Merhaba Marslı, biz dostuz!

02.02.2014 09:30:43
A+ A-

Mars’ta ilk insan kolonisinin kurulması için çalışmalar başladı. Kolonide yer alması için ilk ön elemeyi geçen 6 Türk’ten biriyle bir araya geldik.

Gelecek nesillerin biz milenyum insanlarını “kaşif” olarak tanımlamasına yetecek yer bırakmadık dünyada. Dünyanın en dibine girdik, en kuytu koylarında konakladık ve şimdi de insanlık olarak yeni bir hedef koyduk kendimize: Mars’ta yaşamak ve uzayda koloni kuran (muhtemelen) tek canlı yaşam türü olmak. Dünyamızı peyderpey ve saygısızca yok etmeye başlamışken Mars’a gitmek bir kaçış mıdır bilemiyorum; ama heyecan verici olduğu kesin.

Mars’ta insan kolonisi kurmak üzere yola çıkan Mars-One firması, tüm insanların başvurabileceği bir süreç başlattı geçenlerde. Başladığı gibi de hızla bitti. İlk başvuruyu yapanlar arasından 1000'e yakını ön elemeyi geçti. Aralarından 6'sı da Türk. Bu 1000 kişinin arasından yalnızca 20 kişi seçilecek ve insan ırkını temsilen, 4’erli gruplar halinde, 2 yılda bir yapılan mekik seferleriyle Mars’a gidecek. Mars’a her seferinde 4 kişilik astronot ekipleri gönderilecek. Yani 2 yılda bir koloninin nüfusu 4 kişi daha artacak. Daha sonra açılacak başvurular sonrasında da diğer 20 kişilik gruplar oluşturulmaya başlanacak. Kızıl gezegene gidiş ise yaklaşık 7 ay sürecek.

Dünyadan seçilen bu 6 Türk’ten biri de Sina Çetin. Aslında bilgisayar mühendisi; ama reklam ajansında çalışıyor. “Sanat Ar-Ge’si” dediği, sanatçıların kullanabileceği programlar ve araçlar geliştiriyor şu sıra. Kendini "Modern Rönesans Adamı" olarak tanımlıyor. Gerçi Mars’ta yaşama projesini nereden haber aldığını hatırlamıyor; ama Mars’ta yaşama fikrinden bahsederken tüyleri diken diken oluyor. Biliyorum, çünkü röportajımız sırasında birkaç kez şahit oldum bu duruma.

Çetin, başvuru formunda neden Mars’a gitmeye uygun olduğu sorusuna verdiği yanıtta da yazdığı gibi, kendini "Modern Bir Rönesans Adamı" olarak tanımlıyor: “Çocukken GI Joe ile oynamadım, hep Leonardo Da Vinci gibi olmayı hayal ettim. 'Rönesans Adamı' olma fikri beni o kadar heyecanlandırıyor ki... Bu adamlar mühendis, mucit, tasarımcı, ressam, astronom… O kadar muazzam hayat görüşleri ve o kadar çok perspektifleri var ki, neredeyse perspektifsizler. Bu yüzden hayranım onlara.”

Şunları da ekliyor:  “Mars’a gidilince insan olma fikri tamamen değişecek. Sen ister git, ister gitme; bir anda artık uzaya açılabilen ve başka gezegenlerde yaşayabilen bir türün üyesi olacaksın. Bu sadece bu anla ilgili de değil. Felsefi anlamda da bir değişim geçireceksin. Hem geriye dönük hem ileriye dönük, olup biteni anlamlandıracak insanlar da lazım bir yerlerde. Ben de başvurumda bu insanlardan biri olduğumu iddia ettim ve kabul edildi.”

Kabul edilen 6 Türk’ten 3’ü adının açıklanmasını kabul ederken, Sina Çetin başvurusunun gizli tutulmasını istedi. Bunun sebebini sorduğumda, “Mars-One başvurumu gizli tutma sebebim de kendimi modern 'Rönesans Adamı' olarak tanımlamış olmam. Öyleyim derken, en azından ulaşmak istediğim hal bu. Fakat 'Ben modern rönesans adamı oldum' demek büyük bir kibir. Başvuruda da sonuçta 'Beni neden Mars’a göndermelisiniz?' sorusunun cevabını verdiğim için seçildiğimi düşünüyorum. Bunu mütevazi bir şekilde yapmanın yolu varsa da ben bulamadım. O yüzden başvurduğumu değil, ne şekilde başvurduğumu gizli tuttum” diye cevaplıyor.

Babaannenin saykedelik tepkisi

Ailesi, arkadaşları bu konuda ne düşünüyor diye sorduğumda samimi bir cevap aldım: “Annem sesini çıkarmıyor ama kadıncağız psikoza girdi” diyor Sina. Ancak en matrak tepki babaannesinden gelmiş: “Bir grup insan bir araya gelip diyorlar ki, biz insanlık olarak gezegeni terk etmeye hazırız ve bunu yapacağız. Bunun teknoloji açısından ifade ettikleri, felsefi açıdan falan çok çok dönüştürücü. Öte yandan babaanem arayıp ‘Evladım ben tam dertlerim bitti diyordum bir de şimdi Mars’a gidecekmişsin!’ dedi. Çok saykedelik değil mi?” Arkadaşları iseGidince kartpostal gönder!” diyorlarmış. “Bu espriyi yapan bir milyonuncu kişiye plaket hazırladım.” diyor Sina.

"Dünyadan göçmek" tabir ettiğimiz…

Sina Çetin için Mars’a gitmek, ölmek gibi bir şey olacak; ancak iyi bir anlamda… “Semantik olarak, kelime anlamıyla ölüyorsun Mars’a gittiğinde; ama bilincin kalıyor. Dünyevi bütün her şeyden kopuyorsun, bedenini Mars’taki deneylerin yürümesi için feda ettiğinden, tıbbi eğitime bağışlanmış kadavra gibi bir şeysin. Artık orada insanoğlu adına varsın. Başvuru formuna da açıkça şunu yazdım: Türkçede ölüme bir güzelleme var ‘dünyadan göçmek’ diye. En şairane anlamıyla bu aslında.”

Mars’a giden insanların yaşayacağı alanın, topraktan su çıkacak kadar kutuplara yakın, güneş panellerinin efektif çalışacağı kadar da ekvatora yakın ve yeterince de düz bir alan olması gerekiyor. Mükemmel yaşam alanının bulunması ve yerleşkenin kurulması için Mars’a öncelikle "Rover" denilen bazı robotlar gönderilecek. Bunlar yerleşim alanının kurulması, topraktaki su miktarının ölçülmesi, güneş panellerinin kurulması ve yaşam kapsüllerinin kurulması gibi işlemleri önceden halledecek. Yerleşimciler Mars’a vardıktan sonra ise, atmosfer ve su damıtmak için Mars’ın kendi kaynakları kullanılacak.

Bir süre sinema yok!

Mars’ta sanayi yok, alıştığımız şekliyle bir doğa yok; sinemalar, konserler, arkadaşlarla hafta sonunda kafede oturmak gibi imkanlar yok. Peki nasıl bir yaşam şekli olacak? Sina buna Anlaşılan hafta sonu sinemaya gitme şansın olmayacak uzun bir süre! Ama onun dışında iyisin” diye cevap veriyor.

Mars yüzeyinde olunan her an, astronot kıyafetleriyle dolaşılacak. 4’er kişilik gruplar, 250 metreküplük alanlarda yaşayacak. Bu yüzden bu 4 kişinin kendi arasında anlaşabiliyor olması, kişilerin de Mars’ın zorlu ortamını tecrübe etmesi önemli. Mars-One bunun için toplamda 8 sene sürecek eğitimler ayarladı. Eğitimler başladığı andan itibaren astronotlar Mars-One’ın tam zamanlı çalışanları haline gelecek. 3 aşamalı eğitimde önce teknik eğitim verilecek, sonra kişisel eğitimler, ardından da grup halinde eğitimler yapılacak. Bu eğitimlerin ardından, sıcaklığı 20 derece ve eksi 153 derece arasında değişen Mars yüzeyinde yaşamın tecrübe edilebilmesi için, bir süre de kutuplarda yaşanacak. Tüm bu eğitim ve provaların toplam 8 yıl sürmesi bekleniyor.

 

‘Uzaylıları görürsem önce bir besmele çekerim…’

Çetin, uzun zamandır uzay ve varoluş üzerine kafa yoruyor. “Ben bilime inanıyorum” diyen Çetin, “Kainatın ruhu fikrini çok mistikleştirmeye gerek yok. İnsan beyni zaten kainatın da bir parçası. Kainata bakıp ‘Nasıl olmuş bu acaba?’ dememiz, kainatın da kendine bakıp ‘Nasıl olmuş bu acaba?’ demesiyle aynı şey. Kainatı kim yaratmış, yaratmamış, bunlarla ilgilenmiyorum. Bunları tartışana kadar kafanı kaldır da bak; o kadar muhteşem ki! Bir şeyin fiziki bir açıklaması olması, benim için büyüsünden götürmüyor. Varoluşun kendisi çok heyecan verici.”

Olmaz ya, diyelim ki Mars’ta uzaylılarla karşılaştı… “Önce bir altıma yaparım. Tanrı mı yaratmış, kendi kendine mi var olmuş sorusunu bir kenara bırakıp hemen bir besmele çekerim.” diyor ve gülüyor. Öte yandan Mars’ta uzaylıların yaşadığını da düşünmüyor Sina. “Varlarsa da yüzeyde yaşamadıkları bariz. Ya da gelişmiş bir medeniyet değil. Baş edilemeyecek bir şey olmasa gerek…”

En çok yer çekimini özleyeceğini söylüyor Çetin. Bilimkurgunun en olmazsa olmaz öğesi olan yapay yer çekimi icat edilene dek, Mars’taki düşük yerçekiminde yaşanacak çünkü.

Mars-one’a başvurmadan önce birkaç ay Tibet’teki bir manastırda kalmak istiyormuş Çetin; ancak vazgeçmiş. “Şu an düşünüyorum da, tecridin Allah’ı Mars’ta var zaten. Bir daha tecride niyetlenmeye gerek yok.” Öte yandan yapmamak istediği şeyler de var. Bir hayat kurmak mesela. “Mars’a gitmem kesinleşirse, 10 yılımı bu işe vermiş olacağım. 38 yaşında Mars’a gidersem geride çoluk çocuk kalmasını istemem.”

Peki ya gidemezse?

“2 ihtimal çok hoşuma giderdi. Ya beni kafadan elesinler, ya da kafama vurup sonra da mekiğe koyup öyle göndersinler. Seçme şansım olmasın. Böyle bir şeyin parçası olma yoluna girdikten sonra, düşünsene, dünyada kalmayı seçersen eğer  ‘Allah kahretsin ben neden vazgeçtim? Ben nasıl bir deneyimi bıraktım?’ hayalkırıklığı olacak. Gittiğimde de  'Yahu ben her şeyi nasıl geride bıraktım?’ durumu. Gidemezsem, benim kontrolümden çıkmış olacak. O da beni rahatlatacak senaryolardan. Ama eğer sonuna kadar giderse, Mars’a gitmek zorundayım. Çok çok büyük bir deneyim çünkü. O kadar yoğun ve önemli bir deneyim ki, benim Dünya’yı özleyip özlememem konu dışı. Ha üzülmüşsün ha üzülmemişsin, Mars’tasın ulan! Şu beyin daha ne kadar farklı bir perspektiften varoluşa bakabilir?”

‘Mars’ta hepimiz delireceğiz’

Kolay değil öyle her şeyi bırakıp gitmek, yerçekimsiz ortamda, 3 kişiyle sürekli yüz yüze bakmak, bütün gün kıpkızıl bir gezegenden başka şey görmemek… Bu yüzden bir delilik halinin ortaya çıkacağını düşünüyor Çetin. “Mars şartlarında muhtemelen herkes deli olacak. Belki orası için tek hayatta kalabileceğin ruh hali bu olacak. Orada seni normal kılan bir şey, Dünya’da delilik olarak algılanan bir durum olacak belki. Bu yüzden ‘Üzülmez misin, özlemez misin?’ sorularının cevabı burada da saklı.

Kimler başvurabilir?

Çetin, başvuru sürecini şöyle anlatıyor: “Sitedeki başvuruyu yaptıktan sonra çok fazla soru cevaplamak ve niyet mektubu yazmak gerekiyor. Senin nasıl bir insan olduğunu anlamak için şöyle sorular var: Çok korktuğun bir anı anlat, bu duruma nasıl tepki gösterdin? Kendini çok yabancı hissettiğin bir ortamda bulundun mu, bulunduysan nasıl baş ettin? Çok ağır stres altındayken ne yaptın, gibi… Bir de videoyla başvuru var. Videoda da 3 şeyden bahsetmeni istiyorlar: 'Mars One projesi senin için neden önemli? Espri anlayışın nasıl? Niçin mükemmel bir adaysın?' Başvurunun devamında bugüne kadar aldığın ödüller ve sertifikalar varsa bunlar da isteniyor. Geçenlerde de bir mail geldi, psikiyatristten ‘akli dengesi yerindedir’ raporu almam isteniyor. Onun dışında mesela gözün doğru görüyor olacak, eklem problemin olmayacak, vücut kitle endeksin 30’un altında olacak, alkol ve sigara kullanmayacaksın.”

Formdaki belki de en önemli sorulardan biri de "Beraber yaşayamayacağın insan tipi nedir?" Çetin konuşmayan, ketum birinin onu delirteceğini belirtiyor. “Problem olduğu zaman doğrudan konuşmak gerek. Düşünsene adam sana bozulmuş ve gezegende 4 kişisiniz. Onun tribiyle uğraşılmaz!”

Issız bir gezegene düştün...

"Mars’a giderken yanında ne götürmek ister?" sorusu onu bayağı düşündürüyor. “Hayatta kalmaya dair hiçbir şey olamaz; çünkü o zaten görevin parçası ve onun için gerekli tüm destek teknik olarak halihazırda mümkün. Duygusal bağım olabilecek şeyleri düşündüm. En büyük kayıp insanlarken, insanlara dair yanımda götürebileceğim şey kayıtlar olur. Fotoğraflar, ses, video... Bunların hepsi için zaten bilgisayar var. O yüzden insanlardan kalacak bir şey olamaz. İşlevsel bir şey olamaz; çünkü hayatının tamamı test ortamıyken, gerekli tüm işlevler zaten tanımlı. Defter, kalem vs. gibi malzemeler olamaz; çünkü er ya da geç bitecek. Film, oyun vs. gereksiz; çünkü internet var. Kıyafetin manası yok; çünkü hiçbir şeyi hayat boyu giyemezsin. Bu yüzden benim görev dışında yapabileceğim şeyler önemli. Onda da zaten görevden başka sadece taş toprak var. Yani kendim için, vakit geçirmek için yapabileceğim şey her neyse malzemesi taş toprak. Bu yüzden de bence giderken yanıma alacağım en mantıklı şey fotoğraftakinin 2025'teki karşılığı neyse, bir adet Dremel. Böylece taştan topraktan işleyerek küçük küçük heykeller, oyuncaklar yapıp Mars'a giden ilk insanların arasında olmakla kalmaz, aynı zamanda Mars'ta ilk el işi yapan insan da olurum!”

YORUMLAR

süper bir deneyim..!! -

İnsanın böyle bir deneyim veya araştırma için kendini feda etmesi fikri bile yeterince ürkütücü..!! (Radikal moderatörlerine: Sayfanın sonuna gelmiş okumaya devam ederken sayfa yenilendiği için başa dönmesi sinir bozucu ve böyle büyük bir gazeteye yakışmayacak amatörlükte,, halledilmesi dileğiyle..!! )

8 4
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.