aniden ortaya çıkmasını evrimle açıklayamazsınız. Böyle kompleks gözün evrimle, tesadüflerle oluşamayacağını bir evrimci olarak siz de bilirsiniz ve kimseyi ikna edemezsiniz.

Dolayısıyla Kambriyen döneminde ortaya çıkan çeşitlilik evrimcileri iyice köşeye sıkıştırır. Günümüz canlıları üzerinde yapılan çalışmalar, Prekambriyen'de ortaya çıkan süngerlerin, dört farklı hücre tipine sahip olmaları gerektiğini ortaya koymuştu. Buna göre, Kambriyen döneminde ortaya çıkan daha kompleks canlıların çok fazla sayıda ve çok çeşitli hücre tipine gereksinimleri olmalıydı. Çünkü farklı özellikler ve canlılardaki farklı fonksiyonlar, daima farklı hücre tiplerinin farklı çalışma şekillerini gerektiriyordu. Yeni hücre tipleri de, yeni ve özelleşmiş proteinler gerektirmekteydi. Yeni proteinler de, yeni genetik bilgilere gereksinim duymaktaydı. Neo-Darwinizm'in ortaya çıkan bu yeni hücre tiplerinin her birinin oluşumunu açıklaması gerekiyordu.

Moleküler biyologlar son zamanlarda, en küçük kompleks tek hücreli organizmanın, yaşayabilmek için 300 ila 500 gene (yaklaşık 318.000 ila 562.000 nükleotide) ihtiyaç duyacağını hesaplamışlardır. Daha kompleks tek hücreliler 1 milyon nükleotid gerektirirler. Buna göre, trilobit gibi kompleks bir arthropodu meydana getirecek gerekli proteinlerin düzenlenebilmesi için onun katları şeklinde yükselen sayılarda kodlama emirlerinin verilmesi gerekmektedir. Örneğin, günümüz arthropodlarından meyve sineği Drosophila Melanogaster, yaklaşık olarak 180 milyon baz DNA çifti gerektirmektedir. Tek bir hücreden, bir hücre kolonisinin meydana gelmesi, hücre çeşitlerinin çok ciddi şekilde artması, müthiş bir genetik çeşitliliğin hatasız olarak meydana gelmesi anlamına gelmektedir.1

Kambriyen döneminin evrim teorisini nasıl çökertiğinibu videodan da seyredebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=QrzSb89glgk

Dolayısıyla, tek hücreden çok hücreli canlıların meydana gelmesi, dev bir genetik bilginin oluşmasını gerektirir.Aynı zamanda genlerin ürünleri olan proteinlerin müthiş bir organizasyon içinde düzenlenmelerini de gerektirmektedir. Yeni proteinler, yeni hücre tipleri gerektirirler. Ve bu yeni proteinler, hücre içindeki yeni sistemler içinde organize olmalıdırlar. Yeni hücre tipleri, yeni dokular, organlar ve vücut sistemleri şeklinde düzenlenmelidirler. Bu durum, tüm vücut planlarının düzenlenmesi şeklinde bir araya gelmeli ve bir organizmayı, bir trilobiti, bir fili, bir insanı meydana getirmelidir. Farklı fonksiyonları meydana getiren farklı parçalar, tek bir organizmanın en mükemmel şekilde yaşamını devam ettirebileceği şekilde kusursuz olarak organize olmalıdırlar. Bu nedenle evrimcilerin, Kambriyen döneminde bu aşamalarla ortaya çıkmasını bekledikleri yeni canlılar, en küçük birimlerinden tüm fonksiyonel özelliklerine kadar herşeyde hiyerarşik bir organizasyona sahip olmalıdırlar. Olağanüstü derecede üstün ve fonksiyonel, aynı zamanda tüm parçaları özellikli olan yepyeni bir düzenlemenin meydana gelmesi ve bunda hiçbir aksama oluşmaması gerekmektedir.

Tek hücreden çok hücreye geçiş, dev bir genetik bilginin oluşması anlamına gelmektedir. Yeni proteinler yeni hücre tipleri şeklinde; yeni hücre tipleri ise yeni dokular, organlar ve vücut sistemleri şeklinde düzenlenmelidirler. Ancak evrimciler, henüz tek bir proteinin bile tesadüfen ortaya çıkışını açıklayamamışlardır.

Tek bir hücrede herhangi bir olumlu değişimin, fonksiyonel farklılaşmanın ve mükemmel bir yapı ve işlev dönüşümünün açıklamasını yapamamış olan neo-Darwinistler için, çok hücreli Kambriyen canlılarının oluşumu bir problemdir. Kambriyen patlamasında ortaya çıkan vücut planlarındaki özel komplekslik, her detayda açıklama gerektirmektedir. Ve neo-Darwinizm'in bunların hiçbirine getirebildiği bilimsel bir açıklama yoktur.

Cambridge Üniversitesi, Bilim Tarihi ve Felsefesi bölümünden Stephen C. Meyer, neo-Darwinistlerin iddialarının çürüklüğünü ve başarısızlığını şu sözlerle ifade etmektedir:

İkinci senaryoda, neo-Darwinistler yeni gen ve proteinlerin, daha önce var olan ve proteinleri kodlayan genetik dizilimdeki sayısız başarılı mutasyon sonucunda meydana gelebileceklerini tasarladılar. Dawkins'in benzetmesini buraya uyarlarsak, bu senaryo fonksiyonel bir zirveden yavaş yavaş inip, daha sonra diğerine tırmanmayı tasarlamaktadır. Ancak hücredeki mutasyon deneyleri, yeniden zorluklar sunmaktadır. Son deneyler, tek bir kıvrım ve fonksiyona sahip proteinler tarafından yerleştirilen amino asit sıralama bölgesini keşfederken bile, pek çok çoklu-pozisyon değişikliklerinin proteinin fonksiyonunu kaybetmesine neden olduğunu gösterdi. Elbette bir proteini, tamamen yeni bir yapı ve fonksiyona sahip diğer bir proteine dönüştürmek, pek çok bölgede oldukça özelleşmiş değişikliklerin olmasını gerektirmektedir. Gerçekten de, yeni bir protein meydana getirmek için gerekli olan değişiklik sayısı, fonksiyonel kayıpları meydana getiren değişikliklerin sayısını artırmaktadır. Bunu baz alarak, yeni bir fonksiyonu meydana getirmek için gereken değişikliklerin rastgele aranışı sırasında fonksiyonel kayıplardan kurtulma ihtimali oldukça düşüktür ? ve bu ihtimal, her yeni gerekli değişiklik ile katlanarak azalmaktadır. Bu nedenle, Axe'in sonuçlarının gösterdiğine göre, tüm olasılıklarda, yeni proteinlerin rastgele aranması, yeni fonksiyonel bir proteinin ortaya çıkmasından çok önce, fonksiyonel kayıp ile sonuçlanacaktır.2

1990'ların başında yapılan hesaplamalar, 100 amino asitten oluşan kısa bir proteinin rastgele meydana gelen bir dizilimle oluşma ihtimalinin 1065'te bir olduğunu ortaya koymuştur.3 Kambriyen'de ortaya çıkan yapılar ise, çok daha fazla amino asitin bir araya gelmesi sonucunda oluşan fonksiyonel ve çok daha kompleks proteinlerin varlığını gerektirmektedir. Neo-Darwinistlerin, ortaya çıkan 50 filum içinde var olan tüm türlerdeki her bir farklı hücre yapısını şekillendiren farklı proteinlerin teker teker oluşumlarını açıklamaları gerekmektedir. Neo-Darwinizm, henüz tek bir farklı hücre tipi için bile açıklama getirebilmiş değildir.

Londra Doğa Tarihi Müzesi paleontologlarından evrimci Richard Fortey, bu gerçeği şu sözlerle açıklamıştır:

Daha eski bir ataya ait bir delil bulunsa dahi, Kambriyen'in en alt tabakalarnda neden o kadar çok hayvann, boyut olarak o kadar çok büyüdüğünü ve neden o kadar kısa sürede kabuk elde ettiğini açklamak, bir çelişki olarak kalacaktr.4

Bu hayali faydalı mutasyonların gerçekleştiğini varsaydığımızda bile, evrimcilerin öne sürdüğü ikinci sözde evrimleştirici mekanizmanın yani doğal seleksiyonun zorluk çıkardığı gerçeği ortaya çıkar. Yeni hücre tiplerinin, fonksiyonel olabilmek için, birbirleriyle yakın koordinasyon içinde olmaları gerekmektedir. Bu da tümüyle bir organı meydana getiren tüm sistemlerin aynı anda hatasız şekilde var olmalarını gerektirmektedir. Evrimin iddiasına göre, fonksiyonel avantajlar doğal seleksiyon mekanizması yoluyla seçilirken, fonksiyonel olmayan proteinler seçilmeyecektir. Dolayısıyla bir hücrenin, diğer hücrelerle birlikte fonksiyonel bir şekilde işlevini yerine getirene kadar yok olup gitmiş olması gerekmektedir. Tüm bunlar elbette, her iki mekanizmanın varlığı durumunda, evrimin hiçbir şekilde gerçekleşemeyeceğini açıkça gösterir.

Japon bilim adam Susomo Ohno, Proceedings of the National Academy of Sciences (Ulusal Bilimler Akademisi Yöntemleri) dergisinde bu gerçeği çeşitli hesaplamalarla şöyle açıklar:

Rastgele meydana gelen mutasyon oranının yılda baz çifti başına 10-9 olduğunu varsayarak ve doğal seleksiyonun negatif etkilerini de göz önünde bulundurarak, DNA baz dizilerinde %1'lik bir değişiklik olabilmesi için 10 milyon yıla ihtiyaç vardr. Evrimsel zamanda ise 6-10 milyon yl göz kırpması kadar kısadır. Hayvanlar aleminin neredeyse tüm filumlarının aniden ortaya çıkışını gösteren Kambriyen patlamasının 6-10 milyon yıllık bir zaman arasnda meydana gelmesinin ise kesinlikle genlerdeki mutasyonlara bağlı değişimlerle açklanması mümkün değildir.5

Stasis, yani fosil kayıtlarındaki durağanlık da, neo-Darwinizm'in öngördüğü mutasyonlarla aşamalı evrim modelini reddetmektedir. Canlıların pek çoğunun, fosil kayıtlarında milyonlarca yıl önce bıraktıkları izleri, yaşayan örnekleri ile aynıdır. Aşama aşama evrimsel gelişimden eser yoktur. Fosil kayıtları, hiçbir ara geçiş örneği vermemektedir.

Stasis yani fosil kayıtlarındaki durağanlık da, neo-Darwinizm'in öngördüğü mutasyonlarla aşamalı evrim modelini reddetmektedir. Stasis, yaşayan canlıların milyonlarca yıl önceki örneklerinin, günümüzdeki halleriyle fosil kayıtlarında kendisini göstermesi anlamına gelir. Stasis gerçeğine göre canlılar, fosil kayıtlarında, milyonlarca yıl önce bıraktıkları kalıntılarla aynı özelliklere sahip olarak günümüzde veya günümüze yakın tarihlerde ortaya çıkmaktadırlar. Söz konusu fosil kayıtları, hiçbir ara geçiş örneği vermemekte ve milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişim göstermemektedirler. Bu durum, canlıların evrim geçirmemiş olduklarını doğrulamakta ve neo-Darwinizm'e en büyük darbelerden birini oluşturmaktadır. Harvard Üniversitesi Jeoloji bölümünden evrimci Peter G. Williamson, Nature dergisindeki yazısında bu durumu şu şekilde açıklamıştır.

Temel problem morfolojik (yapısal) stasisdir. Bir teori, ancak teorisyenlerin tahminleri kadar iyidir. Ve evrimsel sürece ayrıntılı bir açıklama getirme iddiasındaki geleneksel neo-Darwinizm, şu anda fosil kayıtlarının en çarpıcı gerçeklerinden biri olarak tanımlanan Dünya'nın her yanına yayılmış uzun süreli morfolojik stasisi tahmin etme konusunda başarısızlığa düşmüştür.6

Stephen J. Gould'un, neo-Darwinizm'in fosil kayıtları tarafından desteklenmediğini itiraf etmesinin ardından bu gerçek karşısında teorinin düştüğü durumu anlatan ifadeleri ise bir ölüm ilanından farksızdır:

Ders kitaplarında onaylanmış olmakta ısrar etse de, (neo-Darwinizm) fiilen ölmüştür.7

Neo-Darwinizm, ya da diğer adıyla Modern Sentetik Teori, sadece evrimcilerin karşı karşıya bulunduğu büyük ihtiyaçtan, delil yokluğundan dolayı ortaya atılmış bir teoridir. Kambriyen patlamasına bir açıklama getirebilmek, evrimi ayakta tutmak için senaryolaşmış bir diğer iddia, bir diğer hikayedir. Öyle ki, bazı evrimciler bile bu iddianın geçersizliği konusunda hemfikirdirler.

Chicago Museum'dan evrimci paleontolog Dr. David Raup, bu gerçeği şu şekilde dile getirmiştir:

"İddialarını 30'ların sonlarında ve 40'larda geliştiren neo-Darwinizm teorisinin bütün yazarları etkilerini kaybediyorlar... Tahminime göre, bütün bu kavram bir on sene içinde tamamen reddedilecek ve bunun yerini alacak yeni bir teori planlanacak. Yeni bir düşünce tarzı her yeri silip süpürecek."Bu teori ne olacak peki? Dr. Raup şu şekilde itiraf eder: "Hiçbir fikrim yok."8

Kaynaklar:
http://evrimteorisinecevap.blogspot.com/

1. http://www.discovery.org/scripts/viewDB/ index.php?command=view&id=2177
2. http://www.discovery.org/scripts/viewDB/ index.php?command=view&id=2177
3. http://www.discovery.org/scripts/viewDB/ index.php?command=view&id=2177
4. Richard Fortey,"CambrianExplosion Exploded?", Science, 20Temmuz 2001 - http://www.sciencemag.org/cgi/content/full/293/ 5529/
438?maxtoshow=&HITS=10&hits=10&RESULTFORMAT=&author1=Fortey%2C+Richard&titleabstract=cambrian&searchid= 1130628266485_5010&stored_search=&FIRSTINDEX=0&fdate=10/1/1995&tdate=10/31/2005
5. Susumo Ohno, "The notion of the Cambrian pananimalia genome", Proceedings of the National Academy of Sciences USA 93 (Ağustos 1996): 8475-78 
6. Peter G. Williamson, "Morphological stasis and developmental constraint: real problems for neo-Darwinism," Nature, vol 294, 19 Kasım 1981, s.214 - http://members.iinet.net.au/~sejones/fsslrc02.html 
7. http://www.arn.org/docs/abstasis.htm
8. Luther Sunderland, Darwin's Enigma "Ebbing the Tide of Naturalism", Master Books, 2. Baskı, Mayıs 2002, s. 114

 

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.