Mutlak hiçlik...

13.07.2015 08:55:15
A+ A-

Yazının başlığı "mutlak hiçlik" ilk bakışta anlaşılamayan, kavranılması da oldukça zor kavramdır. Arasıra aklıma takılır zihinim allak bullak olur. Düşünmekten vazgeçerim. Ama kendimce bazı ilerlemelerde kaydetmedim değil. İşte bu yazımda önce "Mutlak hiçlik" nedir bunu anlatmaya çalışacağım. Sonra da kafamda çözmek için çabalayacağım. Aslında bu konu felsefenin en tehlikeli bölgelerinden biridir. Mutlak hiçlik kavramını anlamaya çalıştıkca sanki beyin kısa devre yapar içinden çatır çutur sesler gelir.
 
Hiçlik yada yokluk bildiğiniz gibi birşeyin olmaması demektir. Elimde elma yok derseniz aslında elma diye bir şeyin var olduğunu ama o an elinizde olmadığını söylemek istersiniz. Bunu söyleyebilmek için elma  diye bir şeyin var olması gerekir. Yada Mars da hayatın varlığı  yokluğunu araştırırken Mars da hayat izine rastlamamamız dünyada var olduğunu bildiğimiz hayatın inkarına sebep olmaz. Hayat en azından bir kere gözlemlenmiştir. Bundan sonra uzayda bulunamayan her hayat bizim için aslında en azından bildiğimiz ama henüz bir başkasına rastlayamadığımız bir durumdur.
 
Bir de hiç rastlamasak bile var olmasını beklediğimiz durumlarda da yokluktan bahsederiz. Örneğin kara madde yada kara enerji fiziğin teorik olarak olması gerektiğini düşündüğü ama henüz hiçbir yerde bulamadığı 20. yüzyıl fiziğinin önemli iki kavramıdır. Bu durumda kara maddeyi henüz bulamamış olmamız onun yok olduğunu da göstermez var olduğunu da. . . Kısaca henüz gözlemlememiş olsakda varlığını bilimsel olarak ispatladığımız yada çok ikna olduğumuz durumlarda yokluk olarak tanımlanabilir. Bu durumda da bu var olması gerektiğini düşündüğümüz şeye bir isim veririz. Ama bazen bu inanışımız hüsrana uğrayadabilir. Örneğin daha önce evrenin eser adı verilen bir madde ile kaplı olduğuna inanılırdı. Bu sayede ışık bir yerden başka bir yere dalga halinde yayılabiliyordu. Ama daha sonra eser diye bir şeyin olmadığı ispatlandı. Belki birgün kara madde ve kara enerji de aynı akıbete uğrayacak. . .
 
Şimdi bütün bu olası yokluk durumlarının ötesinde mutlak hiçlik kavramı çok daha derin bir kavramdır. Hatta bu durumu çoğu insan canladıramaz bile. Mutlak hiçlik durumu niye varlık var  sorusuna aradığımız yanıtda karşımıza çıkar. Evren yada sonsuz evrenler niye var. Niye tam bir hiçlik durumu yok?Bu hiçlik uzay boşluğunun hiçliği değildir. Bu hiçlik sadece karadeliklerin merkezinde oluşabilir bilebildiğimiz kadarıyla. Ama bu fiziksel tahmin düşünsel karşılığını bulamaz. O yüzden de karadeliklerin merkezinde ne olup bittiği anlamsızlaşır. Aynen x in sıfır olduğu durumda 1/x in anlamsızlaşması gibi. Bilindiği gibi madde ve anti-madde çarpiştığı zaman çok büyük bir enerji yayarak yok olurlar. Bir şekilde evren oluşurken madde, anti-madde ye daha üstün geldiği için evren madde yoğunluklu olarak var olagelmiş. Eğer evrendeki bütün madde ve anti-maddeleri bir araya getirisek evrenin patlama enerjisini elde eder ve yokluğa ulaşırız. Ama yinede mutlak hiçlik olmaz.
 
Bütün bunların ötesinde benim asıl bahsetmek istediğim insanın kafasını allak bullak eden felsefi açıdan mutlak hiçliği kavramaya çalışmak. Varoluşculuk felsefenin en önemli akımlarından biridir. Varlık ve yokluğu insan açısından ele alır. İdealistler herşeyin insan beyninde olup bittiğini ileri sürer ve insan yoksa varlık ta yoktur derler. Varoluşcular ise insandan önce de varlık vardı insanda varlığın bir parçasıdır der. Bu yaklaşımların hiçbiri mutlak hiçliği kavramaz. Çünkü idealistlerin insan öncelikli  varlığı kavrayışı, insanın varlığını sebepsiz şartsız kabul eder. Varoluşcu yaklaşımda da varlığın varlığı zaten baştan sorgusuz kabul edilir.
 
Anlaşılıyor ki mutlak hiçliği kavramak bizim için imkansız görünüyor. Çünkü bildiğimiz herşeyi yok etsek bile mutlak hiçliğe ulaşamayız. Bildiğimiz kanunlarla vardan yok olmaz ancak dönüşüm gerçekleşir ama bir şekilde bu sorunu aşsak bile yokluğun algılanması durumunda algının var olması gerek ki bu mutlak hiçlik kavramının oluşmaması demek olur. Algınında olmadığı durumdaki yokluk idealistlerin yaklaşımına benzesede benim algım olmadığı durumda bile başka bir algı varlığı keşfettiğinde mutlak hiçlik bozulacağı için doğru sonuca ulaşamayız. Hiçbir algının olmadığı ve tam bir yokluğun olduğu durumu bizim gibi algısı olan birinin anlaması mümkün değildir. Aynen insanın sonsuzu kavrayamaması gibi. Bir yazımda sonsuzluk kavramının niçin anlaşılamadığına ilişkin düşüncelerimi yazmıştım. Bana göre buradaki algılayamayışımızda aynı nedenden. Tekrar etmem gerekirse bu tür açmazlardan çıkabilmek için soruyu oluşturan düzlemden çıkmamız gerekir. Bu aslında genel bir kuraldır. Bir sorunun çözümü onu olşturan nedenlerin oluşturduğu düşünce düzlemiyle çözülemez. Ve çoğu zaman bir kaynaktan yardım gerekir. Yalnız buradaki düzlem insanın düşünce sisteminin tamamını içerdiği için dünyalılar olarak bulunduğumuz düzlemde çözmemiz imkansız görünüyor. Daha farklı bir söylemle öyle farklı başka (aslında burada tam olarak hangi kelimeyi kullanacağımı bilmiyorum. Çünkü ne olduğunu bilmiyorum. Bilsem zaten sorunu yarı yarıya çözmüş olacağım) düzlemler olmalı ki bizim şuan kavrayamadığımız sonsuzluk ve mutlak hiçlik gibi kavramamızın mümkün olmadığı durumları açıklamak mümkün olabilsin. Ben insan ne kadar gelişirse gelişsin sonsuzu  yada mutlak hiçliği kavrayacak bir beyne ulaşacağını zannetmiyorum. Çünkü bu durum  kendi varlığını aşan bir durumdur.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.