Osmanlı Devleti = Devşirme bir kast sistemi

05.01.2014 23:26:16
A+ A-

1361 yılında 1. Murat tarafından pencik kanunu ile kurulan Kapıkulu Ocağı'nın, Osmanlı Devleti’nin hızla imparatorluk haline gelmesinin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu görürüz.

Modern toplum ve siyaset biliminin öncüsü İbn-i Haldun’un başyapıtı Mukaddime’de, bir imparatorluğun doğuşu ve gelişimi ile ilgili yaptığı tespit Osmanlı İmparatorluğu ve onun devşirme düzeni ile bakınız nasıl bire bir örtüşmektedir.

“ Büyük bir imparatorluk kuran hükümdar, çok güç bir görevle, bütün insanları kendisine itaat etmeye yöneltmek görevi ile karşı karşıyadır. Bunu başarmak için kendi kabilesine karşı, sanki yabancı bir halka boyun eğdiriyormuşçasına acımasız davranmak zorundadır. Şiddete başvurmazsa, o güne kadar bir hükümdarı hem ruhani hem dünyevi bir önder olarak görmeye alışmamış insanları kendine itaat eder duruma sokamaz. Hükümdarın ruhani ve dünyevi bir önder olması gerektiğini, dini dogmaların bir parçası haline getirmek için her fırsatı kullanır. (…) despotça niyetlerini saklamaz; kendi kabilesinden kişilerin daha önce sahip oldukları yetkileri kaldırır. Onlar bu yetkileri yeniden ele geçirmeye kalktıklarında şiddetle karşı koyar. Bu davranışı ile kendi öz yurttaşlarını kendi can düşmanı haline getirdiğinden dostlarını başka yerde aramak zorunda kalır. O zaman kendi savunması ve devletini emanet ettiği kişiler yabancılar olur. Bir zaman sonra bu kişiler ihsana gark olurlar; çünkü bunlar hükümdarı, iktidarı ele geçirmek için fırsat kollayan kabilesinin teşebbüslerine karşı korumak için can vermeye hazırdırlar.” (Erol Anar, İnsan Hakları Tarihi, sayfa: 89)

İşte 1. Murat ile hızla imparatorluk haline gelen Osmanlı Devleti de içinden çıktığı ilkel aşiret demokrasisinden uzaklaşmaya, otoriterleşmeye ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak içinden çıktığı topluma tamamen yabancılaşmaya başlıyordu. İşte Pencik kanunu ile kurulan Kapıkulu Ocağı bunun sonucu idi.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u ele geçirmesinden sonra, yönetimdeki son Türk unsur Çandarlı Halil Paşa’yı bulduğu ilk fırsatta kanlı bir şekilde tasfiyesi ile Osmanlı Düzeni ’de tamamen devşirme bir kast sistemine dönüşecektir.

Balkanlar ve Anadolu’nun sadece Ortodoks Hıristiyan halklarından özenle seçilen ve Enderun’da özel olarak yetiştirilen Sırp ağırlıklı bir yönetim kadrosu, Türkleştirilmiş ve İslamlaştırılmış medreseden yetişme ulema kadrosu ve bu düzenin bekçisi olan kapıkulu ocağının diğer kolu, paralı askerlerden oluşan devşirme Yeniçeri Hassa ordusu.

Birbirini destekleyen bu üç unsurun birleştirici ve taşıyıcı en önemli unsuru ise, içinden çıktığı toplumdan yabancılaşmanın sonucu olarak sadece seçme Hristiyan cariyeleri kendine eş olarak seçen üçüncü Padişahtan itibaren o cariyelerden doğan ve sadece o cariyelerden çocuk sahibi olan Osmanlı Padişahı'dır.

Padişahlarının bu özelliği ile Osmanlı Hanedanı’nın yönettiği devletin hiçbir unsurundan olmayan, fakat Sırp, Rum, Bulgar, vs. hepsinin karışımı melez bir soy olduğunu görmekteyiz.

Sadece kurucularının Türk olmasından dolayı başka hiçbir ulusal hasleti olmayan, çok uluslu bir imparatorluk mantığı ile de kendini imparatorluğun hiçbir unsuruna bağlı görmeyen ve giderek kurduğu bu devşirme kast sisteminin organik bir parçası haline gelen Osmanlı Hanedanı’nın ve onun devşirme düzeninin bu yapısı nedeniyle, Türk-İslamcı şartlanmanın ne derece mesnetsiz ve temelsiz olduğu görülmektedir.

Akıllarında hala 1400 yıllık tarihi incelendiğinde sürekli savaş, katliam ve acıdan başka hiçbir şey vermemiş, tarihin hiçbir döneminde çağdaş, huzurlu, adil ve refah içinde bir toplum düzeni gerçekleştirememiş ve 1400 yılda 1400 kere iflas etmiş bir Şeriat düzeninin özlemi olan bu şoveniz zihniyetin sahiplerinin, hala Osmanlı’ya ecdat diye sarılmalarının nedeni, kendilerine başka hiçbir dayanak bulamamalarının sonucudur.

AHMET ELDEN  

       

 

   

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.