Mucize Gezegen : Dünya

16.11.2014 17:47:08
A+ A-

Şu anda siz bu yazıyı okurken rahat rahat koltuğunuzda oturmuş, ayağınızı uzatmış, kahvenizi yudumluyor olabilirsiniz. Camdan dışarı baktığınızda da sükûnetli bir havayla, etrafta uçuşan kuşlarla karşılaşabilirsiniz. Beni her zaman en çok hayrete düşüren şeylerden biri nedir biliyor musunuz? Uzay boşluğunda 950.000 km hızla ilerlediğimiz halde bunu hiçbir şekilde hissetmememiz.  Siz kahvenizi yudumlarken ve hiç kıpırdamadan otururken aslında uzay boşluğu içinde 950.000 km hızla ilerliyoruz.

Yüce Allah öyle ihtişamlı bir sistem yaratmış ki, saatte 108.000 km hızla güneşin etrafında dönen bir gezegende yaşamamıza rağmen sanki hiç kıpırdamayan bir kaya parçasının üzerinde yaşar gibiyiz. Üstelik dünya sadece güneş etrafında bu derece büyük bir hızla dönmekle kalmaz, aynı zamanda da kendi etrafında 1670 km hızla döner. Bugün en hızlı merminin bile saatte 1.800 km'lik bir sürata sahip olduğunu düşünürsek, Dünya'nın boyutlarına rağmen 1670 km hızla dönmesinin ne kadar büyük bir hız olduğunu anlayabiliriz.

Dünya Allah'ın insanlar için yarattığı, oluşumundan itibaren her yerinde mucizelerle karşılaştığımız bir gezegen.Güneşe olan uzaklığı, ısısı, büyüklüğü, üzerindeki oksijen oranı,  manyetik alanı, atmosferdeki dengeler, kendi ve Güneşin etrafındaki dönüş hızı, ekseninin yörüngesine olan eğilimi, üzerinde yaşayan canlılar, kısaca her şey çok olağanüstü dengeler üzerine yaratılmıştır.

Amerikalı jeolog J.S. Lewis dünyanın mükemmelliği hakkında şunları söyler;

Dünya; atmosferi ve okyanuslarıyla, kompleks biyosferiyle, uygun biçimde okside edilmiş kabuğuyla, zengin silisyum yataklarıyla, tortul veya katılaşım kayalarıyla, zengin buz yatakları, çölleri, ormanları, tundraları, otlak alanları, tatlı su gölleri, kömür ve petrol yatakları, yanardağları, hayvanları, bitkileri, manyetik alanı, okyanus dibi şekilleri ve hareketli mağmasıyla. hayranlık uyandıracak derecede kompleks bir sistemdir. (F. Press, R. Siever, Earth, New York: W. H. Freeman, 1986, s. 2)

İki Amerikalı jeolog Frank Press ve Raymond Siever, Dünya'nın büyüklüğü hakkında şunları söylüyorlar:

Dünya'nın büyüklüğü tam olması gerektiği kadardır. Daha küçük olsa yerçekimi çok zayıflayacak ve atmosferi Dünya'nın etrafında tutamayacaktı, daha büyük olsaydı bu kez de yerçekimi çok artacak ve bazı zehirli gazları da tutarak atmosferi öldürücü hale getirecekti..( F. Press, R. Siever, Earth, New York: W. H. Freeman, 1986, s. 4)

Dünya atmosferindeki azot, oksijen ve karbondioksit oranı da her zaman aynıdır. Okul çağlarımızda bizlere öğretildiği gibi %77 azot, %21 oksijen ve %1 karbondioksit ve argon gibi diğer gazlar bulunur. Oksijen oranının değişmemesi bizler için çok büyük bir nimettir.

Dünya üzerinde yaşamımızı sürdürmemiz birbirine bağlı yüzbinlerce detaya bağlıdır. Örneğin yerçekimi biraz da zayıf olsaydı dünya atmosferi çok fazla su kaybedecek ve canlılık mümkün olmayacaktı, eğer biraz daha güçlü olsaydı, dünya atmosferi çok fazla amonyak ve metan biriktirecek bu da yaşamı mümkün kılmayacaktı. Dünyanın Güneş'e olan uzaklığı biraz daha fazla olsaydı, gezegen çok soğuyacak ve buzul çağına girecekti, Güneş'e biraz daha yakın olsaydı gezegen kavrulacak ve yine yaşam mümkün olmayacaktı.  Ya da Dünya'nın manyetik alanı biraz daha güçlü olsaydı çok sert elektromanyetik fırtınalar olacaktı, biraz daha zayıf olsaydı Güneş rüzgarı denilen ve Güneş'ten fırlatılan zararlı partiküllere karşı Dünya'nın koruması kalmayacaktı. 

Allah dünyayı ilk yarattığı günden itibaren bu dengelerde hiçbir bozulma olmamıştır.  Rabbimiz tam olarak yeryüzüne yarattığı kulları ve tüm canlılar için boyun eğdirmiştir. Dünya'da da diğer gezegenlerde olduğu gibi kavurucu sıcaklar, saatte yüzlerce kilometreye varan fırtınalar kopabilirdi. Fakat Allah bir lütuf olarak yeryüzünü oldukça sükûnetli yaratmıştır. Rabbimiz bir ayetinde şöyle bildirir:

Sizin için, yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. Şu halde onun omuzlarında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin. Sonunda gidiş O'nadır. (Mülk Suresi, 15)

Evrimciler de evrendeki bu düzenlerin tesadüfler sonucu olmayacağını kabul ederler.

Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi'nden Ünlü Matematiksel Fizik Profesörü Paul Davies bu konuyla ilgili şunları söylüyor:

Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin şu andaki yapısının, çok dikkatli bir bilinç tarafından ortaya çıkarıldığına karşı çıkmak çok zordur... Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal dengeler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir. (Paul Davies. God and the New Physics. New York: Simon & Schuster, 1983, s. 189)

Eğer doğanın derinliklerinde gerçekleşen işlerin kompleksliği, dünyanın en zeki beyinleri tarafından bile zor anlaşılıyorsa, bu işlerin sadece birer kaza, birer kör tesadüf eseri olduğunu nasıl düşünebiliriz? (Paul Davies. The Accidental Universe, Cambridge: Cambirdge University Press, 1982, Önsöz)

Paul Davies'sin aslında kurduğu şu cümle çok önemlidir; "Eğer doğanın derinliklerinde gerçekleşen işlerin kompleksliği, dünyanın en zeki beyinleri tarafından bile zor anlaşılıyorsa, bu işlerin sadece birer kaza, birer kör tesadüf eseri olduğunu nasıl düşünebiliriz"

Allah'ın yarattığı sistemlerdeki, canlılardaki özellikleri anlamak için bilim adamları onlarca yıl çalışıyorlar. Düşününki sırf kanın pıhtılaşmasının nasıl olduğunu, bitkilerin fotosentezini  veya balarılarının nasıl bal yaptıklarını anlatmak için bile yüzlerce sayfalık kitaplar yazılıyor. Dünyadaki bütün bu muazzam detaylar Allah'ın sınırsız gücünü kavrayabilmemiz için özel olarak yaratılmışlardır. Bazı insanlar bu gerçeği kavramamakta direnirken, müminler Allah'ın bu sonsuz gücünü düşünüp Allah'ı sürekli tesbih ederler ve yüceltirler.

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)