Prof. Dr. MEHMET NİMET ÖZDAŞ veda etti...

25.06.2014 13:32:28
A+ A-

Türkiye’nin yetiştirdiği,  dünya çapında,  en önemli bilim adamlarından birisi, Prof. Dr. Mehmet Nimet Özdaş’ı kaybettik. Toprağı bol olsun.  Her zaman anılacak bizlerce.

O benim eniştemdi. Çok sevdiğim kuzinim, güzeller güzeli, rahmetli Suna’nın eşi. Ve kardeşim Prof. Dr. Haluk Onat ardından ailemiz içinde bana en çok destek veren, yolumu açan, beni ve yaptıklarımı takdir eden kişiydi.  Hayatta attığı önderlik niteliğindeki adımlarda fikrimi almak nezaketini gösteren, oturup benimle saatlerce tartışan, çok yüksek düzeyde bir entellektüeldi o.

Bugün gericilerin el koyduğu ve kendi amaçlarına kullandıkları TUBİTAK’ı (Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırm Kurumu) düşünce safhasından gerçeğe dönüştüren; aynı şekilde bu kurumun bir parçası olarak MAM’ı (Marmara Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Merkezi)  var eden bir bilim adamıydı o.  MAM’ı projelendirme safhasında beni defalarca çağırıp fikir düzeyinde tartışması unutamayacağım dönemlerden biridir.

İlk eşim Leylâ’yı değerlendirip özel asistanı olarak TUBİTAK’ta görev veren; son yurt dışı görevimden Türkiye’ye dönüşümde Dışişleri Bakanlığından bir süre uzaklaşmak arzum sonucu, yüklendiği Devlet Bakanlığında çalışmak istemem üzerine, bir an bile tereddüt etmeden beni Dışişleri Bakanlığından ödünç isteyen ve bu nedenle beni bırakmak istemeyen Dışişleri Bakanı sevgili İlter Türkmen’le mücadele edip, sonunda Başbakanlığa Özel danışmam olarak atanmamı sağlayan Nimet Özdaş’tır.

Askeri dönemde kurulan Hükümette kendisini bilim ve teknoloji, çevre sorunları ve kurulması düşünülen nükleer santralın geçekleştirilmesi için Devlet Bakanlığına atanmasını sağlayan kimdir tam bilmiyorum.  Ama tahminim kendisini, vasıflarını, uluslararası düzeyde başarılarını yakından tanıyan Başbakan Bülent Ulusu olsa gerektir.

Özdaş’ın yanında biri teknik (Atilla Candır), diğeri siyasi (bendeniz) Özel Danışman olarak görev yaptık.  Bürokrasiden en yakın danışmanları ise Çevre Müsteşarı Refet Erim,  TAEK Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Prof. Dr. Nejat Aybers ve İTÜ Rektörü Prof. Dr. Kemal Kafalı idi.

Türkiye tarihinde Nimet Özdaş liderliğinde ilk kez bir Bilim Politikası belirlendi.  Bu çalışmaya 350 bilim adamı katıldı.  Kilit kişi Kemal Kadafar’dı. Atila Candır,  TUBİTAK Uzmanlarından Ender Arkun ve ben sonunda hazırlanan belgenin editörlüğünü yaptık. Ayrıca belgedeki “Enformasyon ” bölümünü de uzun araştırmalar ve ulusal ve uluslararası grup çalışmaları ardından ben yazdım.

Sonunda Türk Bilim Politikası onaylandı ve kanunlaştı. Ardından Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu oluşturuldu.

Türkiye’nin ilk Çevre Kanunu gene Özdaş liderliğinde, harika Müsteşar Refet Erim ve ekibi tarafından hazırlandı ve kanunlaştı. Özellikle Ankara’da hava kirliliğinin en yüksek düzeylere ulaştığı dönemdi ve Özdaş’ın beni kolumdan tutup, arabayla sokak sokak dolaştırıp, simsiyah duman çıkaran bacalara sahip binalara ikaza göndermesini hiç unutamam.

Gelelim ülkenin inşa etmek istediği ilk nükleer santrala. Özdaş’ın öğretileriyle ben, ileri düzeyde bir çevreci olmama rağmen, Türkiye’nin nükleer enerjiye mutlaka sahip olması gerektiğine inanan bir kişiyim.  Ilk santral için Nejat Aybers ve ekibiyle tüm hazırlıkları yöneten Özdaş, Hükümetin olurunu alarak ilk ihaleyi açtı ve sonunda Kanadalı “Candu” teknolojisine sahip firma kazandı. 

Burada Özdaş’ın bir müthiş davranışını anlatmadan geçemem. Özdaş, ihalenin “Candu” teknolojisi sunan bir firmaya verilmesine önem atfediyordu. Öyle görünüyordu ki ihaleyi bir Fransız firma kazanacak.  Bir gün Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, yakın arkadaşım (hatta uzaktan akrabam) Özdem Sanberk beni çağırdı; ihalenin Fransızlara gidebileceğine dair duyum aldıklarını söyleyip, “Doğru mu?” diye sordu. Onayladım. Sanberk, yıllardır ASALA terör örgütünün eliyle şehitler veren Dışişlerinin, bu örgütü hâlâ terör örgütü ilan etmeyen ve destek veren Fransa’nın bir firmasına böyle önemli bir ihaleyi verdirmeyeceğini, bunun için elinden geçeni yapacağını belirtip, görülerini Özdaş’a aktarmamı istedi. Tabii aktardım, Dışişleri “Over my dead body,” diyor dedim ve benim de tamamen bu görüşü desteklediğimi ifade ettim.  Nimet hoca dondu kaldı.  Mesai saatı sonunda oturup biraz konuşmamızı istedi.  Öyle yaptık. O konuşmayı, “Ülkesi uğruna şehitler veren Dışişleri böyle düşünüyorsa hiçbir Fransız firma benden onay alamaz!” diyerek bitirmiştir.  Sonunda bilindiği gibi kazanan aynı teknolojiyi sunan Kanadalı firma olacaktı. Tabii sonradan, arkadan gelen hükümetlerin,  yabancı büyük güçlerin geri plan müdahaleleriyle işi dalgalanmaya bırakması ve  Türkiye’nin  hiçbir zaman bir nükleer santrala sahip olamaması ayrı bir konudur.

Bakanlığı sırasında Özdaş, hafta içinde, Enerji Bakanı olanı yakın dostu Fahir İlkel ile kiraladıkları bir evde kalırdı. Hafta sonunu ise İstanbul’da ailesi ile geçirirdi. Pek çok akşam, mesai bittiğinde Fahir İlkel, Özdaş’ın odasına gelir, birer kadeh viski eşliğinde benim de katıldığım sohbetler yer alırdı. O gün kendi Bakanlıklarında ve de Türkiye’de meydana gelen olaylar, askeri yönetimin yürüttüğü politika, siyasi ortam, ayrıca kendi aileleri ile ilgili hikayeler, v.b. Çok ilginiç, renkli, aydınlatıcı sohbetler... Nasıl unuturum?

Bu dönemde Hükümette bir “İç Kabine” vardı.  Ulusu başkanlığında Nimet Özdaş ve Fahir İlkel’in de dahil olduğu, 7-8 Bakandan oluşan bir İç Kabine.  Bunlar, yanlarında en yakın danışmanlarıyla birlikte çok sık toplanır, ülkenin en kritik konuları tartışılır ve omuzu kalabalıklardan oluşan Milli Güvenlik Konseyine götürülecek politika önerileri belirlenirdi.  Ardından defalarca, Özdaş’ın yanında, MGK’nın bu önerileri ele aldığı toplantılarına katıldım bu toplantılar sırasında ve hemen ardından pek çok şeye tanık oldum. İzlediklerim elbet bende kalacak.  Ama en azından, bazı duyduklarım, gördüklerim sonucu her türlü askeri darbeden nefret eder hale geldiğimi bu vesile ile ifade etmeliyim. 

Gene bu dönemde hafızamdan hiçbir şekilde silinmeyecek olay, Özdaş’ın Türk Hükümetini temsil ettiği, Mayıs 1983’te Londra’da gerçekleştirilen “Türkiye  - İngiltere Diplomatik İlişkilerinin 400. Yılı” törenlerine katılmamızdır. Rahmetli Rahmi Gümrükçüoğlu o sırada Londra’da Türk Büyükelçisiydi.  Zarif eşi Elçin hanımla birlikte bizlere harika ev sahipliği yaptılar, müthiş bir programı yürüttüler.

Büyükelçiliğimizde gerçekleştirilen davete Kraliçe II. Elizabeth bizzat katıldı. Bir hafta sürdü kutlamalar, sergiler, konfreanslar, seminerlerle dolu program. Ve açılış konuşmasını Bakan Nimet Özdaş yaptı.

Öncesinde hazırlıklarımız sırasında, yapacağı konuşmanın temelini oluşturmak üzere hiç kimsenin bilmediği, görmediği bir belge bulmamı istedi benden. O zaten her zaman böyleydi, her attığı adım özel ve “ilk” olma niteliği taşımalıydı!

Çok araştırdım ama mutlaka şansın da yardımıyla bir tarihçi/arşivcide bir belge buldum.  Londra’ya tayin edilen (gerçi 200 yıl sonra) ilk yerleşik Büyükelçi Yusuf Agâh Efendi’nin maiyetinde Başkatip olarak yer alan Mahmut Raif Efendi’nin yolculuk ve Londra’daki törenleri anlattığı günlüğü!  Havalara uçmuştu Nimet hoca.

Kaleme aldığım (tabii Özdaş’ın kendisinin değişikleri dahil) ve Londra’da muhteşem İnlilizcesiyle yaptığı açılış konuşması  sonucu, salonda bulunan büyük kalabalıktan geçmişini  bilmeyen pek çok kişi/akademisyen Nimet hocayı tarih profesörü sandı, bu algıyla sorular sordu, tebrik etti. Hiç bozmadı kendisi ve müthiş cevaplar yarattı. Hep birlikte çok gülmüştük o akşam Sefarette!

Aslen makine/uçak/otomatik kontrol mühendisi olan ve yıllarca İTÜ’de hocalık yapan Nimet Özdaş, uzun süren TÜBİTAK Başkanlığı ardından bir dönem, 7 yıl süreyle,  NATO’nun Genel Sekreter Yardımcılığını üstlenmişti. Bu görevin olağanüstü önemi, NATO’ gibi bir kuruluşun bilimsel işlerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı olmasıdır.  Özdaş bu pozisyona bir politikacı ya da diplomat olarak değil, bilimsel yeteneği ve düzeyi nedeniyle atanmıştır.  Uluslararası kuruluşlarda Özdaş gibi mevkilerde hizmet vermiş çok az kişi vardır. Hatırladıklarım Atilla Karaosmanoğlu, Kemal Derviş, İlter Türkmen, İhsan Doğramacı, Hikmet Çetin ve şimdi çok gündemde olan Ekmelettin İhsanoğlu.

Nimet hocanın kaleme aldığı “TÜBİTAK'ın İlk Yılları ve Bir Enstitünün Doğuşu” kitabı ardından deneyim ve izlenimlerini anlatacağı diğer kitaplarını bekledik hep. Bir zamanlar hevesliydi, hatta ben yakın bir sınıf arkadaşımı devreye soktum, yazdıklarının hem editörlüğünü yapsın, hem de bilgisayara aktarsın diye. Ama anlayamadığım nedenlerle bu işten vazgeçti.  Bir noktada da notlarını taşıyan belgeleri kaybettiğini söyledi. Çok yazık oldu bu cevherin deneyimleri topluma aktarılamadı...

Bu nadir insanın hatırası önünde saygıyla eğiliyorum...

Şefik Onat

24. 06. 2014

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.