Prof Canan Karatay'a yumurta konusunda sorum

10.04.2015 16:30:16
A+ A-

Belki fark etmişsinizdir, belki fark etmemişsinizdir, fark etmedi iseniz ben fark ettireyim; Akp ve Bop başa geldiğinden bu yana yani yaklaşık 10 yıldır; insanlar, toplumlar, halklar; şifalı denilen otlara, şifalı denilen taşlara, bedensel sağlığa, barbarca yarışmalara ve mutfak işlerine, yeme-içme işlerine yönlendiriliyor. Bu bir rastlantı değil bence. Bu sanırım; Vamık adlı Cia pisikologunun(psikoloğunun) kuramı, yöntemi, faşist-sömürgeci-mafya Abd’ye ve Abd’nin dostu ülkelere bir akıl hocalığı olmalı. Yani bence bunlar yalnızca Türkiye’de yapılmıyor, yaşanmıyor, uygulanmıyor. Bu bir pisikolojik (psikolojik) savaş, psikolojik koşullama, pisikolojik yozlaştırma, pisikolojik tuzaktır bence ve ne yazık ki bazı bilimcilerimizin de farkında olmadan bu tuzağa düştüğünü, düşürüldüğünü düşünüyorum. Gdo’ları da bu tuzağın, bu akıl hocalığının bir parçası olarak düşünüyorum;bunu 4 yıl kadarönce yazmışdım(yazmıştım).
 
Merak ettiğim konulardan biri de şu; Prof. Canan Karatay bu bilgileri, kendisi mi elde ediyor yoksa Abd’deki bilimcilerden ya da bilimsel araştırmalardan mı alıyor? Bu bilgileri eğer kendisi elde ediyor ise sözüm yok. Bu çok önemli çünkü. İlaç şirketlerine, ilaç tutanaklarına, ilaç bilimcilerine bile güvenin kalmadığı bir dünyada bu bilgilerin de nereden geldiği çok önemli artık. Bir bilgi artık özelde Abd’den, genelde Batı’dan geliyor ise hemen güvenmemeyi, hemen inanmamayı öğrenmeliyiz. Bu da artık bilimsel bir gerçek, bilimsel bir doğru oldu artık. Yani bu açıdan soruyorum. Düne kadar; 40 yaş üstüleri çin haftada 2 taneden, ötekiler için günde 1 taneden çoğu zararlı olan yumurta nasıl oldu da aniden, ansızın yararlı ve zararsız oluverdi acaba? Bunu düşünmekde (düşünmekte) bir zarar, kötülük göremiyorum. Gdo yok, diyorlardı; Gdo’lar bulundu. Gdo kanser yapmaz diyorlardı, kanser yapabildiği söylendi. Bop eşbaşkanı değilim, diyordu; olduğunu söyledi. Anlaşılan o ki medyadan sonra bir de ‘yalan’ ya da ‘aldanma’ bir güç, sektör olmuş; çok uyanık, çok dikkatli, çok bilinçli, çok mantıklı, çok bilimsel olmak gerekiyor. Adem ile Havva’nın aldanışı, yeniden moda olmuş olabilir.
 
Buraya kadar yazdıklarım; Prof. Canan Karatay ile ilgili değil ve yumurta ile ilgili eleştiriler değil. Bunu da belirtmiş olayım; doğru okuyan da, anlayan da anlar zaten.
 
İnternete baktığınızda yumurtanın hep övüldüğünü, yararlarını görürsünüz. Yalnızca bizim toplum mu hep şeylerin yararlı yanlarını, bardağın dolu yanını görmeye hayran yoksa bu dünya çapında genel bir durum mu? Ya da belki de yalnızca özelde mide, genelde ise nefs, zevk konularında durum böyledir? Örneğin; yemenin içmenin yararları konusunda, soracağınız hemen hemen her sıradan kişi, aynı olumlu, mutlu düşünce içindedir ancak kitap okumanın yararları konusunda sıkça duyacağınız şey ‘Kitap okuyup da ne olacak? Kitap karın doyurmaz. Kitaba vereceğim para ile yiyecek birşeyler alırım’ olacaktır. Öte yandan; size, ayda 500-600-700-800 TL aylıkla ve sendikasız, sigortasız çalışmanın bile ‘Bunu bile bulamayanlar var’ gibi bir övünç ile başarı, gurur ve mutluluk anıtı(abidesi) ve kültürü yapıldığını da göreceksiniz. Bu açıdan ki gırevci(grevci) işçilerin gırevlerini bile kıracak çok sayıda ‘vatansever, milliyetçi, dindar, bilinçli’ işçi de kolaylık ile bulunur her zaman.
 
Lise bilgime bile dayanıp yumurta konusunda kötü şeyler söyleyebilirim: Yumurtanın sarısı yağdır ve sarı rengini yumurtaya o yağ verir; yumurtanın beyazı kükürttür ve çürük yumurtaya o pis kokuyu, o kükürt verir; yağ, karaciğerde, kalpde(kalpte) yağ birikimine; kükürt ise böbreklerde kükürt birikimine yol açabilir ve bu birikimler zararlı, kötü, yanlış, olumsuz şeylerdir. Ancak nedense, sanki ağız birliği etmişlercesine, yumurta konusundaki bu gerçekler hiç söylenmiyor. Birileri de çıkıp ‘İstediğiniz kadar yumurta yiyin, zararı yok’ diyebiliyor. Benim gözlerim şöyle ki göçmenler yani Avrupa’dan Türkiye’ye göç eden Müslüman Türkler ve çingeneler yani Asya’dan Türkiye’ye göç edenler yumurtayı çok seviyorlar; hergün 5 yumurta yiyenleri bile var. Ancak başka birşeye de tanık oldum ki çok yumurta yemelerine karşın yaşlarına göre çok genç duruyorlar. Ancak bunlar yumurtadan başka çayı da içmeyi çok seviyorlar. Böylece çayın asiti, yumurtanın zararlarını azaltıyor ya da önlüyor olabilir şöyle ki çaydaki tanik asit, kandaki yağı çözüyor, çayın çok işeten birşey olması da böbrekleri sürekli temizliyor olabilir. Bu yüzden bunlarda bel fıtığı da sıkça rastladığım birşey çünkü çay işetirken kandaki ve kemiklerdeki kalsiyumu da sıkça atıyor. Bir de çocuklar çok sever yumurtayı, özellikle de kaynatılmış yumurtayı.
 
Yumurtadaki kükürtü görmek çok kolaydır; bayat bir yumurtayı bir saat kaynatın, içinde yeşilimsi bir renk görürsünüz; işte o, kükürttür. Doğal ki kükürt de sağlık için zorunludur ancak çok yumurta yiyip çok kükürt almak zararlıdır. Ha’di diyelim ki aldığın yağı öyle ya da böyle yaktın; ya böbreklerinde biriken kükürt? Onu da yakamazsın ki, onu da kaloriye çeviremezsin ki. Bir de içtiğin sudaki kireç yani kalsiyum var? O da böbreklerde birikiyor. Yani sınırsız yumurta yemek, insanı; yürüyen kükürt deposuna çevirebilir. Böbreklerin kireci mi temizleyecek, kükürtü mü? Bir de hareketsiz bir işin ya da hayatın var ise? Bir de yaşlılar su içmeyi unutabilirler. O zaman böbrekler nasıl temizlenecek?
 
Öte yandan, yumurtada bir de çinko(zinc-Zn) var. Yetersizliği de çoğu da zararlı. Ancak, insanlara; hergün istediğiniz kadar yumurta yiyebilirsiniz, bir zararı olmaz, derseniz; insanlara aşırı çinko aldırabilirsiniz ve aşırı çinko da bedensel ve ruhsal sorunlara ve öyle ki zeka geriliğine bile yol açabilir ki bir de hamile kadınların hergün bol bol yumurta yediğini düşünün bir de; doğacak çocuğun zekası ne olur kimbilir. Çinko yalnızca yumurtada yok, örneğin kepekde(kepekte), fındıkda(fındıkta), cevizde ve başka çok yiyecekde(yiyecekte) de var;günlük gereksinim ise 15-20 mgr kadarcık yani bir bebek aspirinin %20’si kadarcık; çok değil yani. Bir yumurta ise ortalama 60 gr. Bir yumurtada ne kadar çinko var, bilinmesi gerekir.
 
Öte yandan gelelim yalnızca bir sav olsa da işin cinsel yani üremesel yanına. Halk inanışına,düşüncesine göre nasıl ki erkek çocuk olması için koç yumurtası yemek yararlıdır, aynı biçimde de yumurtayı çok yemek de kız çocuğu yapar. Peki bu doğru ise ne olacak? Bu sav yalnızca bir sav da olsa ya onun da doğruluğu diyelim ki 10 yıl sonra ortaya çıksa? Kümeslerdeki ya da çöplüklerdeki tavuk sayısının, horoz sayısından kat kat çok olması, buna kanıt gösterilebilir. Bu durumda; insanları kız çocuğuna, erkek çocuk istiyorlar ise zorunlu etmeye hakkımız var mı? Yalnızca bedensel sağlığa odaklanmış, ruhu ve toplumsal konuları dışlamış bir beslenme ve hayat biçimi, yöntemi, amacı; doğru beslenme biçimi ve doğru hayat biçimi değildir; Moliere’in ‘Cimri’ piyesindeki ‘Yaşamak için yemeli, yemek için yaşamalı’ gibi bir yoz anlayışın ürünüdür.
 
Ben çiftlik yumurtasını, çiftlik tavuklarının yemlerindeki besin değerisel yükselikten dolayı köy tavuğu yumurtasına yeğliyorum. Bu benim düşüncem; katılan katılır, katılmayan katılmaz. Köy tavuğunun karaciğerinin, dana karaciğerine göre oldukça az besin değerli olması, buna kanıt gösterilebilir. Döllenmiş olan köy yumurtasının, kanserden koruduğu savına gelince; bence kanserden koruyan şey yumrtanın döllenmişolması değil yumurtdaki selenyumdur yumurtadan başka yiyeceklerde de var. Yani illa da köy yumurtasına takmak-takılmak, koşullanmak gerekmez. Selenyumca zengin toprakda(toprakta) yetişen her sebze, meyve; kansere karşı koruma özelliğine az ya da çok sahiptir. Yani yumurtada önemli olan, selenyumdur; yumurtanın köyden mi, çiftlikden(çiftlikten) mi geldiği; döllü mü dölsüz mü olduğu değil çünkü köy, selenyumdan yoksun bir toprağa da kurulmuş olabilir.
 
Bir vücut geliştirmeci tanıdığım var. Bir zamanlar; nerede ise hergün günde 5-6 çiğ yumurta içiyormuş. Pişirip yediklerini saymıyorum. Sonra vücudunda, özellikle ayaklarında korkunç yaralar çıkmıştı, ayakları kızarmış ve şişmişti. Uzun bir süre tedavi(sağaltım) gördü. Ölümden dönmüşdü(dönmüştü).
 
Bunları da düşünmek gerekli.
 
Dediğim gibi; yalnızca bedensel sağlığa odaklanmak, öteki durumları ve koşulları önemsememek çok yanlıştır.
 
Yani fazla yumurta başa bela açabilir.
 
Bir yanda kafayı salt bedensel beslenmeye takmış olanlar, bir yanda kafayı şifalı otlara takmış olanlar, bir yanda kafayı ‘şifalı’ taşlara takmış olanlar. Bu böyle gitmez, gitmemeli.
 
Bence bunların arkasında Bop ve baş Bop’çu var.
 
Sağlıklı beslenelim der iken ecelden önce sağlıklı ölmeyelim. İnsanlar az sağlık ile 100 yıl yaşayacaklar ise; çok sağlıklı olarak erkenden ölmesinler. Buna dikkat edelim. Çok sağlıklı olmak demek; çok yaşamak, uzun yaşamak anlamına gelmeyebilir.
 
Şu fıkra(güldürgeç) bana ait:
‘Doğalı 1 saat olmuş su sineğinin biri doktora gitmiş ve ‘Bacaklarım çok ağrıyor, buna bir çare’ demiş.
Doktor sırıtmış; sabırlı ol, sağlıklı olsan da sağlıksız olsan da 23 saat sonra öleceksin, 23 saat sonra hiçbirşeyin kalmaz. Sana ilaç versem ancak 10 günde iyileştirir ki buna da hayatın yetmez!
Sinek, elini cebine atıp doktora sormuş: ’Peki, borcum ne kadar?'
Doktor demiş ki: ‘Suyumdan uzakda öl yeter!’
 
Su sinekleri ancak 24 saat yaşarlar.
 
Acaba biz de doğanın başka bir tür su sinekleri miyiz?
 
Biz de ahlaksızlıktan, onursuzlukdan(onursuzluktan), cehaletden(cehaletten), nefsden(nefsten) uzakda(uzakta) ölsek yeter.
 
Prof. Canan Karatay’a soruyorum: Yanılıyor muyum?
 
Necdet Gürçiftçi
Patentsiz, dinsiz, yerli üretim bir Türk-Türkiye bilgesi
6 mart 2013 tarihinde internetde yayınlandı.